Eskiler bir ebeveynin ancak en mutsuz çocuğu kadar mutlu olabileceğini söylerlerdi, çocuk büyümüş olsa da böyledir derlerdi üstelik. Bunu kanıtlayan bir araştırma da yapıldı. Orta yaşlı ailelerin mutluluk düzeyi, kimi araştırmalara göre, çocuklarının nasıl olduklarıyla çok yakından ilişkili.

1990‘lara dönelim bir an için. Wisconsin Üniversitesi’nde 50 yaşın üstündeki 215 ebeveynle konuşuldu. Birçoğunun çocukları 20 yaşın üzerindeydi. Sorulan sorular basitti: Çocuklar ne düzeyde eğitim almıştı? İş-güç sahibi miydi? Ekonomik bağımsızlıklarını kazanmışlar mıydı? Mutllular mıydı? Güvendeler miydi? Endişeliler miydi? Vs. Ayrıca ebeveynlere çocuklarının temel yetenekleri de sorulmuştu…

Carol Ryff’in önderlik ettiği araştırmacıların başka soruları da vardı, örneğin ebeveynlere kendi çocuklarını başka çocuklarla karşılaştırmaları söylendi. En seksi soru ise kuşkusuz şuydu: Çocuğunuz, sizin onun yaşınızdaki halinizle karşılaştırdığınızda nasıl bir tablo ortaya koyuyor.

Araştırma sonuçları genellikle malumu ilan ediyordu: Çocuk hayatta ne kadar başarılıysa, ebeveynler de o kadar mutlu. Çocuklarının toplum tarafından kabullenilmiş, sevilen insanlar olmasını hayatlarının gayesi haline getirmiş birçoğu. Ancak bulgulardan biri şaşırtıcı olmamakla birlikte dikkat çekiciydi. Çocuklarını kendi gençlikleriyle karşılaştırıp, onların kendilerinden daha iyi olduğunu düşünen ebeveynler hallerinden o kadar da memnun değillerdi. Aslına bakılırsa, tam da bu tür durumlarda çocuklarının geleceğinden endişe etmeye başlıyorlardı.

Tuhaf değil mi? Araştırmacılar da durumun tuhaf olduğunu düşündüler. Bir ebeveyn, çocuğunun kendisinden iyi olmasını neden istemesin ki?

Cevap galiba şu: Ebeveynler çocuklarını büyütürken rüyalarının gerçekleşmesi konusunda içtenlikle çaba sarf ediyorlar. Elbette çocuklarının kendilerininkinden daha iyi bir hayat sürmesini istiyorlar. Ancak hayat çok karmaşık. İnsanlar da öyle. Ve ebeveynler durumu daha da karmaşıklaştırabiliyor. Çünkü çocuklarının kendilerinden daha iyi olduklarını anladıklarında rekabet etmeye başlıyorlar.

Araştırmacı Ryff durumu şöyle açıklıyor: “Başarılı çocuklar ebeveynleri için gurur ve neşe kaynağı. Ancak aynı çocuklar ebeveynlerine geçmişte hangi fırsatları kaçırmış olabileceklerini de hatırlatıyorlar.” Yani doğru bir şey yaptığınızda ve başarıya ulaştığınızda, ebeveynleriniz aslında bunu kendilerinin de yapabileceğini, ancak belki de sizin varlığınız yüzünden yapamadıklarını düşünmeye başlıyor.

Antropolog Lionel Tiger ebeveynliği şöyle tanımlamıştı: Ebeveynlik radikal bir diğerkamlık ve mantıksızlıkla yapılan aktiviteler toplamıdır.

Bütün bunlardan şöyle bir sonuç çıkartmak mümkün mü? Ebeveynliğin, çocuk sevgisinin karanlık bir tarafı var. Çocukluğun ilk 18 yılında ebeveynlik dünyanın en zor, en yorucu ve en az tatmin eden işi. Çünkü bu noktaya kadar Tiger’ın dediği gibi ebeveynlik mutlak bir diğerkamlık, kendinden vazgeçiş anlamına geliyor. Ancak bütün o yıllardan sonra, insanın kendisini keşfedip çocuğuyla empati kurması zorlaşabiliyor da. Çünkü tam da o vakitlerde çocuk bağımsızlığını ilan edip, başka bir varlık haline geliyor. İşin kötü tarafı bu esnada anne ve baba kendi ölümlülükleriyle yüzleşiyorlar.

Robin Marantz Henig, psychologytoday.com