Hiperaktivite’nin daha doğrusu ADHD’nin çocuğa ve aileye nelere malolabileceği konusunda uzun uzun listelerimiz var. Bu uzun listeler aynı zamanda sorunun çözümünden ne kadar uzak olabileceğimizin de kanıtı.

İki ebeveyn, ADHD teşhisi konmuş çocukları için ilaç tedavisine başlamaya karar verdikleri anda anlaşmazlıklar da başgösterir. Çünkü küçük bir çocuğu, yıllar boyunca ilaç vererek sakinleştirmeye çalışmak her anlamda yeniden ve yeniden sorgulanması gereken bir karardır. Bir yanda doğru kararın verilip verilmediğine ilişkin şüpheler, diğer yanda çocuğun sağlığı ve geleceği ile ilgili endişeler ebeveynleri birbirine karşı da kırılganlaştırır.

Bütün bunları göz önünde bulundurarak hiperaktivite ve dikkat bozukluğu teşhisi konmuş çocukların aileleriyle ilgili küçük bir araştırma yaptım. Yaptığım araştırma anekdotlara dayalıydı ve bilimsel olması da gerekmiyordu. Temel sorum ise hiperaktivite teşhis ve tedavi sürecinin aileleri nasıl etkilediğiydi. Ulaştığım sonuçlar şöyle:

Hiperaktivitenin ilaçla tedavi edilmesi fikrine en çok babalar karşı çıkıyor. Kadınların da içleri çocuklarına ilaç vermek konusunda çok rahat değil, ancak genellikle başka çareleri kalmadığını düşünüyorlar.

Anlatılan hikayelerin çoğu benzer şeyler söylüyor. Boşanmış eşlerde de durum değişmiyor. Babalar ilaç tedavisine karşı. Anneler ise kendilerini tuzağa düşmüş gibi hissediyor. Uzmanların kesin sonuçlar ve yan etkiler açısından garanti vaadedemedikleri bir ortamda her iki taraf da suçluluk duygusunun altında eziliyor.

Bulduğum sonuçları klinik psikolog Daniel Rothstein ile tartıştım. Sonuçta ikimiz de yaptığım araştırmanın sonuçlarıyla bir genellemeye varılamayacağı kararına vardık. Ancak yine de her ikimizin deneyimlerinden yola çıkarak ADHD’li bir çocuğun etrafında gelişebilecek aile ilişkilerine ilişkin bazı ortak kanaatler geliştirdik.

Dr. Rothstein’e göre erkekler çocuğun aşırı hareketliliğinden kaynaklanan sorunların pekala disiplin ile çözülebileceğine inanıyorlar ve bu da onları ilaçlı tedavinin gereksizliğine ikna ediyor. Ayrıca pek çok erkek, çocukların zaten hareketli olması gerektiğini düşünüyor ve bunda bir yanlışlık görmüyor. Ayrıca aşırı hareketlilik, hatta yaramazlık erkeklerin çocuklarının bağımsızlığıyla bir tür gurur duymalarını sağlıyor. Bunda ADHD teşhisi konmuş erkek çocukların sayısının, kız çocukların neredeyse üç katı olmasının da payı olsa gerek. Dolayısıyla çoğu zaman babalar, sorunun ADHD değil, çocuğun erkek olmasından kaynaklanan doğal bir hareketlilik olduğu düşüncesindeler. Dr. Rothstein “Bir baba oğluna bakıp kolaylıkla ‘ben de onun gibiydim’ diyebilir, ona göre bunda bir yanlışlık yoktur” şeklinde özetliyor durumu.

Sorun çocuğun sağlığı olduğundaysa, anneler ve babalar genellikle aynı fikirde olamıyorlar. Çünkü çocuğa farklı gözlerle bakıyorlar. Bizim ailede yaşanan örnekte durum şuydu. İlaçların yan etkilerinden o kadar korkuyordum ki, ilaçlı tedavi konusunda kesin bir karara bir türlü razı olamıyordum. Öte yandan çocuğumun geleceği konusunda çok endişeliydim. Son kararı eski kocam verdi ve oğlumuzun ilaçlı tedaviye ihtiyacı olmadığı sonucuna vadık.

Dr. Rothstein bu noktada bir başka soruna daha dikkat çekiyor: “Anne ve babalar çocuklarına ADHD teşhisi konduğunda kendilerini suçlu hissetmeye, toplum ve doktorlar tarafından ayıplandıklarını düşünmeye başlıyorlar. Küçümsenmiş ve utandırılmış hissediyorlar. Sanki bu onların kötü anne-baba olmalarından kaynaklanıyormuş gibi geliyor onlara. Ayrıca çocuklarının her türlü davranışına karşı da alınganlık gösteriyorlar. Çünkü çocukların davranışlarının sonuçlarıyla onlar başa çıkmak zorunda.”

Bunları duyduğumda kendi tepkilerimizi düşündüm. Sahiden kendimi suçlu hissettim mi? Galiba evet ve bundan nefret ettim. Kocam daha rahattı bu konuda tipik bir erkek olarak. Bütün bu koşullar altında çok zor bir karar almak zorunda kaldık. Bana sorarsanız bu hiç de adil değildi.

Bronwen Hruska, psychologytoday.com