Yazar: Uzunçorap

Özgürlükçü çocuk edebiyatı yaklaşımının zirvesi: İskandinav Çocuk Edebiyatı

Çocuk edebiyatı, Türkiye’de özellikle 2000’lerin başından bugüne çarpıcı bir hızla önemsenmeye, ciddiye alınmaya başlayan bir tür. Artık anne babaların da, öğretmenlerin de kitap seçme ve değerlendirmede ustalaştığı, çocukların okuyacakları kitapları oldukça geniş bir yelpazeden seçme olanağı bulduğu bir ortamdan bahsediyoruz. Gelgelelim, bir edebi tür olarak çocuk edebiyatı ne yazık ki akademiden ve eleştiri dünyasından hala hak ettiği ilgiyi görebilmiş değil. Bugün çocuk edebiyatını ciddiyetle değerlendiren, tartışan, anlamaya çalışan kişi ve/veya kurumların sayısı maalesef bir elin parmaklarını bile geçemeyecek kadar az. Ne zaman bu konuyu düşünsem aklıma Türkiye’deki duruma çarpıcı bir tezat oluşturan İskandinav ülkeleri geliyor. İsveç başta olmak üzere...

Devamı…

Soela Zani’den Down Sendromlu bir proje: “Her insan bir sanat eseridir”

Arnavut fotoğrafçı Soela Zani, Down Sendromlu bireyler için dünyaca ünlü tablolara yeniden hayat vererek büyük bir başarıya imza attı. Paul Gauguin’den Rene Magrite’ye; Diego Velasquez’den, Pierre Auguste Renoir’a uzanan bu önemli proje unutmamamız gereken bir şeyi hatırlatıyor hepimize ve ekliyor: “Farklılıklarımıza rağmen aslında hepimiz aynıyız, hepimiz bir sanat...

Devamı…

Bir küçücük günah keçisi: Çocukları sevmek ve okul üzerine

Arkadaşımın kızı, Ali’nin anaokulunda sınıf arkadaşı. Gerçek adını söylemeyeyim, Asya olsun burada. Üç buçuk yaşında bir küçük çocuktan bahsediyorum. Bebekliğinde geçirdiği rahatsızlıktan dolayı biraz hırçın; biraz söz dinlemez, hatta çok isteyenler diyebilir ki “zor” bir çocuk Asya. Bebekken bu rahatsızlık dolayısıyla aylarca evden dışarı çıkamayıp, annesine yapışmış, başka çocuk görmemiş ve dış dünyadaki ilk haftalarında başka çocuklarla ilişki kurmakta çok zorlandı (bundan başka bir izi kalmadı hastalığının). Hâlâ zorlandığı oluyor, hepimiz gibi. Üstelik, bu yıl okullar açılmadan kısa süre önce Asya’nın bir kardeşi oldu. Geçen sene, buradaki yegane anaokulunun (elbette devlet okulu, özel okul yok burada) küçük sınıfını müdür...

Devamı…

“Hamileyim ama duyulursa mahvolurum!”

Kim bilir ne çok kadının başına geliyor. Hamile olduğunu fark edince sevinemeyen ne çok kadın var. Birçok anne ve anne adayı, aslında çocukları sevdikleri, kendi çocukları olmasını, ona bakmayı istedikleri halde, gerçekten bir çocuğu olacağını öğrenince korkuya kapılıyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri evlilik dışı çocuk doğurmaya karşı çevrenin acımasız tutumu. Kadınlar istemeden hamile kaldıkları bebeklerinin, kendi ölümlerini getireceğinden korkuyor. Ailesi duyarsa namus adına öldürüleceğinden, istemediği biriyle zorla evlendirileceğinden, dışlanacağından, ailesinin onu reddedeceğinden, sokaklara düşeceğinden korkuyor kadınlar… Kürtaja tabii ki karşı değilim. Hele ki bir kadının hamile olması, onun kendi hayatını tehlikeye atıyorken… Çocuk zorla istenmez. Ama pek çok...

Devamı…

Ali şehirde…

Ben çocukken de şimdiki gibi şehirden uzak, kırlık çayırlık bir yerde yaşıyorduk. Anneannemlere giderdik, onlar şehirde oturuyordu, ama anneanne ziyareti anneannenin evinde kalınmasından oluştuğu için şehre gittiğimizi fark etmiyordum. Evi, bahçeyi hatırlıyorum, bahçede apartmanın kapıcısına ait çalı süpürgesi harika bir şeydi benim için. Bu olağanüstü icattan haberdar olduğum için seviniyor ve her seferinde o büyülü süpürgeye bir kere daha hayran olmaya gitmek istiyordum (ama onunla etrafı süpürmeme tabii ki izin yoktu). Anneannemin evinin bir büyük şehirde olduğuna dair hatıram, sabahları ilk ben kalktığım için, kimseyi uyandırmayayım diye anneannemin evdekiler kalkana kadar pencerenin kenarındaki koltukta beni kucağına alması, beraber sokaktan...

