Facebook Twitter Rss Tp

Yazarlar

Evde kedi ile yaşamak…

17 Mayıs 2012 - Yazar: İpek Yatmaz - Kategoriler: Anasayfa, Slider, Yazarlar

Güzel kızım Şeker, bana geldiğinde uçaktan yeni inmişti. Kutusunun içerisinde tüyleri diken diken, ağzını açabildiği kadar açarak miyavlayan, elimden az küçük, bembeyaz, bir gözü mavi bir gözü yeşil bir Ankara kedisiydi. İlk an aşkıydı benimkisi. Bu aşk 18,5 yıldır keyifle sürüyor. Bu aralar biraz hasta ama iyileşecek diye umuyorum. Devamı

Hayvanlar, deliler ve çocuklar

17 Mayıs 2012 - Yazar: Ayşe Akdeniz - Kategoriler: Anasayfa, Genel, Slider, Yazarlar

Birkaç ay önce yolda yürürken çok acıklı bir âna şahitlik ettim. Bir sokak köpeği onun doğal yaşamı olan sokakta çişini yaparken -belki de yapmaya çalışırken demek daha doğru!- trafiğin genel akışında en doğal halini gerçekleştiremedi. Acelesi vardı insanların… Pozisyonunu yitirmemeye çalışarak, uğradığı tacize rağmen kenara çekilip işeyebildi… Devamı

Çocuk gelişiminde atın önemi – Bölüm 2

16 Mayıs 2012 - Yazar: Oktay Kurtulan - Kategoriler: Anasayfa, Slider, Yazarlar

Bir önceki yazımızda çocuk eğitiminde atın yeri ile ilgili küçük bilgilerle konuya girmiştik. Bugün “atlı terapiler” üzerine konuşacağız. Günümüzün en yaygın sorunlarından olan hiperaktivite ve öğrenme güçlüğü, ADD, ADHD birçok aile için hayatı hayli zorlaştırıyor. Son yıllarda binicilik sporunun bu konularda bir umut ışığı olmaya başladığını birçok farklı kaynaktan gelen onaylamalarla görmekteyiz. Bunun son örneği olarak Amerikan Binicilik Birliği (American Equestrian Alliance)’nin son yayınlarında bu tip fiziki problemler yaşayan çocukların denge, kas kuvveti ve esnekliğinin binicilik sayesinde hızla geliştiğinin onaylandığını biliyoruz. Tabii ki bu daha çok otizm, beyin veya omurilik yaralanmaları, serebral palsı, down sendromu gibi daha ağır sorunlarda devreye giren faydalar, fakat biz bugün daha çok ADD ve ADHD, yani hafıza ve konsantrasyon sorunlarını ve de hiperaktivite gibi oldukça yaygın tartışılan konulardan bahsedeceğiz. Bahis konularımızın birincisi atlı tedavilerin iki ana formundan biridir diyebiliriz:

Terapatik binicilik (ADD, ADHD, hiperaktivite)
Hippoterapi (otizm, beyin veya omurilik yaralanmaları, serebral palsı, down sendromu, vb.)

Bu iki tür arasındaki farkı açıklarken, Terapatik Atçılık için verebileceğimiz en iyi örnek Amerikalı atçı Franklin Levinson’un geliştirdiği Binicilik Bazlı Öğrenme (Equine Facilitated Learning) sistemidir. Duygusal veya iletişim sorunları olan çocuklara yardımcı olan bu sistemle, sadece atların çevresinde olmanın dahi bireyin beyin kalıplarını değiştiren bir etkisi olduğu kanıtlanmış oldu. “Onlara gerçekten olumlu bir deneyim yaşatıyor olmanın yanı sıra, atlarla yapılan basit yer calışmalarında çocuk ve atın bire bir karşılaşması, atın doğası gereği çocuğun kendi duygu durumunu ve iletişim kabiliyetini mecburen kullandığı ve bu özellikleri gün geçtikçe hızla artırdığının gözlemlendiği ve de raporlanabilir bir gelişme sağlandığını gözler önüne serdi.

Daha önce ki yazımızda atların karşısındaki kişiyle bir alt beyin ilişkisi kurduğundan bahsetmistik. Bu iletişimi daha basit anlatmak gerekirse, at karşısındakinin aynası olur, diyebiliriz. Tüm davranış ve hislerini simule eder, bu da yer calışması yapan çocuğun kendi hislerini kontrol etmesi gerekliliğini ortaya çıkarır. Çocuk komutu dolaylı olarak algılar ve otomatik olarak cevap verir. Bu ilişkide at ve çocuk vardır; eğitmen minimum müdahale eder. Atın ürkekliği ve av oluşu, insanın avcı oluşuyla birleşip, bu surecin hızlanmasını artırır, hızlı haraketlerin atı ne yönde etkilediğini gören çocuk otomatik olarak haraketlerini yavaşlatır. Yaptığı her yanlışın atı nasıl etkilediğini görüp kendi davranışlarını kendisi kısıtlar. At, agresif gürültülü, saygısızca davranan ya da çok hızlı ve kısılayıcı tavırları olan bir kişiyle korkunç hissedecek ve o yönde davranacaktır. Bunları fark eden ve o yönde davranışlar sergileyen çocuklar ise atla işbirliği yapmaya başlayacaktır. Atın tek istediği bir liderdir ve bu çocuğu daha da yüreklendirir, çocuğun davranışlarını hızla törpüler.

