Advertisement

Yazar: Uzunçorap

Bugün Dünya Engelliler Günü…

3 Aralık… Bugün her yerde engelliler için etkinlikler düzenleniyor. Eksik olmasınlar özellikle siyasiler, belediyeler, rehabilitasyon merkezleri, dernekler. Farkındalık adına önemli bir gün… Peki bunların farkında mıyız? 2005 yılında TBMM’ de kabul edilen yasa ile  Kamu kurum ve kuruluşlarının ve belediyelerin, yollar, kaldırımlar, yeşil alanlar, yaya geçitleri, resmi yapılar, spor alanları, toplu taşıma araçları gibi yerlerin yedi yıl içerisinde özürlüler için erişilebilir duruma getirilmesi gerektiğini belirten kanunun gerekliliklerini aradan geçen zamanda yerine getirilmemesinden sonra AKP, Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç ve Amasya Milletvekili Avni Erdemir’in verdikleri kanun teklifiyle yedi yıllık sürenin üç yıl daha uzatıldığının… Sağlık kurumu raporu almadan destek eğitim alamadığımızı ancak hastanelerden alınan bu raporların hiçbir inceleme yapılmadan verildiğini ve bu gayri ciddi raporlardan dolayı özel eğitim ve rehabilitasyon konusunda çocuklarımızın mağdur olduğunu… Engelli bir birey için çok önemli olan destek eğitimin sadece aylık 8 saatinin devlet tarafından karşılandığını, örneğin bir bedensel engelli çocuk için fizik tedavinin vazgeçilmez olduğunu ancak bu bedensel engele mental bir sorun da eşlik ederse aylık sadece 4 saat fizik 4 saat özel eğitim desteğinin devlet tarafından karşılandığının ve bu çalışmayla hiç bir çocuğun yaşama katılmayacağının… Fizik tedavi ve özel eğitim maliyetlerini karşılamak için ailelerin gösterdikleri çabaların veya bu maliyetleri karşılamayan ailelerin çocuklarının gözlerinin önünde yeterli eğitim ve rehabilitasyon alamadığı için yaşama yeterince katılmamasından dolayı yaşadığı çaresizliğin… Ailelerin hani o Tekirdağ milletvekilinin bakım parasını almak için gözlerinin içine ölmesinler diye baktığını söylediği 400 tl...

Devamı…

Elif Key: The future is taslak

Bir billboardda gördüm. Bir kadın, bir de erkek, ikisi de çok havalı, sanırsın Aspen’deler, onlara göre kayak bana göre kaynak gözlüğü. Gökdelenlere bakıyorlar, uzaklarda ufolar. Ufolar yer bilmez izan bilmez, o yüzden İngilizce: “The future is Maslak” Eskiden yoktu bunlar. Yani bu havalı billboardlar. Caddelere brandalar asılırdı. “Mazhar Fuat Özkan, Caddebostan Budak Sineması’nda” Sinemada açıkhava konseri, çekirdek yemek serbestti. Ben de küçüğüm, iş yok güç yok, büyüyorum, ki büyümek hayatta en ciddiye alınacak meseledir belki de. Her hafta anneannemle pazara gidiyorum. Anneannem fileleri ceplerine tıkıştırır, kahverengi paltosunu giyer, “Hadi” der. “Necla, pazara gidelim de mısır alalım, haşlar, yeriz.” Necla Halam dedemin kardeşi. Didişseler de iyi arkadaşlar. Hep Eskişehir’i konuşuyorlar. Necla’nın oğlu Eskişehirspor’da top oynuyor. Sanırsın, Eskişehirspor Real Madrid, Eskişehir de ikisinin Paris’i. Anneannemle Necla Hala maçlara gidip, rakibin ataklarında “Kış, kış” diyorlar, Eskişehirspor’un kalesini ikisi koruyor. “10 tane mısır alalım” dedi anneannem, “10 tane yiyeyemem, çok” dedim. Necla Halam, “Oturup kütür kütür bütün elmaları yiyorsun, mısırları da yersin” dedi. Haklıydı, yerdim. Pis boğazın tekiydim. Pazara girerken, “Elimizi bırakma e mi’ dedi Necla Halam. Anneannem dedi ki, “O biliyor, pazarda kaybolursa civcivcinin yanına gidecek.” “Allah muhafaza” dediler. Allah’ın muhafızları var sandığım vakitler. Ne oldu hatırlamıyorum, bıraktım ellerini. Herhalde ikisi sebze seçiyordu. O gün pazarda kayboldum. Nefes nefese civciv satan amcayı buldum. Anneannem dedim, beni burada bulacak, kaybolursan beni orada bekle demişti. Civcivci “Melihaanımın torunu musun sen?” dedi. Evet, torunuyum.Civcivcinin bacanağı...

