Bu fotoğrafa dikkatli bakın. Akdeniz’de batan bir tekneden sağ olarak çıkan Suriyeli bir annenin bebeğini su üzerinde tutmaya çalıştığını göreceksiniz.

BM’ye göre, mültecilerin büyük çoğunluğu tahminen 220.000 ve 300.000’den fazla insanın öldürüldüğü korkunç savaş sırasında Suriye’den kaçtı. Hayatınızda bir kez olsun düşünün! Bu insanlar bizim kardeşlerimiz; tehlikeli ve umutsuz bir durumda olan kardeşlerimiz.

Mülteciler Cayman Adaları’nda vergi kaçırmıyor; Ulusal Sağlık Hizmetleri’ni özelleştirmiyor; mülteciler hükümeti kesintiler konusunda etkilemiyor; mülteciler, sevdiklerini geride bırakarak bir trene atlayıp rüşvet vererek, savaşarak ve çabalayarak hayatları için mücadele ediyorlar; arkadaşlarının ve sevdiklerinin öldüğünü ve tecavüze uğradıklarını biliyorlar ve yaşamaya zor da olsa devam ediyorlar. Şu anki tek amaçları haftada £67.46 kazanabilmek.

Çocuğunuzu sabahleyin kaldırdığınızı, besleyip giydirdiğinizi, küçük kızınızın saçlarını at kuyruğu yaptığınızı ve oğlunuzla hangi ayakkabıları giymek istediği üzerine tartıştığınızı hayal edin. Şimdi de bunları yaparken bugün onlara bir can yeleği giydirdiğinizi ve onlarla birlikte kauçuk bir bota bindiğinizi hayal edin. Onlara güven vermek için anlatmak zorunda olduğunuz hikayeyi düşünün. Onları eğlendirmeye çalıştığınızı düşünün. Onlara gülümseyip korkunuzu gizlemeye çalıştığınızı düşünün.

Bunu deneyin ve anaakım medyanın sevdiklerinizi ve ailenizi toplumun başına gelen en büyük “bela” olarak nitelendirip “mülteci” etiketiyle sizi yaşamaya nasıl zorladığını ve yaşadığınız bu korkunç deneyimin nasıl değersizleştirildiğini tasavvur edin.

***

Steven McCallum’un bu yazısı özetlenerek çevrilmiştir.