Advertisement

Yazar: Uzunçorap

Guillian-Barré-Strohl (GBS) sendromu

Guillian-Barré-Strohl (GBS) sendromu  nedir? Guillian Barré Strohl sendromu, diğer adıyla akut postenfeksiyöz veya akut enflamatuar demiyelinizan poliradikülonöropati, ilk olarak bu hastalığı 1916 yılında tanımlayan üç kişinin yani Guillian, Barré ve Strohl’un adıyla anılan bir hastalıktır. Ancak günümüzde Guillian Barré ismi bu hastalık için daha çok kullanılır hale gelmiştir. GBS’de temel olarak radiks olarak adlandırılan sinir köklerinin iltihabı “radikulit” söz konusudur. GBS’de periferik sinirlerde de etkilenme, yani enflamasyonu “polinörit” görülür. Bu sinirlerde gerçekleşen temel olay ise sinir lifinin etrafını kaplayan myelin adlı sinir kılıfının kaybolmasıdır (demiyelinizasyon). Bu sinir yapılarının etkilenmesi sonucunda, hastada gevşek felç ve duyu bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Guillian-Barré-Strohl...

Devamı…

40 yaşından sonra hamile kalmanın riskleri nelerdir? Prof. Dr. İsmail Çepni cevapladı.

Anne ve bebek açısından riskler artmaktadır. Anne adayının bedeninde gebelik esnasında olağanüstü denilebilecek ancak sağlıklı ve genç insanın tolere edebileceği ve uyum sağlayabileceği değişiklikler olur. Kalp damar sisteminden, solunum, böbrek, iskelet, meme, cilt ve jinekolojik organlar özellikle de rahim olmak üzere her organ sistemi etkilenir ve yükü artar. Örneğin vücudundaki kan miktarı %50 artar ve buna bağlı olarak kalbin yükü artar. Eğer sağlık sorunu yok ve organ rezervleri iyi ise bu dönemde sorun olmaz. Ancak sağlık sorunu var ya da rezervler az ise sorunlar başlar. Genel olarak gebelik en sağlıklı dönemde üstlenilmesi gereken yüce bir ödev. Oysa ileri yaşlarda ve özellikle 40 yaştan sonrası sistemik hastalıkların oldukça arttığı, organ rezervlerinin ise sınırlandığı dönemlerdir. Geç yaşta hamilelik diğer hastalıkları da tetikler, organ rezervlerinin sınırlı olduğu sistemik hastalıklar belirti vermezken gebelikte belirti verir ya da daha ağırlaşır. Örneğin kalp hastalığı olan kişi günlük yaşamını sürdürebilirken gebelikte hele 2. üç ay ile 3. üç ay arasında çok ağır tablo halinde hastalanabilir. Keza akciğer, karaciğer, böbrek hastalıkları içinde aynı durum söz...

Devamı…

Tan Morgül sordu, Defne Koryürek cevapladı: Çekilin marketler, üreticime varayım

Defne Koryürek, bir slow food konviniyumu olan Fikir Sahibi Damaklar’ın kurucusu, aşçı ve besin aktivisti. Koryürek, Tan Morgül’le buluştu ve ortaya, gıda güvenliğinden GDO’ya, patentli tohumlardan dünyadaki açlık sorununa kadar bir çok konuda muhteşem bir söyleşi çıktı. Üç bölüm halinde yayınladığımız söyleşinin ilk bölümü burada, devamı ise sayfanın altındaki linklerdedir. Keyifli okumalar… Tan Morgül: Gündemde genelde GDO’lu ürünler var ama “GDO yoktur” ilanı da diğer kötü üretim koşullarını gizlemiş olmuyor mu? Mesela kendi ürettiğin tavuğu, doğal yemlerle beslemiyorsun ya da hayvanı korkunç kötü koşullarda yetiştiriyorsun… Defne Koryürek: Haklısın tabii! Bu zaten üreticiyle tüketici arasındaki kopukluğun en sert hali. Etiket...