Devamı…

Fotoğraflarla gerçekleşen hayaller…

Sloven fotoğrafçı Matej Peljhan, 12 yaşındaki Luka’nın gerçek hayatta yapamadığı eylemleri “Küçük Prens” adlı bir fotoğraf projesinde gerçekleştirdi. Kas distrofisi olan Luka fotoğraftaki eylemlerin hiçbirini kendi başına yapamıyor. Luka fotoğraf çekimi için tekerli sandalyesinden kurtuldu ve bir yere uzanarak farklı pozisyonlara sokuldu. Hayatında ilk defa yürüyebildi, basketbol oynadı, yüzdü ve merdiven...

Devamı…

İnteraktif çocuk kütüphanesi için on bin imza toplandı

Kadıköy’de çocuklara özel interaktif bir kütüphane açılması için toplanan on bin imza Belediye Başkanı Selami Öztürk’e teslim edildi. İmza kampanyasını yürüten Kitap Okuyan Çocuklar Projesi Genel Koordinatörü Esra Akçay-Duff “çocukların eğlenerek, deneyerek, hissederek kitap okuyacakları, canlandırma yapacakları ve öğrenerek gelişecekleri interaktif ve aktif bir öğrenme merkezi açılmasını istediklerini söyledi. Akçay-Duff bu kütüphanenin tüm Türkiye’ye yayılabilecek bir yapının örneği olduğunu belirtti ve bir yıl öncesinde Selami Öztürk tarafından kütüphane için söz verildiğini fakat yer tahsis edilmediğini de ekledi. “Başkanla görüşmemizde konunun belediyenin de gündeminde olduğunu ve uygun yer bulunduğunda derhal çalışmalara başlanacağını dile getirdi.”...

Devamı…

‘Benim Çocuğum’ rektörü rahatsız etti

Gaziantep Üniversitesi’nde Rektörlük, ‘Benim Çocuğum’ belgesel filmine önce izin verdi daha sonra ‘içerik’ gerekçesiyle gösterimi engelledi. Üniversitedeki sansüre karşın filmin gösterimi ESP Gözükızıl sosyal tesisinde gerçekleştirildi. Duruma tepkili olan ve filmde de oynayan Listag LGBTİ anneleri birçok üniversiteden meclise kadar çeşitli yerlerde gösterimini yaptıkları filmin engellenmesini, homofobik bir yaklaşım olarak nitelendiriyor ve LGBTİ olan bir gencin bu üniversitede okumasının zor olacağına dikkat çekiyor. ‘Benim Çocuğum’ belgesel filminin 30 Kasım günü GAÜN cep sinemasında gösteriminin yapılması için üniversiteye yazılan dilekçe kabul edildi. Bunun üzerine hazırlığa başlayan öğrenciler, filmde oynayan Listag LGBTİ üyesi annelerini de etkinliğe çağırdı. Ancak üniversitenin etkinlik sayfasında...

Devamı…

Ali Koç: "Dersaneler mi özel okula dönüşecek, yoksa özel okullar mı dersaneye?"

Metin Solmaz: Dersanelerin olmadığı bir hayat neye benzer Türkiye’de? Ali Koç: Dersanelerin olmadığı bir Türkiye, eğitimin çıktılar üzerinden değil; süreçler üzerinden değerlendirildiği, aldığımız eğitimin değerinin girdiğimiz sınavdaki başarımıza etkisi ile değil; öğrenmekten aldığımız keyif ya da elde ettiğimiz yeni beceriler ile ölçüldüğü bir Türkiye olur sanırım. Metin Solmaz: Dersaneler “özel okul” olarak devam edebilir mi? Bu kadar yakın şeyler mi, öyle mi olmalı okul ve dersane? Ali Koç: Dersanelerin açık lise ya da akademik lise olması önerisi eğitimin ya da öğrencinin ihtiyacını çözmek için değil, dersanelerin kapatılmasının yaratacağı ekonomik ve sosyal sorunları ortadan kaldırmak için yapılıyor. Dersaneler hukuki olarak...

Devamı…

Van'da insanlığın bitmesine bir hafta kaldı!

Van’da uzun süredir elektriksiz-susuz yaşayan depremzedelere kış gelirken şimdi de konteyner kenti boşaltmaları için bir hafta süre verildi. Erciş’te Alkanat konteynır kentinde kalan 50 aile geçen perşembe polisler tarafından konteynırlardan çıkarılmaya çalışıldı. Polislerin boş konteynırları söküp götürdüğünü anlatan depremzedeler, basının konteynır kente gelmesi ve zorla tahliyelerin sosyal medyada tepki çekmesi üzerine kendilerine bir hafta daha müddet tanındığını söyledi. Korku içindeyiz Bir ilkokulda temizlik görevlisi olarak çalışan Ercan Gün, konteynir kentteki ailelerin depremden önce ayda 50 – 100 liralık evlerde kirada kaldığını, şimdiyse Erciş’te ağır hasarlı evlere 300 – 400 lira kira istendiğini, ailelerin bu kiraları ödeyecek durumda olmadığını belirtti....

