“Ölmek istemiyorum!’ diye inledi. ‘Yaşamak istiyorum. Burada, rahat gübre yığınımda bütün arkadaşlarımla birlikte yaşamak istiyorum. Şu güzel havayı solumak istiyorum. Şu güzel güneşin altında yan gelip yatmak istiyorum.”

Amerikalı çocuk kitapları yazarı E. B. White’ın tüm zamanların en iyi çocuk kitapları arasında gösterilen “Charlotte’s Web/ Örümcek Ağı*” kitabının baş karakteri Wilbur’un ağzından dökülüyor bu cümleler…

Wilbur, diğer yavrulardan daha küçük doğduğu için çiftlik sahibi Bay Arable’ın bir an önce kesip yemek istediği bir domuz yavrusu.

Kitapta, Bay Arable’ın küçük kızı Fern’in babasının niyetini öğrenip “Ben çok küçük doğsam beni de öldürecek miydiniz?” isyanıyla çiftlikte bir süre daha büyümeye bırakılan Wilbur’un, ağılda tanışıp arkadaş olduğu örümcek Charlotte tarafından “pastırma” olmaktan nasıl kurtarıldığının öyküsünü okuyoruz.

Wilbur’un hayatını kurtaran ve kitaba da adını veren Charlotte’un örümcek ağı sayesinde, küçük domuz noel ziyafetinin parçası olmaktan kurtuluyor. Charlotte’un gazete küpürlerinden gördüğü ve domuz ağılının üzerindeki ağa işlediği “yaman domuz” “ışıl ışıl” , “alçakgönüllü” gibi kelimeler yetişkinler tarafından “Tanrı’nın bir mucizesi” olarak görülüyor  ve Wilbur’un sıradan bir domuz olmadığına inanılıyor… Örümcek ağına yazılan her kelime, küçük ve sevimli domuz yavrusu Wilbur’un aslında sahip olduğu ama yetişkinlerin göremediği özelliklerini gün yüzüne çıkarıyor. Örümcek Charlotte’un yardımıyla gün be gün çiftlik sakinleri tarafından coşkuyla karşılanan Wilbur, böylece bir anda kasabanın gözdesi oluyor.

Örümcek Ağı’nda, çocukların ve çiftlikteki diğer canlıların dayanışmasıyla bir domuz yavrusunun hayatının kurtarılabileceğini görürken, yetişkinlerin örümcek ağındaki yazıları ilahi bir mesaj olarak görüp, örümceği değil de domuzcuğu kutsallaştırmasındaki ironiyle yetişkinlerin dünyasına dair önemli ipuçları da elde ediyoruz.

Ödüllü çocuk kitapları yazarı E.B. White’ın yazdığı, Garth Williams’ın resimlediği (Türkçe basımın kapak remi Mustafa Delioğlu’na ait) “Örümcek Ağı”, ilk yayınlandığı 1952 yılından itibaren dünya üzerinde 45 milyondan fazla satış rakamına ulaşıyor ve 23 farklı dile çevirisi yapılıyor. Yine White’ın kaleme aldığı “Trumpet of Swan” ve “Stuart Little” ile birlikte tüm zamanların en çok sevilen çocuk kitapları arasında olan Örümcek Ağı, 2006 yılında beyazperdeye uyarlanıyor.

E.B. White yazarlığının yanısıra  hayvanlara olan düşkünlüğü ile biliniyor ve hayatının büyük bir bölümünü çiftliğinde geçiriyor. Ve hayır,vejetaryen değil…

White, 1952 yılında ABD’de piyasaya çıkan Örümcek Ağı’nı,çiftliğindeki beslediği ve noelde yemeyi planladığı bir domuzun hastalanarak ölmesinden etkilenerek yazıyor. 1948’de The Atlantic dergisine yazdığı “Bir Domuzun Ölümü” adlı yazısında şunları dile getiriyor: “Onu toprağa koyduğumuzda çok derinden sarsıldık. Kaybettiğimiz şey domuz eti değildi, bir domuzdu. O an bana çok değerli göründü, açlığı giderecek bir gıdanın temsili olduğu için değil, acı çeken bir dünyada acı çektiği için…”

İşte yayıncısına yazdığı mektupta “Bir domuzun kurtarılabileceğini anlatmak istedim…” diyen E. B. White’ın Örümcek Ağı’nı ve yazılış hikayesini okuduğumuzda aklımıza pek çok şey geliyor.

Geçtiğimiz günlerde “artık” vejetaryen olmadığını açıklayan ve elinde bir hayvanın beyniyle poz verip “bütün bu köfteler kalemimi nasıl etkileyecek?” diye soran bir kadın yazarın fotoğrafı da, birkaç gündür “Kurban Bayramı” münasebetiyle sosyal medya hesaplarımıza düşen akıllara zarar vahşet fotoğrafları da…

Mesela biraz sonra ailesiyle birlikte selfie çekeceği sofraya koyacağı hayvanı sopalarla kovalayan bir insan, biraz sonra yiyeceği kaburgaların arasına bebeğini koyup fotoğraflayan bir insan da aklımıza geliyor…

Ve Adorno’nun şu sözünü anımsıyoruz: “Auschwitz, bir insan bir mezbahaya bakıp ‘ama onlar hayvan’ dediği zaman başlar.”

Belli ki bir yazarın kalemini sofrasındaki değil, vicdanı etkiliyor…

***

Örümcek Ağı

Yazar: E. B. White

Çeviren: Mehmet Küçük

Yapı Kredi Yayınları