Bu calışmalar ilerledikçe, biniş eğitimine geçilir, ki bu eğitimin de çocuktaki konsantrasyon süresini geliştirdiği, özgüveni artırdığı hepimiz tarafindan bilinmektedir.

Şimdi gelelim bu hizmetlerin ülkemizde nasıl alınabileceğine… İşin en zor kısmı da maalesef bu, fakat tabii ki iyi bir araştırma ve tek tek gidip mekânları görüp eğitmenlerle konuşmak gerekiyor. Dikkat edeceğimiz şeylerin başında ne tür bir program izledikleri, bu programın içeriği, eğitmenlerin sertifikalı olup olmadığı, işletmenin bünyesinde hippoterapi sertifikalı eğitmen olup olmadığı gibi soruların mutlaka sorulması gerekiyor. Bunların yanında, yapacağınız şahsi gözlemlerin de faydası olacaktır. Bu gözlemlerde dikkat edilmesi gereken hususların başında ahırın temiz kokması (çocukların burnu çok iyi koku alır), atların bakımlı, tesisin organize olması ve tabii ki en önemlisi, güvenlik önlemlerinin alınması ve doğru at seçimi yapılmasıdır. Bu tip eğitimlerin tecrübeli usta atlarla yapılması gerekmektedir.

Bir sonraki yazımızda atlı tedavilerin ikinci kismi olan Hippoterapi’den bahsedecegiz…

Küçük ve kara bir balık

15 Mayıs 2012 - Yazar: Ayşe Çavdar - Kategoriler: Anasayfa, Slider, Yazarlar

Bir çocuğa evden gitmeyi öğretmek. Herhalde bir anne-babanın yapmayı en son isteyeceği şey. O kadar üzerine titrediği, binbir zahmetle büyüttüğü, kendi geleceğini onunkiyle eşlediği ve evet bütün bunları severek (kimi zaman sevgi kılıfına bürüyerek) yaptığı çocuğa bir gün yuvadan uçup kendi yoluna gitmesini söylemeyi düşünmek. O kadar eğitim, ihtimam vs. ile geleceğe hazırlanan çocuğun, evden gittiği günü hayal etmek hangi ebeveynin kalbini endişeyle ve hüzünle doldurmaz ki?.. Devamı

Öğretmenlere verilen ve verilmesi gereken cevaplar

14 Mayıs 2012 - Yazar: Zıplayan Zürafa - Kategoriler: Anasayfa, Genel, Slider, Yazarlar

Genç ve gizemli yazarımız Zıplayan Zürafa 10 yaşındadır. Gururla belirtiriz ki yazılarına editör eli değmemektedir.

Durum: İki öğrenci derste konuşup gülüşürler.

Öğretmen: Ooo, keyfiniz yerinde bakıyorum. Çay, kahve de ister misiniz?

Verilmesi gereken cevap: Aaa, teşekkürler. Kahve değil ama zahmet olmayacaksa bol şekerli bir çay alabilirim. Çok naziksiniz.
Verilen cevap: Üzgünüm öğretmenim, bir daha olmayacak. Devamı

“Enee, seviyorum kız seni!”

11 Mayıs 2012 - Yazar: Funda Demir - Kategoriler: Genel, Slider, Yazarlar

Yıllar önce devlet tiyatrolarında sahnelenen bir oyun seyretmiştim. Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı. Mükemmel bir oyundu. 1941 yılında Bertolt Brecht tarafından yazılan eserde, I. Dünya Savaşı’nın ardından, büyük şirketlerin çıkar savaşında oyuna gelerek suçlu durumuna düşen ve yargılanan bir belediye başkanının, kendini aklamak için çete lideri Arturo Ui ile işbirliği yapması ve bunun sonucunda Arturo Ui’nin hızla gelişen büyümesi, bir sömürü çarkı oluşturması ve karanlık işlerin karanlık ilişkilerle bir ülkenin kaderini nasıl değiştirebildiği anlatılıyordu. Bugüne kadar izlediğim en iyi oyunlardan biriydi. Brecht bu oyunu yazarken Hitler’in iktidar öyküsünden esinlenmişti. Aradan geçen yetmiş bir yılın ardından bu oyunu Anna Jarvis’in masumane bir niyetle ortaya attığı ama daha ilk günden kirlenen anneler gününe uyarlıyorum.  Devamı

Annelerimizin soyadını alalım!

