– Arkadaşlar bugünün ödevi ne?
– Matematikten sayfa 45-48.
– Türkçeden yok mu ödev?
– Var. O da sayfa 34-36.

Yukarıdaki diyalog kimler arasında yaşanıyor dersiniz? İki ilkokul öğrencisi arasında olduğunu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Okuduğunuz satırlar, bir veli WhatsApp grubunda geçiyor. “Tüm veli WhatsApp gruplarında” mı demeliydik acaba?

Özellikle ilkokul çağında çocuğu olanların aşina olduğu bu tür diyaloglar neredeyse rutine dönmüş durumda. Çocuklar eve döndüklerinde kitaplarını, defterlerini okulda unutmuş olabiliyor. (Benim kızım bu konuda tavan yapıp, çantasını komple okulda bırakıp geldi geçen günlerin birinde.) Tüm kitap ve defterlerini getirmiş olsalar bile en iyi ihtimalle o günkü ödevlerini hatırlamıyorlar. Veli sohbetlerinden anladığım kadarıyla, ertesi gün ödevini yapmadan okula gitmek istemeseler de ödevlerinin ne olduğunu bilmiyor olmak çok da rahatsız etmiyor kimseyi. Zira, hepsi emniyet sibobları olduğunun farkında.

– Baba, WhatsApp grubuna sorsana, ödev neymiş?
– Bu nasıl taleptir ya? Ödevinin ne olduğunu ben mi öğreneceğim?
– İyi ama herkes böyle yapıyor.

İşte zurnanın zırt dediği yer: “Herkes böyle yapıyor!”

Çocuk haklı.

Sevgili veliler. Sevgili arkadaşlarımız. Gelin aramızda şu ödev denilen işin ne olduğunu konuşalım önce.

Fikrimi başta söyleyeyim: Eve ödev gönderilmesine toptan karşıyım. Sabah 7.30’da evden çıkıp akşam 17.00’de eve dönen 8 yaşında bir çocuğun bir de ödevle uğraşmasını olağanüstü saçma buluyorum. Yapabileceği -ondan istenebilecek- en fazla kitap okuması olabilir. Bunu da zaten ödev olarak tanımlamamalı, alışkanlık olarak benimsetmeli (alın size ayrı bir yazı konusu).

Ama madem eve ödev gönderiyorlar; o zaman amacın ne olduğuna bakalım. Sanıyor musunuz ki “Aşağıdaki cümlelerden hangisinin sözcük sayısı diğerlerinden fazladır?” sorusunu doğru yanıtladığında oğlunuz ya da kızınız direkt NASA’da işbaşı yapacak? Yok öyle bir şey. Ödev dediğin bir bütün değil mi dostlar? Yani o ödevi anlaması, aklında tutarak ya da bir yere not alarak sorumluluğunu üstlenmesi, eve döndüğünde ödevini yapmak ya da yapmamak konusunda inisiyatif alması bir anlam ifade etmiyor mu? Öğretmeni dinlemediği için ödevini anlamayan ya da yarım dinlediği için evde hatırlamayan bir öğrencinin bir sonraki gün ödevsiz gittiği için mahcup olması da bu eğitimin bir parçası değil mi? O gün yaşayacağı sıkıntı ölçüsünde, bir daha aynı sıkıntıyı yaşamamak adına daha dikkatli olacağı aklınıza gelmiyor mu cidden? “Ama çok mu üzülür?” E bırakın üzülsün. Bir gün üzülmesine kıyamadığınız o güzel çocuğa aslında iyilik yapmadığınızı göremiyor musunuz?

Çocukların doğumunun hemen ardından doktorumuz Fatma Hanım’a “Bazı arkadaşlarımız çocuklarını, damacana suyu kaynatarak yıkıyor, ne önerirsiniz?” diye sormuştuk. Verdiği tarihi cevap, bir rehber gibi halen aklımda: “Tabii. İsterseniz öyle de yapabilirsiniz. Ancak hayatları boyunca bunu sürdürebilecekseniz tercih edin lütfen.”

Ne zarif bir paparaydı o öyle. Neyse ki uzatmadan anlamış, sonra da ilk şebeke suyu ile tanıştırmıştık çocukları. İyi ki de öyle yapmışız. İyi ki de bu aklı hayatın tüm noktalarında uyguladık.

