Yazar: Metin Solmaz

İddialarıma örnek anne: Sevilay Yükselir

Sevilay Yükselir, ara ara okuduğum, siyasi görüşlerine katılmadığım ama samimiyetle yazdığını düşündüğüm bir yazar. Mahallenin Sevilay Ablası gibi yazıyor olmasına bir miktar sempati de besliyorum. “’Ben görmedim yavrum görsün’ sahtekârlığı ve kadınlar” başlıklı yazım yayınlandıktan sonra bir eksikliği fark etmiştim. Ne güzel olurdu bir de somut örnek olsaydı. Eksik olmasın Sevilay Yükselir, hemen bugün, farkında olmadan bu ihtiyacı karşılayacak bir yazı yazdı. Müteşekkirim. Benim temel tezim şu idi: “Bana sorarsanız milliyetçilikten saygısızlığa, arsızlıktan kaderciliğe pek çok toplumsal problemimizin altında aynı şey var: Bu ülkede eşşek kadar adamlar hâlâ ana kuzusudur.” Sevilay Yükselir, üniversitelere asla içki sokulmaması gerektiğini (hatta ge-rek-ti-ği-ni)...

Devamı…

“Ben görmedim yavrum görsün” sahtekârlığı ve kadınlar

Şu kesintili gazetecilik hayatım boyunca kadınlardan hiç bu kadar tezahürat almamıştım. Radikal’de yayınlanan “Bütün babaların erkek olması bir tesadüf olabilir mi?” isimli yazımdan bahsediyorum. Tam 73 kadın, (adres vermemiş olmama rağmen) e-posta, twitter yahut facebook marifetiyle mesaj yazmış. Üşenmeyip bakabildiğim, Facebook’ta paylaşan bin kişinin de ezici çoğunluğu kadın. Eh, kadınlar nihayet beni anladı. Fakat büyük oranda yanlış anladı. Babalığı karikatürize ederken anneliği kayırdığımı sandı. İnsanlığın neredeyse yarısını niye kayırayım? Ayrıca annelik müessesesi her durumda daha karman çorman. Hem evrimin ileri bir aşamasından bahsediyoruz. Daha sofistike yani. Sırtta hacca taşımak suretiyle dahi bitmeyecek bir borç var ortada. Daha önce de...

Devamı…

Şehircilik yalanları: Ayıptır, günahtır…

Şehirciliğin temel kuralıdır: Bir şeyin altından yahut üstünden geçecek olan şey yaya değildir. Yani yaya üstgeçiti / altgeçiti saçmadır. Bebeniz varsa zordur. Engelliyseniz zordur. Sıradan sağlıklı yayalarsanız da zordur. Dikkat ettiyseniz arabaların motorları vardır. Zahmetsiz giderler. Dolayısıyla tırmanmak onlara mahsus olmalıdır. Hem de çirkindir üst geçitler. Bakın Ankara neye benzedi. Fakat bizdeki belediyeler ne yapar? Gider bötönk diye kondururlar her köşeye üst geçiti. Beşiktaş’ta Deniz Müzesi’nin karşısındaki üst geçit kaldırıldı. Nasıl bir ferahladı oralar farkında değil misiniz? Şehirciliğin temel kuralıdır: Şehir merkezinde otopark istenmez. Çünkü otopark demek oto demektir. Oto demek trafik demektir. Beş yaşında bir çocuk şunu hemen...

Devamı…

Bütün babaların erkek olması bir tesadüf olabilir mi?

Hep derler ya, her bebek biriciktir, hiçbiri birbirine benzemez diye. Bu lafı hiç anlamam. Çünkü bunların hepsi aynı şeyleri yaparlar: Kol bacak sallama, meme, kaka, çiş. Kimi sarılık, bazısı kolik, alerjik; bu mudur yani her bebeği biricik yapan? Biyoloji üç aşağı beş yukarı aynı inşaatı yapar. Çevre, hısım akraba, anne-babanın cins cins olmasıdır bebekleri ayıran. Anne-baba içinde de çok çeşit olan babadır. Kimi bebeğinin yüzüne bakmaz. Kiminin bir emzirmediği kalır. Kimisinin de üzerine oturmaz bir türlü. Tutamaz, avutamaz, oynayamaz. Çabalar. Olmaz bir şekil. Ya anne? İlkinde bile yüz yıllık anne edası yapışıverir pek çoğuna. Baba dokunmaya tırsarken anne her an...

Devamı…

Haluk İnanıcı: "Mal korunuyor, devlet korunuyor; peki ya insan?"

Kürtaj tartışmalarıyla birlikte gündeme gelen insan bedeni memlekette genel olarak ne durumda ki? İstanbul Karaköy’de bir restoranda birisi ortada bir şey yokken kalkıp elindeki bira bardağını yüzümde parçalamıştı. Sonra şikayetçi oldum. Bütün avukat arkadaşlarım aynı şeyi söylediler: “İfade verir, gözaltına alınmaz, tutuksuz yargılanır, kıytırık bir ceza alır ve serbest bırakılır”. Ayılık serbest yani. Ama Ahmet Şık yayınlanmamış bir kitap yüzünden dünya kadar hapis yattı. İki kişi gidip yaşlı bir kadını hastanelik edin. İnkar da etmeyin. Ne olur biliyor musunuz? Hiçbir şey. Yahut tecavüzcülerin durumu. N.Ç.’yi hatırlayın. Ben şu cümleyi yazarken utanıyorum, koca koca hakimler zerre kadar utanmıyorlar: “Yargıtay Başsavcılığı,...

