Advertisement

Yazar: Ebru Gedik Askan

Kurtulmak istediğim ko(r)ku…

Gözleri yere bakıyor daima, o gözler kimseyle buluşmak istemiyor. Görünmez olmanın bir koşulu bu olsa gerek diyorum, göz teması kurmamak, bakmazsan görmezler. Öyle sanıyor olmalı. Ya da daha acısı, korku var bu yere eğmede. Başımı kaldırır da gözlerim biriyle konuşursa, elimde olmadan susturamazsam onları, başıma bir şey gelir halet-i ruhuyesi. Biri bir şey der, her şeyi çok bilen biri “ne işin var senin burada” der, “bizim steril hayatlarımızda senin yerin ne?” yahut “bilmez misin senin gibiler metroyu bu saatte kullanamaz.” daha kötüsü “yıkanmak nedir bilmiyor musun bu kokuyu çekmek zorunda mıyız?” ama en korkuncu “bu çocukları senden almalı, onları böyle kullanmaya utanmıyor musun?” Der de der birileri, bu biri ben de olabilirim. O yoksulluk kokusu beni kendi düzenli, akışkan, olması gereken hayatımdan çıkarıyor, başka bir gerçekle yüzleştiriyor ne de olsa. Buna kimin hakkı var, ben bu yoksulluğu görmek istemiyorum, kokusunu duymaya ise hiç ihtiyacım yok, zaten benim derdim bana yetiyor, işten çıkmışım, yorgunum, hah bir de boş koltuğu kaptı, senin ne haddine oraya oturmak, orası benim, benim vergilerimle… Daha da kötüleşebilir, gaddarlaşabilirim belki, siyaset yaparım, çok da anlar halimle, doldurdular bunları ülkemize, kendi açımız yoksulumuz yetmiyormuş gibi bir de bunlara bakıyoruz, hem bunlara her türlü yardımı yapıyorlarmış da bunlar o yardımları bile satıyormuş, kaçıyorlarmış o kamplardan böyle bizim şehirlerimize, bizim alanlarımıza giriyorlarmış… Mış da mış derim. Daha birkaç aylık bebeğin kıyafetindeki tozu, kiri görür de, kendi çocuğumun o vakitlerini...

Devamı…

Biraz dertleşebilir miyiz?

Anneliğimin en stresli dönemindeyim, diyorum şu an soranlara ve hatta sormayanlara bile. Böyle bir konuşasım, içimi dökesim, birilerinin “Bizler de aynı dönemlerden geçtik, geçiyor bunlar” demesine ihtiyacım varmış gibi bir haldeyim. Hatta bir arkadaşımı, sanırım ona artık arkadaşım diyebilirim, sevgili yazar Pelin Buzluk’u bile bu işe bulaştırdım, “Lohusalı gibi geziyorum” diye ona da ağladım. Gerçekten aynı o dönemimdeki gibiydim geçen hafta, durup durup ağlayasım geliyor ki ağlıyordum da, yanlış bir şey mi yapıyorum, oğlum hakkında doğru kararı verebildim mi, bunca ağlıyor ve ben bir şey yapamıyorum halleri. Benim lohusalığım öyle pek keyifli değildi, yazmıştım daha önce buralara, bugünümü o...

Devamı…

"Anne olunca anlarsın" mı?

Biliyorum, bu cümle anne olmamışları, hele de olmayı hiç düşünmeyenleri, hatta bazen de anneleri fazlasıyla sinirlendiriyor. Çok bilmiş bir cümle, üstelik bu cümle çoğu zaman söyleyecek, açıklayacak söz bulamamışken tam da bir kaçış amacıyla kuruluyor. Bu sözün muhatabını işte o zaman iyice sinir ediyor. Bazısı bir şeyi anlayabilmek için ille de benzer şeyleri yaşamak gerekmediğini, insanda bir kalp ve de vicdanla çalışan bir akıl olduktan sonra kendini o şeyi yaşayanın yerine koyabileceğini anlatıyor uzun uzun. Bazısı gerilmiş sinirlerini alıp gidiyor da bir daha öyle bir sohbet açılmasın diye elinden geleni yapıyor. İlk ne zaman duyar insan bu cümleyi? Çok...

Devamı…

Çalışan anne ve çocuğu olmak

Oğlum için anaokulu aramaya başlayınca kendi anılarım zihnimde uçuşmaya başladı. Daha anaokulunun bahçesine girmeden gerildim. Kapısından girmemek, hatta orada olmamak için hasta olmayı, işim çıkmasını isteyecek, bu okul işini benim dışımda birinin halletmesini bekleyecek kadar hem de. Daha kundaktayken kreşe, sonrasında anaokuluna ve 5,5 yaşında da ilkokula başladım. Çalışan bir annenin çocuğuyum. Üstelik bize (benden bir yaş büyük ablamla bana) bakabilecek aile fertlerinden uzakta yaşıyorduk. Annem ev ekonomisine katkı olsun diye tutması gerekenden daha fazla nöbet tutan bir hemşire idi. Babam zaten gece geç geliyordu, varlığıyla yokluğu birdi. *** Kreşte ablam merdivenlerden annemin ayaklarının dibine yuvarlanıyor ama annem ağzını...

Devamı…