Devamı…

Bekar ve hamile: Aileme nasıl söyledim?

Ali’ye hamile olduğumu anladığım gün çok net aklımda. Bende yumurtlama bozukluğu, adet düzensizliği filan var (polikistik over sendromu – pos), adetimin ondan geciktiğini düşünüyordum, ama yine de bir test yapayım dedim. Çocuğu ben istiyordum, Kerem de çok hevesli olmasa da razıydı, “olursa güzel olur” derken ikimiz de olacağını düşünmüyorduk aslında. O kadar aklımda yoktu ki eczaneye gidip test almaya da üşenmiş, nasıl olsa dışarı çıkacağız, o zaman alırım demiştim, alelacele vapura yetişirken eczaneden aldığım testi, gideceğim yere götürmek uygun olmaz diye vapur tuvaletinde yapmıştım. “Sonucu ne tahmin ediyorsun?” dedim Kerem’e, “bence yok” dedi. Kalabalık vapurda, can simidi kutusunun üstünde,...

Devamı…

Neden evlenmedim?

İlk çocuğuma hamile olduğumu insanlara söylediğim sıralarda en çok karşılaştığım soruydu: “Evlenecek misiniz? Peki neden evlenmiyorsunuz?” Bebek doğana kadar bunu merak edenler, evlenelim diye ikna çalışmaları yapanlar doğumdan sonra pek sevinip hepsini unuttular, ikinci hamileliğimde bu konu hiç gündeme gelmedi. Normali de budur. Evlenmemek, nedeni sorulacak değişik, tuhaf, görülmemiş bir durum değil aslında. Evlenenler biz evlenmeyenlerden çok daha fazla olabilir bu toplumda ve belki çoğumuz kendi çevremizde azınlıktayız ama az değiliz! Biz de sıradanız ve evlenmemenin açıklanması, savunulması gereken bir yanı yok, ama yasalar bizim haklarımızı gözetmediği ve bazı “evlenme yanlıları” hakkımızda ileri geri konuştuğu için, hatta kimileri, sevdikleriyle...

Devamı…

Bebeğin babası annenin kocası değilse…

Yazarımız Zeynep A. gelen sorular üzerine Türk Hukuk Sitesi’nin Kadın Hakları Destek Merkezi KAHDEM‘e başvurdu ve merak edilenleri Avukat Habibe Kaynar Yılmaz’a sordu. Evli olan ama başkasından hamile olan bir kadının çocuğunu gerçek babasının üstüne kaydetmesinin yolu nedir? Babalık davası açmak gerekiyor mu? Anne ve babanın ikisi de çocuğu kabul ediyorsa, çocuğu kendi üstlerine kaydetmelerinin önünde kanuni engel var mı? Yasaya göre evlilik ve iddet süresinde doğan çocukların babası eş kabul edilmektedir. Anne bakımından kayıtta sorun yoktur. Çocuğun babasının eş olmadığı durumda, evet önce soy bağının reddi davası açılmalı, sonra biyolojik baba ile hukuki ilişki kurulmalıdır. Böyle bir engel varsa bu hangi kanundan geliyor? Bu kanun anayasanın eşitlik gibi temel ilkelerine uygun mu? (Mesela, evli bir adamın evlilik dışı çocuğu öz babası ve öz annesi üzerine yazılabiliyorken, evli bir kadının evlilik dışı çocuğu aynı şekilde yazılamıyorsa bunda bir adaletsizlik ve bir ayrımcılık yok mu?) Konu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 285. maddede “Babalık karinesi” başlığı ile düzenlenmiştir. MADDE 285:  “Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.” Mevcut düzenleme ve uygulama elbette pek çok soruna yol açmaktadır. 18 yaşından küçük ve bekar anne-babanın çocuğu nüfusa nasıl kaydedilir? 18 yaşından küçük olmaları erkeği tecavüzcü gibi mi gösteriyor, öyleyse bu hangi kanuna dayanıyor? Reşit olmayan çocukla cinsel ilişki kurmak şikayete bağlı bir suçtur. Şikayet yoksa ceza da yoktur. Bu yaş grubundaki çocuk doğum...