Devamı…

Hamilelik günlüğü no. 7

29 hafta bitti. Sıkıcı hamileliğin kalan günleri şükür azalıyor. Geçen cuma doktor kontrolü vardı, her şey yolunda. Bebek 1,5 kiloya yaklaşmış, ben de 8 kilo almışım. Son bir buçuk ayda dikkatliyim diye sadece yarım kilo almışım. Demek ki ilk aylarda şımarmasam iyi olurmuş. Amaaaan, neyse sonra emzirince ve koşturmaktan kaditi çıkıyor zaten insanın diyerek rahatlatıyoruz kendimizi, hatta bir gofret mi yesem şimdi? İlyas’a hamileyken virütik bir sebep yüzünden normal doğum yapamamıştım. HPV zaman zaman özellikle bağışıklık sistemi güçsüzleştiğinde ortaya çıkabilen bir virüs. Bazen atlatıyor vücut, bazen de kalıyor ve tekrarlıyor. Bende hamilelik sonrasında bir daha ortaya çıkmadı. Bu hamilelikte de çıkmadı. Kadına bir zararı olmayan (bu çeşidinin zararı yok, bir çeşidi rahim ağzı kanserine yol açan virüs) ama bebek kanaldan geçerse solunum yollarına buluşabileceği için ona çok ciddi zararlar verebilecek bir virüs olduğu için doğum epidural sezaryenle olmuştu. Kese patlamasın, bebek su yoluyla bile temasa geçmesin diye tahmin edilen zamandan 10 gün evvel olmuştu operasyon ve bu yüzden ben sancı nedir onu bile bilmiyorum. Tüm bunlar beni çok üzmüş ve hayal kırıklığına uğratmıştı. Çünkü hamileliğin en güzel tarafı doğum olmalı bence. Kalanı sıkıcı hamallık, içerde tepişmesi eğlenceli bir de ama o da bir süre sonra rutin oluyor. Daha önce sezaryen olunca diğer doğumun normal olma ihtimali var. Buna SSVD (sezaryen sonrası vajinal -evet vajinal ne diyek Mahmut mu?- doğum) deniyor. Bazı doktorlar yapıyorlar ama benim doktorum şimdiye kadar yapmadığını...

Devamı…

Oya Baydar: "Muhafazakâr ulema! Kadın cinayetlerinde parmak izleriniz var…"

Ağır ahkâm kesen siyasî bir yazıyı yarılamışken, televizyonun öğlen bülteninde yeni bir kadın cinayeti haberiyle kendime geldim; yazdıklarımdan değil yazmadıklarımdan utandım. Hani vicdan yazıları olacaktı benimkiler, hani siyasetin gözlüğüyle değil yüreğin gözü, vicdanın sesiyle yazacaktım… Bilgisayar ekranındaki ruhsuz satırları sildim, öfkemi, isyanımı sizlere duyurmak istedim. Dünya Kadına Karşı Şiddete Son günüydü. Günün anlam ve önemini vurgulamak istercesine o gün de hamile bir kadın namus uğruna öldürüldü. Medya; kadın cinayetleriyle, kadına karşı şiddetle ilgili istatistik yalanları tekrarlıyor (Bu konuda Hülya Gülbahar’ın T24’teki 25 Kasım tarihli yazısına bakabilirsiniz), ilgililer-yetkililer televizyonlarda, soruna nasıl çözüm bulunacağını tartışıyordu. Kadına yönelik şiddetin, ilkel vahşetin, ardı arası kesilmeyen kadın cinayetlerinin kaynağı sorgulanırken; sosyolojik, psikolojik, bilmem ne lojik nedenler sıralanırken, asıl suçlulara, azmettiricilere değinen yoktu. Muhafazakârlığın temel taşı kadın tabusudur Her türlü muhafazakârlığın temelinde, erkek iktidarının kadın tabusu, kadın korkusu, kadın aşağılaması vardır. Dinî veya din dışı her türlü otoriter- totaliter rejim, kadın ve cinsellik temelinde muhafazakârdır. Ancak, insanın en derin duygularına, inanç dünyasına hükmeden dinî muhafazakârlık, -söz konusu hangi din olursa olsun- muhafazakârlıkların en etkilisidir. Hıristiyan ortaçağında kadınlara yönelik kilise kaynaklı şiddeti, cadı avlarında diri diri yakılan kadınları hatırlayalım. Bir inanç olduğu kadar -hatta daha fazla- bir yaşam ve hukuk kuralları bütünü olan İslâmiyet, 1400 yıl öncesinin toplumsal yaşam biçimini ve tasavvurunu korumaya yönelik muhafazakârlığını özellikle kadın üzerine temellendirir. Muhafazakârlık, eril iktidarın toplumu avcunun içinde tutmak, kitlelere hükmetmek için kullandığı etkili bir silahtır. Bir yanı din’e...

Devamı…