Şimdi, her akşam WhatsApp gruplarında çocuklarının ödevini öğrenmeye çalışan, telefonla sayfa görüntülerini birbiriyle paylaşan, kim bilir belki daha da ileri gidip ödevleri yaparken fazlaca topa giren velilere Fatma Hanım’ın yaklaşımıyla sesleniyorum.

Tabii ki devam edin arkadaşlar. Hatırlanmayan ödevleri öğrenin, unutulan kitapların yerine sayfa görüntülerini edinin. Böylece dikkatsizlik, sorumsuzluk gibi nedenlerle başı derde giren oğlunuz / kızınızı bu dertten kurtarın. Ama bunu lütfen hayat boyu yapabilecekseniz sürdürün. Aksi halde bundan dört beş sene sonra o çocuk halen aynı kafada gittiğinde duruma isyan edecekseniz, lütfen bu işi şimdiden bırakın.

İşin kötüsü ne biliyor musunuz?

Ben kızıma “Kitabını unuttuysan, yarın hesabını öğretmenine verirsin” deyip, onu durumuyla baş başa bıraktığımda, dilim de varmıyor ama, bana nefret ederek bakıyor. Henüz cümle olarak kurmadı ama bakışlarından “Sen çok kötü bir babasın”ı okuyorum. Cidden kötü olan ben miyim acaba? Gel de anlat bunu kızıma!

ÖDEVDEN BİZE NE?

Ödev, okulda yürüyen eğitimin bir parçası değil mi? Yani öğretmenle öğrenci arasındaki ilişkinin enstrümanlarından biri. Öyleyse bize ne bundan? Çocuğumuz gelip, özellikle bir soru / konu üzerine yardım istemediği sürece cidden bize ne bundan?

Niçin “Ödevin var mı?”, “Ödevini yaptın mı?” diye soruyoruz… Niçin “Ödevine otur” diye baskı kuruyoruz? Hatta daha da ileri gidip niçin ödev üzerinden türlü pazarlıklara giriyor; yapmazsa haklarından mahrum edip, yaparsa ödül vadediyoruz? Su içmek gibi, çiş yapmak gibi normal ve sıradan bir şey değil mi bu? Çiş yaptığı için ödül verdiğiniz oldu mu çocuğunuza hiç? Hem, eğer ödev yapmamayı tercih ediyorsa, sonuçlarına katlanacak kişi o olduğuna göre yine bizim dışımızda bir iş değil mi bu?

  • Ödevin niçin verildiğini, ödevin mantığını anlatsak…
  • Çalışabileceği bir alan yaratsak…
  • Çalışmaya başladığında, yaptığı işe saygı duyup TV gibi dikkat dağıtıcıları pasifize etsek…
  • Ona “Ders çalış” deyip dururken TV başında mıhlanmak yerine elimize bir kitap alıp örnek olsak…
  • Ödev yaparken başında beklemek yerine, tüm sorumluluğu ona bıraksak ve sadece yardım istediğinde sürece dahil olsak… Böylece bu işin sadece kendisiyle ilgili olduğunun bilincine varsa…
  • Ödevlerindeki soruları “çözerek” yardım etmek yerine, çözüm yolunu, mantığını anlatsak ki benzer sıkışmışlıkların her birinde bize gelmesinin önünü kessek…
  • Okula tamamen doğru bir ödevle dönmesini kişisel bir mesele haline döndürmesek de yanlışlarıyla yüzleşmesini sağlasak… Bu sayede öğretmeninin, çocuğumuzun eksiklerini tespit etmesine olanak sağlasak…
  • Ama işin dozunu ayarlayamayıp, ilgisiz de olmasak… Ödevine başlaması ya da bitirmesini abartmadan olumlasak, onu tebrik etsek…
    … yetmez mi?

Nedir bu olayı böylesi içselleştirip, hayatımızın bir parçası haline getirmemiz ve bu arada asıl hayatının parçası olması gereken çocuğumuzu bu işe yabancılaştırmamız?  Son bir şey soracağım:

0910_02habergorseli04