Ahmet oğlan nerede gözünü ayırma kardeşinden demiştim.. Serdar, Serdar.. Nerede bu oğlan başına bir hal mi geldi… Parkta kaşla göz arasında kayboluverir Serdar, karakol, hastane aranır, sokaklar caddeler arşınlanır.Yok, yer yarıldı içine girdi oğlan…

Ana baba yemeden içmeden kesilir, ağlamaktan gözyaşları biter, yiter, biricik evlatları ortadan yok olur.. Organ mafyası mı, kaza mı, cinayet mi, bir sapığın eline mi düştü?

Ocağa ateş düştü, hayat durdu, hayat bitti.

Serdar’ı kapalı havuzda yüzdürüp, çeşitli numaralar öğretip para kazanmak için ‘çocuk gösteri parkı’ işletmecisi kaçırmış. Hayvanların hoşuna gidiyormuş, suda çocuklarla yüzmek hem bazı söylentiler de varmış bu insan yavrularıyla yüzmek sağlığa da iyi geliyor diye… Tüm gün eğlence, suda atlayıp zıplayarak, onları izleyen  hayvanları eğlendiren, derisi klordan buruşmuş, işkence ile taklalar atmayı öğrenmiş insan yavruları…

Çok mu absurd oldu?

Geçen gün bir tv programı gözüme takıldı, çevre ya da doğa katkılı süslü bir ismi vardı, unuttum, sonuna doğru yakaladım… Programı sunan kişi aklı karıştı, “Bu memeliler evet esir bir anlamda ama şartları da fena değil” diye bir şeyler geveleyerek programı kapattı.

İyi şart ne demek? Günde 3 öğün yemek? Sigorta? Araba ve ev? Haftada bir gece dışarda yemek? Dolgun maaş? Bir deniz memelisinin kapalı bir alanda ya da etrafı telle çevrili denizde şartları nasıl iyi olabilir? Bunu iddia eden insanoğlunun beyninin hangi lobunda sorun vardır?

Programın sonunda kapalı bir havuzda bikinileri ile yunuslarla yüzmek için sıra bekleyen iki genç kadına da mikrofon uzattı sunucu, “Ne düşünüyorsunuz?” diye sorarak… “Ayyy üzülüyoruz tabi bu hayvanların esir olmalarına ama buranın yöneticileri onlara çok iyi bakıyorlarmış, öyle dediler bizim de içimiz rahat” diye kıkırdayarak cevaplayıp suya atladılar.

Memeli, yani doğuran aile kavramı olan, birlikte yaşamayı bilen ve tercih eden gelişmiş tür. Aynen bizim gibi, doğuran, emziren… Aynada aksini görünce kendisini tanıyan, ailesi ile haberleşen… Yunuslar balık değil, memeli. Hangi lüfere takla atmayı öğretebilirsiniz? Hangi istavrit çemberden atlamayı becerebilir?

Bazı insanlar aynen yukardaki gibi canları istediğinde gidip bir memeli ailenin yavrusunu çalıyor… Yaralayarak, korkutarak, zor kullanarak kaçırıyor. Kimi yolculukta ölüyor, kimi hastalanıyor, yaralanıyor. Yaşayanlar hapsedilip işkence ile eğitiliyor.

Önce çiğ balık sindirmeye alışık olmayan bünyeleri buna alıştırılıyor. Elektrik verilerek, vurularak, aç bırakılarak eğitimleri sürdürülüyor. Bu eziyete dayanamayanlar onurlu bir şekilde yemeyi reddedip intihar etme seçeneğini kullanıyor.

Açlıkla ve dayakla eğitimlerini tamamlayanları ise beyin hasarı bekliyor. Çünkü bu canlılar sonar sistemleri sayesinde bizim duyduğumuz ve duyamadığımız sesler çıkartarak haberleşiyor. Yönlerini buluyor, harita gibi yolda ne var, taş mı kaya mı, gemi mi, radar gibi kullanıyorlar. Bu seslerin havuz duvarlarına  ya da kafeslere çarpıp geri dönmesi ile ağır hasarlar alıyorlar. Yetmedi, kullanılan klora alışık olmayan deri ve gözlerde yaralar oluşuyor, korunmak için gözlerini kapatıp yüzüyorlar, çoğu kör oluyor. Yetmedi, üzerlerine abanıp keyifle çığlıklar atan insanlar tarafından yüzgeçlerinin formu bozulup eğiliyor ve iş göremez hale geliyor.

