Mayıs 2010’dan bu yana okullarda 26 çocuk yaşamını yitirdi, yaralanan ve sakat kalan öğrencilerin sayısı ise belli değil…

Çocuk Derneği (Çocuk Hakları Merkezi) verilerine göre, yılda en az 12 çocuk okullardaki ihmallerin kurbanı oluyor. Efe Boz’un okulda yaşamını yitirdiği Mayıs 2010’dan bu yana okul ortamında ölen çocukların sayısı 26. Üstelik bu sadece basına yansıyan ölüm olaylarının sayısı. Yaralanan, sakat kalan çocuklara ilişkin veriler yok. 

Okullardaki olumsuz fiziki koşulların yanı sıra acıyı yaşayan ailelerin de durumlarını değerlendiren Gündem: Çocuk Derneği, “Bu tür olayların ardından yetkililerin aklına ölen çocukları suçlamak bile geliyor ama bozuk demir kapıyı kimin görmezden geldiği, açıktaki elektrik kablosunu kimin çektiği, düşen lavaboyu kimin kontrol etmediğini sormuyor sormaktan kaçıyor” diyor.

Çocuklarının hesaplarını sormak isteyen aileler üzerinde kurulmak istenen baskıya dikkat çeken dernek, psikolojik baskıyla dava açmaktan caydırılmak istendiğine dikkat çekiyor. Gündem Çocuk’un tespitlerine göre, “Okullar neden çocukları öldürüyor” sorusuna tespitler ise şöyle:

Okul projeleri kötü

Denetimsizlik ve standart dışı uygulamalardan dolayı okulların fiziksel koşulları çok kötü. Bakımsız demir kapılar, okul bahçesinde açık unutulan çukurlar, önlem alınmayan asansör boşlukları, projesiz ve yanlış monte edilmiş lavabolar çocukları öldürüyor.

Mevcut okul yapı stoku fiziksel güvenlik açısından hiç denetlenmiyor. Okul projeleri ve inşaatları çocukların güvenliği ve eğitimin gerekleri düşünülmeden yapılıyor.

Denetim yok

Okullardaki yenileme, tadilat ve tamiratlar okul müdürlerinin inisiyatifinde ve tamamen denetimsiz, projesiz, onaysız şekilde yapılıyor. Okullarda yapılan yenileme, tamirat ve tadilatlarda fiziksel güvenlik değil, lüks, gösteriş ve şatafat ön plana çıkıyor.

Fiziksel güvenlik testi yapılmıyor

Milli Eğitim sistemimizde, okulların çocuklar için fiziksel olarak güvenli olup olmadığını denetleyen hiçbir sistem yok. Oysa pek çok gelişmiş ülkede okullar periyodik olarak fiziksel güvenlik testine tabi tutuluyor. Türkiye’de böylesi bir denetim sistemi yok.

‘Münferit’ açıklaması

Okullardaki her ölümün ardından yetkililer, ağız birliği yaparcasına olayın bir kaza ve münferit bir vaka olduğu açıklamaları yapıyor.

Üstü örtülüyor

Okullarda meydana gelen ölüm ve yaralanma olaylarında, Milli Eğitim Bakanlığı çocuğun ve ailesinin tarafında ve yanında durup çocuğun hakkını araması ve savunması gerekirken kendini ve sorumlu personeli savunmaya geçiyor. Olayın üstü kapatılmaya çalışılıyor.

Elektrik kablosunu kimin çektiği, demir kapıyı kimin monte ettiği hiç sorgulanmıyor

Bu tür olayların ardından yetkililerin aklına ölen çocukları suçlamak bile geliyor ama bozuk demir kapıyı kimin görmezden geldiği, açıktaki elektrik kablosunu kimin çektiği, düşen lavaboyu kimin kontrol etmediğini sormuyor sormaktan kaçıyor.

Maaş kesme cezasıyla yetiniliyor

Sorumlu okul idarecileri ve bürokratlar idari soruşturmaya tabi tutulmuyor. Tabi tutulduklarında da ya hiç ceza almıyor ya da komik denebilecek (bir günlük maaş kesme cezası gibi) idari cezalar alıyorlar. Bu cezalar bile erteleniyor.

Parası olmayan dava açmıyor

Okulda çocuğunu kaybeden aileler maddi zorluklar sebebiyle dava açamıyor. Açtıkları davaları sürdüremiyor.

“Okuldaki çocuktan ‘Milli Eğitim’ sorumludur” lafı sadece söylemde kalıyor. Herhangi kötü bir olay olduğunda kimse sorumlu tutulamıyor.

Hapse giren idareci yok

Bu tür pek çok olay sonrasında “kaza” olduğu gerekçesi ile dava açılmıyor. Yeterli soruşturma yürütülmüyor. Bugüne kadar okulda ölen bir çocuktan dolayı hiç bir idareci, sorumlu hapse girmedi.

Savcılar ve hakimler bu tür olaylarda ya dava açmıyor ya da açtıkları davaya sorumlu olan öğretmen ve idarecileri dahil etmiyorlar. Sorumlular cezasız kalıyor.

Yargılamalar sonucunda çok nadir de olsa verilen hapis cezaları paraya çevriliyor ya da erteleniyor. Örneğin, Anıl Erdem’in davasında verilen 3 yıl hapis cezası, 2 yıl 6 aya indirildi, 18 bin250 TL paraya çevrildi. O da 24 taksite bölündü.)

Hülya Karabağlı, t24.com