11 Mayıs 2012 - Yazar: Leyla Akın - Kategoriler: Anasayfa, Slider, Yazarlar

Neden babamızın soyadını taşıyoruz? Çağrı merkezlerinin “Anne kızlık soyadınız?” güvenlik klişesini bir kenara bırakırsak bu basit sorunun rasyonel bir cevabı yok.

Kadınların soyadı yok. Babasının, kocasının ya da ikisinin birden soyadını taşır. Bunun tam tersini öneriyoruz.

Annelerimizin soyadını almalıyız. Çünkü:

  • Soyağacı tespitinde en güvenilir sonuç mitokondrial DNA ile alınır. Mitokondrial DNA annelerden geçer ve sadece kızları bir sonraki nesle geçirir.
  • Annesi belli olmayan çocuk yoktur. Nesebi kimseye dert olmaz.
  • Sperm bankası gibi durumlarda sorun çıkmaz.
  • Spermin kutsallığı azalır. Dolayısıyla namus cinayetleri de.
  • Erkek egemenliği kestirmeden ve derin bir darbe almış olur.
  • Piç kelimesi önemini yitirir.
  • Oğlu, oğulları soyadlarından kurtuluruz daha şenlikli soyadlarımız olur.
  •  

    Üstelik sadece 3 nesildir soyadı sahibiyiz. Geçiş kolay olacaktır.

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    twitter.com/tosbatosba

    Peri masallarının gerçek yüzü

    9 Mayıs 2012 - Yazar: Ayşe Çavdar - Kategoriler: Anasayfa, Slider, Yazarlar

    Rengârenk kitaplarla, bilmem kaç türlü uyarlamalarla her yaşa uygun hale getirilen masalları çocuklara anlatmanın o kadar da parlak bir fikir olmayabileceği fikri 1970′lerden bu yana tartışılıyor ve aslına bakılırsa son yıllarda bu konuda neredeyse bir fikir birliğine ulaşılmış vaziyette. Feministlerin başlattığı bu tartışmanın başını, Simone de Beauvoir, Susan Brownmiller ve Andrea Dworkin gibi feminist araştırmacı ve yazarlar çektiler. Diyorlardı ki, biz çocuklara anlattığımız masallarla mevcut toplumun onlardan beklediği kimi berbat rollere hevesle talip olmalarını öğretiyoruz: Öğrettiğimiz şeylerin başında da “çirkin” kadının sevilmeyeceği ve tanımı gereği “kötü” olacağı, “güzel” kadının beyaz atlı prensi hak etmek için önce bir şeylere kurban edilmesi gerektiği, sonsuza kadar mutlu yaşamanın yolunun ille de bir saraya gelin gitmekle mümkün olabileceği vs. var… Hayatta kalmanın ve insanların farkında olacağı biri olmanın yolunun başkalarının hayatlarını idare eden prens, prenses, kral, kraliçe vs. olmaktan geçtiği fikrini aşılamamız ise cabası…

    Devamı

    Bulutların musluğu var!

    9 Mayıs 2012 - Yazar: Funda Demir - Kategoriler: Genel, Yazarlar

    Bu hafta sizi bir prensle tanıştıracağım. Bu aralar ortalara çıkmayan, derin uykulara dalan ve sanırım bir süre daha uyanamayarak kendini çok özletecek bir prensle…  Bizim tanışmamız tamamen tesadüf. Yeni çıkan kitapları kurcalarken, Küçük Kara Balık‘ın hemen yanında gördüm “Ben buradayım, beni de gör!” diye haykıran ve kapağıyla kendine hayran bırakan bu kitabı; Yağmurcu Prens‘i… Eve gider gitmez neymiş ne değilmiş inceleyip siparişimi verdim ve alır almaz bir çırpıda okudum. Devamı

    “4+4+4″

    8 Mayıs 2012 - Yazar: Bahar Çepni - Kategoriler: Genel, Slider, Yazarlar

    Bahar Çepni, 13 yaşında, 7. sınıfa gidiyor, bir erkek kardeşi var. Doktor anne-babanın kızı. Okulda parlak bir öğrenci olan Bahar’ın ilgi alanları yüzme, tenis ve piyano çalmak. Bahar ve kardeşi sokak kedilerini sahiplenmişler. Onları besliyor, sağlık bakımlarıyla ilgileniyorlar.

    4+4+4 geliyor. Eğitim sistemimiz değişiyor. Sınavlar kalkıyor, dershaneler kapanıyor. Yıllarca SBS’ye hazırlanan öğrenciler ne yapacağını şaşırıyor. 4. sınıfta olanlar bir sonraki sene ne olacağını bilmiyor. Eğitim sistemi bir oyuncakmış gibi değişiyor. Artık lisede evlenmek de serbest olacak! Gelecek gözümün önünde şöyle canlanıyor: Devamı