“Hadi diyelim amaaaaan bana ne kardeşim, ben gider keyfime bakarım, çoluk çocuk iki satır eğlensin, oyalayacak yer bulamıyorum” diyenlerdensiniz, bir de şunu dinleyin o zaman..

O güldüğünü zannettiğiniz ama aslında sadece ağız yapısı yüzünden güler gözüken yunusları aslında zor eğitilen ve kızdığı ya da küstüğü zaman ciddi tehlike oluşturabilen canlılar. Ama kimin umurunda, ucunda para olduktan sonra bu ayrıntının ne önemi var?

Araştırma yaparken iki yunus tarafından saldırıya uğrayan alan Dr. Naomi Rose, bu tip kazaların ne sıklıkta yaşandığını araştırmaya başlıyor. Sonuçlar etkileyici ancak kamuoyundan saklanıyor.

“Hadi diyelim, amaaaan be kardeşim amma vızıldadın, bir kere yunusla yüzmek terapi amaçlı da kullanılıyor. Otistik ya da bir başka bedensel engeli olan çocukların yunuslarla yüzmesinin iyileştirici etkisi var.” Palavra.. Basit bir araştırma ile bulunabilecek bulgular bu uydurma terapinin hiçbir tedavi edici özelliği olmadığını söylüyor. Hatta bizim Sağlık Bakanlığının tedavi edici hiçbir bilimsel verisi olmadığına dair yayını var.

Geriye ne kaldı?

“Çocuklar mutlu oluyor, eğleniyor, fena mı hayvan sevgisi aşılıyoruz…” Başka bir palavra.. Hayvan esaretini alkışlattırıp, eziyetle eğitilmiş hayvanların üzerinden yapılan kirli  ticarete destek olup, meşrulaştırıyorsunuz sadece… Türcü olmasına destek vererek bir çocuk yetitiriyorsunuz, herşey insanlar için diyerek başka canlıların esaretini normal sayacak  geleceğin yetişkini.

Ne olur o çocuklar yunusları internette görseler? Vapura eşlik ederken izleyip sevinçle ellerini çırpsalar? Her gün kilometrelerce yüzüp, aileleri ile beraber avlanıp yaşayan yunusların özgür olmaları gerektiğini bilseler?

Serdar’ın ana babasının acısını tutsak edilen yunusların ana babası da yaşıyor. Sizin yüreğiniz Serdarın hapsedilip, zorla çiğ balık yedirilip, dayakla eğitilip hayvanlar güzel bir gün geçirsin diye buruş buruş olmuş derisiyle suda taklalar atmasına dayanır mı?

Yunuslara nasıl dayanıyor?

Ya da çocuklara bu eziyeti eğlence diye öğretmeye  nasıl dayanıyorsunuz ?

Kulakları çınlasın, bir arkadaşımın anısı:
Yer bitki ve hayvan fuarı, arkadaşımın yanına gelen adam elindeki biletleri uzatıp soruyor. “Ağabey, yunus parkımızdaki gösteri biletleri yüzde 25 indirimli, yunuslarla yüzmek ister misin?’’Adamın yüzüne bakan arkadaşım cevaplıyor” Ben yüzmesine yüzerim de sen yunuslara sordun mu benimle yüzmek isteyip istemediklerini?’’

Kaynağından gerçekleri öğrenmek isterseniz,

http://www.habervesaire.com/news/gulumseyen-tehlike-yunusla-tedavi-452.html

http://www.savaskarakas.com/html/belgesel9.html

http://www.sad.org.tr/arastirma-gruplari/demag/255-madalyonun-oteki-yuzu-deniz-parklari