Devamı…

Defne Koryürek: 'Haz'la 'hız' bir arada olmaz

Tan Morgül: Fikir Sahibi Damaklar’ın hikâyesiyle başlayalım… Defne Koryürek: 2002 yılında kriz günlerinde ben mutfak idare eden bir aşçıyken, sektörün içerisinde dayanışacak, gıda meselesini konuşacak hiçbir dostun, ahbabın, derneğin, grubun olmadığını fark ettim. Sektörden birlikte ahbaplık etmeyi seven 20-22 kişi bir araya gelerek, Fikir Sahibi Damaklar adıyla bir masa toplantısı başlattık. Konu başlıklarınız nelerdi? Aslında bütün derdim, insanların birbirlerine dertlerini sakınmadan açabilecek kadar yakın olmaya başlamalarıydı. 2002 öncesi durum biraz dardı, kimse ser veriyordu sır vermiyordu. Kendi küçük grubumuzu kurarsak, ne olup ne bittiğine ilişkin belki ikinci bir adımı atabilirdik. Aslında ben biraz kendi dertlerimden, biraz da sağduyuyla göle...

Devamı…

Defne Koryürek: Kapımızdaki tehdit GDO!

Tan Morgül: GDO konusunda kandırılıyor muyuz? Öyleyse nasıl yapıyorlar bunu? Defne Koryürek: Köpürtülecek kelimeler bol! Çok azımız derinlemesine okuyoruz zaten. Mesela bugün Milliyet gazetesinin internet sayfasındaki ne yazarı belli ne alıntısı belli olan bir blogda, Türkiye’de GDO’lu soyanın ekilip dikildiği iddia ediliyordu. Türkiye’de GDO’lu tohumun ekilip dikilmesi yasak. Böyle bir şey varsa bir blogda değil, gazetede manşetten haber olması lazım. İhbar sayılması lazım. Ama biri şuursuzca bunu yazıyor, bir başkası Milliyet gibi bir gazetenin sitesinde yayınlanmasını onaylıyor, okuyanı da bunu like’lıyor, retweet ediyor, başka başka birilerine söylüyor. Arkasından da, haklı olarak, Bakan çıkıp, esip köpürüyor. Zira haklı, GDO ekip...

Devamı…

Orhan Taylan'dan çok özel bir not ve fotoğraf

Orhan Taylan’dan Bir anneye/babaya sorduk bölümü için bir söyleşi rica ettim ve standart sorularımızı gönderdim. Bana aynen şöyle cevap verdi: “Sevgili Metin Solmaz, Bu sorular benim için yanıtlaması güç sorular. Oğlum doğduğunda kırk yaşındaydım (1981). Ferhat doğduktan bir ay sonra tutuklandım. Tahliye olduğumda Ferhat dört yaşına gelmişti. Annesi iki kez açık görüşe getirdi ama çocuk öyle korktu ki, tekrar getirmemesini ben istedim. Deneyimlerime dayanarak anne adaylarına, baba adayını dikkatli seçmelerini öneririm. Belki işe yarar diye bir de fotoğraf ekledim. Keyifli çalışmalar, sevgiler Orhan T.” Fotoğrafı görünce hemen heyecanla telefon ettim. Bana, bir başka fotoğraf yollamak istediğini, ama bulamadığını söyledi. O...

Devamı…

Mehmet Uhri: Başlangıçta kendimi kapıcı çırağı gibi hissettiğim günler oldu

Onun işi insanları tedavi, harfleri tamir etmek. Mehmet Uhri, Ege Tıp Fakültesi mezunu bir doktor, 2006 yılında yayınlanan “Hayat Semaverin Deminde” isimli bir de öykü kitabı bulunuyor. Şimdilerde ise yazarlık yaşantısına harftamircisi.com sitesinde yayınladığı öyküleriyle devam ediyor… Kaç yaşında baba oldunuz? Planlı mıydı? 31 yaşında baba oldum. Bana kalsa planlı değildi ama sanırım eşimin bu konuda bana söylemediği planları varmış. Öğrendiğinizde ne hissettiniz, yakınlarınıza nasıl söylediniz? Önce şaşkınlık, sonra endişe, sonra da tüm bunlara gülüp geçen salakça bir mutluluk hissettim (Hani endişelenmeyi gerektiren bir durum yaşarken, bazen nedensiz mutluluğa kapılır ya insan öyle bir şey). Yakınlarımıza söylemek biraz zor oldu. Sanki...