Devamı…

Evlilik dışı doğan bebekleri kim öldürüyor?

Günlerdir küçücük bir bebeğin çok acıklı ölümünü konuşuyoruz, düşünüyoruz. Annesinin 9 gün tatile giderken öleceğini düşünmeyip evde bıraktığı Berk bebecik. Evli olmayan annesinin isteyerek hamile kalmadığı, aldıramadığı için doğurduğu, ama şu habere (Ağlar ağlar uyur diye düşündüm) bakılırsa öldürmek istemediği, kıyamadığı, erken doğmuş, yaşamaktan vazgeçmemiş ama tek başına dayanamamış bir küçücük can. Burada Berk’in hayatı kararmış annesine saldırmak niyetinde değilim. Bu acının çok başka boyutları var. “Anne dokuz gün tatile gitti, aç kalan bebek öldü” haberinden bir gün önce, başka bir bebeğin ölüm haberi vardı gazetelerde. 4 yaşında bir çocuğu daha olan, genç bir evli kadının, kendi kocası olmayan bir adamdan hamile kalıp doğurduğu bir bebekti o. “Aldatılan kocaya şok” diye, olaya erkek açısından bakan bir başlıkla verilen habere göre kadın hamile olduğunu çok geç fark edip herkesten saklamış, evde doğum yapmış, bebeği de “çamaşır sepetine atıp üzerini çamaşırlarla kapatarak ölüme terk” etmişti (Hürriyet, 20 Ekim 2013). Zaman zaman gazetelere çıkan, çok küçükken öldürülen bebeklerle ilgili haberleri unutamıyorum. Siz de hatırlıyorsanız, fark etmişsinizdir, hemen hepsi evlilik dışı doğan, veya evli bir kadının evlilik dışı ilişkisinden doğan bebekler. Bazen bebekle beraber annesi de öldürülmüş oluyor akrabaları tarafından. Bu iç acıtıcı haberler karşısında küfretmek veya ağlamak dışında söylenecek söz yok mu? Küçücük bebeklerin öldürülmemesi için “ne olsaydı böyle olmazdı” diye hiç düşünüyor musunuz? Bir bebeğin sırf “evlilik dışı” olması, ne kadar da istenmemesine neden oluyor. Annesiyle babası evli olmayan bazı çok...

Devamı…

Basit…

Ali haftada bir gün annemlerde yatıya kalıyor, kardeşinden ayrı bir alanı da olsun, daha çok eğlensin, ben biraz dinleneyim, Cemo’yla da haftada bir kere olsun tek çocukmuş gibi ilgileneyim diye, bir de annemle babam torun saadetinin sefasını sürsün diye. Onu almaya gittiğimde hemen her sefer annem “Zeynep, bu çocuk çok akıllı, ay ne yaptı biliyor musun?” diye başlıyor anlatmaya fısır fısır. Fısır fısır, çünkü çocukcağıza akıllısın gazı vermesini istemediğimi biliyor. Şirret olduğum için annem de yazık, korkuyor benden, maazallah kızarım çocuğu göndermekten vazgeçerim… Çocukken “çok akıllısın” gazından yemiştim bol bol, insanın çocukluğunu karartabilecek bir saçmalıktır. Bunu bilahare yazmam lazım. Ali’nin, Cemo’nun, çocukların akıllı olmasına gerek yok, hayatın tadını alsın, mutlu olsun yeter. Merakla etrafı keşfetmeye çalışırken, onu bunu seyredip taklit ederken, oyun oynarken kendiliğinden öğrendiklerinden başka bir şey öğretmeye de gerek yok. Akılsız olsa sevmeyeceğiz sanki çocuklarımızı. Hem bazı engellerden dolayı gerçekten de çok akıllı olmayan çocukların da kendilerine ait çok özel akılları var. İnsanı bazen hüzünlendirse de son derece sevilesi bir akıl onlarınki de… Neyse, “çocuk çok akıllı” laflarını dinleye dinleye bazen ben bile çocukcağızın içinde bizimkine benzeyen bir akıl var sanıyorum herhalde. Bir de konuşup duruyor ya… bazen öyle şeyleri anlıyor ki, bunu anlıyorsa ve böyle diyorsa bu çocuk her şeyi anlıyor, diye düşünüyorum galiba. Sonra komik komik bir şeyler yapıyor yine, yahu diyorum, basitsin işte. Ali 2 yaşına daha gelmemişti sanıyorum. Bir gün öğle uykusuna yatırırken...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.