Devamı…

On'lar tatilde – 3: Yaz için en leziz 10 çocuk müzik videosu

Aşağıdaki müziklerin ve videolarının hepsi Ali İlyas üzerinde denenmiş, müthiş başarılı sonuçlar alınmıştır. The Muppets: Mahna Mahna Nazan Öncel: Hay Hay Shakira: Waka Waka Barbaros Hayrettin: Ben sizin babanızım Pembe Panter filmi teması Madagascar 2 müzik videosu: I like to move it Mazhar Fuat Özkan: Vak The Rock The Muppets: Bohemian Rhapsody Sertab Erener: Kumsalda The Beatles: Yellow...

Devamı…

Türk sağlık devrimi: Kaşıkla yemek, sapıyla göz muayenesi

On sene önce SSK hastanelerine hastaları neredeyse kürekle yığarlardı kenara. Şimdi kıyas kabil değil. Her şey daha iyi. İlaç fiyatları drastik ucuzladı filan. Şahane. Ama vatan topraklarında her şey ancak eskisine göre daha iyi olabilir, iyi olamaz galiba. Daha iyi olurken de çam devirilmesi şarttır. Bizden 1 ay önce kuzenim yavruladı. Şöyle dedi telefonda: “Metin abii, sağlık ocağından aradılar, aşılarını hatırlattılar, tembihlerde bulundular”. Alaka karşısında çok etkilenmişti. Bizi de aradılar. Önce Gökçe’yi: “Ben Ömer, çocuğunuzun “hıbılıhıbılı”sı var. Tekrar teste getirmeniz gerekiyor” Gökçe’de hazır dekoder olmadığı için, biraz şiirli, biraz aksanlı, biraz da çabukça söylenmiş “hıbılı hıbılı”yı anlamamış ilk etapta....

Devamı…

Hayatta en hakiki mürşit bebektir!

Galatasaray’da o meşhur sütlü tatlıcıda İstanbul’un daha uzak semtlerinden gelmiş sempatik bir adam, kendisinden çok daha sempatik çocuğuna tatlı beğendirmeye çalışıyordu. Çocuk rengârenk, ihtişamlı tatlıların arasından inatla sütlaç istiyordu. Adamcağız da belli ki evde de yapılan bu tatlı yerine o renkli şeylerden denesin diye ısrar ediyordu: “Oğlum o basit basit, şunlardan yesene”. Çocuk azmetti, sütlaç yedi. Bizler, çocuklarla bambaşka dünyaların insanlarıyız. Bunu bilir gibi yapar, takmayız. Oysa hakikaten öyleyiz. Sadece teknoloji farkı, “benim zamanımda telefonlar bağlatılırdı” edebiyatı değil. Her durumda farklıyız. Bu sosyolojik bir gerçektir. Zaten “Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz”ken, araya bir de kuşak koyarsanız… Babalar, çocukları rock’n’roll...

Devamı…

Anarşist bir çocuk doktoru: Hülya Sonugür

Kesintili gazetecilik hayatımda en zor ulaştığım insanlardan birisi Hülya Sonugür oldu. Hani herkes tanır, kimse bilmez… O hesap. 7 ay önce doktorluğu bırakmış, hakkında efsaneden geçilmeyen ama CV’sine bile ulaşılamayan birisi Sonugür… Hastalarıyla saatlerce konuşuyormuş, aşıya yaklaşımı çok farklıymış, pek ilaç yazmıyormuş. Et / süt / balık / ekmek / şeker sevmiyormuş. Anarşistmiş. En çok çiğ sebze öneriyormuş… Hakkında en çok duyduklarım temel olarak bunlardı. Derken bir şekilde ev telefonuna ulaştım. Arayıp, Uzuncorap.com’u anlattım. Ve söyleşi yapmak istediğimi söyledim. Büyük bir nezaket içerisinde pek teknolojik bir insan olmadığını, söyleşi veremeyeceğini, ama buluşup konuşabileceğimizi söyledi. Overteam ofisinin terasında boğaza karşı...

Devamı…

Beni G.O.R.A. hekimlerine emanet ediniz!

Tıp alemi henüz sizi delirtmedi mi? Biraz istatistik kurcalayın, azıcık Ivan Illich filan okuyun bakın ne hallere düşüyorsunuz. Teşhislerin ciddi bir bölümünün nerelerden çıktığını öğrenmek için aynı hastalık için 10 doktora gidin bakalım. Teşhislerin yahut tedavilerin çeşitliliğiyle eğlenin sonra da. Haliniz varsa tabii. Ben kişisel tedirginliğim sayesinde bir tanesi kendime ait olmak üzere 10’un üzerinde ameliyata engel oldum. Şöyle ki, genellikle bir doktorun “Ameliyat” dediğine bir başkası “Gerek yok” diyor. Doğru yolu (-ki bu da tartışılır) ancak konuyu her yönüyle öğrenip güvenilir doktora danışanca bulabiliyorum ben. Ama düşünsenize, AMELİYAT. Yani içine giriyorlar. Narkoz veriyorlar. Kaç tane risk var ve...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.