Devamı…

Çocuklu rotalar: Havuzlu Han, Mahmutpaşa, Yeni Camii Meydanı

Ailece tarihi yarımada obsesifi olduğumuzu açığa çıkaracak bir gezi yazısı daha! İlyas’ın bildiğimiz ve bilemediğimiz bazı şeylere alerjisi var. Plastik, çanaklı önlüğün bunlardan biri olduğunu keşfettik. Bu yüzden ilk güneşi fırsat bilip, beraber Havuzlu Han’a gidip pamuklu önlük bulalım dedik. Bilen var bilmeyen var. Neresi bu Havuzlu Han? Efendim, en kısa ve kolay tarif ile; Sultanhamam meydanına geldiğinizde yüzünüzü İş Bankası’na dönün, onun yanındaki sokağın sonunda Havuzlu Han’ı bulacaksınız. “Ne var orada?” derseniz, bebek eşyasıyla dolu 7 kat var. Fiyatlar tekstil ürünlerinde mağazalardan daha uygun ama semt pazarı kadar da değil. Toptan alışverişlerde güzel indirimler yapıyorlar. Asansör olduğu için...

Devamı…

Çocuklar ve arkeoloji

Yok, yok, ben ne arkeoloğum ne de çocuklara arkeoloji öğretme konusunda bir sertifikam var. Sadece kendi bilgilerim ve tecrübelerim doğrultusunda, çocuklarının bir şeylerin farkına varmalarını sağlamaya çalışan bir babayım. Ben göstereyim, anlatayım, tanıtayım, gerisi onlara kalmış… Zaten zamane çocuklarında aksi düşünülemez. İstemedikleri bir şeyi yaptırmak mümkün değil. Bizler küçükken -yetiştiriliş tarzımızdan dolayı- bize sunulan şeylere itiraz etmezdik. Zaten pek de bir şeyler sunulmazdı bizlere… Babalarımız bize Jethro Tull dinletti de biz “hayır” mı dedik. Ne öğrendiysek kendi kendimize, tırnaklarımızla kazıyarak öğrendik. O zaman yoktu ki Google, araştıralım hemen, ilgi alanımızdaki bir şeyi derinlemesine öğrenmek aylar, hatta bazen yıllar alıyordu. Tabii,...

Devamı…

Hayal gücüne övgü: "Bu nedir?", "Sen ne dersen odur"

Küçükken yaptığımız uzun araba seyahatlerinde babamla “Buluttan Nem Kapmaca” diye bir oyun oynardık. Babam oyuna didaktik bir mana katmak, hiç yoktan bir deyim öğretmek için bu adı kullanıyordu, bulutları bir şeylere benzetme oyunu için. Büyük bir keyifle oynar, her defasında babamın sığ hayal gücünü, yaratıcı dimağımla ezerdim. Babam “bak bak şurdaki araba” derken, ben “elinde elma sepeti tutan büyük kabuklu kaplumbağa” gibi çapraşık benzetmeler yapardım. Babam hayal gücümün gerçekler parantezinde ezildiğine kanaat getirdiğinden beri oynamıyoruz bu oyunu. Şimdilerde ara ara, kendi kendime bulutlu havalarda çaya katık ediyorum “buluttan nem kapmaca”yı. Tahmin edebileceğiniz gibi “ağzından ateş çıkan dev başlı ejdarha”...

Devamı…