Yazar: Funda Demir

Küçük Kara Balık büyüyor!

İnternet annelerinin sıkı takipte olduğunu bildiğim Türkiye’nin ilk veli inisiyatifi ile kurulan Montessori okulu olan Küçük Kara Balık Çocuk Evi üçüncü yılını dolduracağı şu günlerde büyük bir heyecan içinde. Engin denizlere açılmaya hazırlanan küçük kara balıkların yolculuğu kadar Koşuyolu’ndan Erenköy’e taşınarak okulu büyütme fikri de her geçen gün bu heyecanı tetikliyor. Durum böyleyken arada derede Küçük Kara Balık Çocuk Evi‘nin  müdürü Sibel Özkul Keleş‘le bir söyleşi yaparak hem Montessori metodunun temel prensiplerini hem de veli tanıtım günlerinde en çok sorulan soruları konuştuk. Neden Montessori metodu? Montessori okulunun farkı nedir? Montessori felsefesi, çocuğun hızına, ilgi ve ihtiyaçlarına saygı duyan, çocuğun...

Devamı…

Torbasında umut, torbasında insana dair ne varsa…

Ben Samatya’da doğdum, Samatya’da büyüdüm. Çocukluğumda kilise ile caminin arasında sıkışık kalmış küçücük bir okula giderdim. Dersten sonra kilisenin bahçesinde oyunlar oynar, camiden de dutları toplardık. Paskalya günleri yumurtamızı almak için kilisenin etrafında dolanıp tataların, ahpariglerin etrafında dört dönerdik. Hiç unutmam bir şeker bayramında madam teyze ütülü mendil içinde harçlıklarımızı verdikten sonra Alamanya’dan gelen çikolatalardan ikram etmişti. Ne güzel ambalajları vardı o çikolataların. Hâlâ o kadar lezzetli çikolata yemedim… Küçücük sokaklarına onlarca hikâye sığdırırdı Samatya. Kiminde 6-7 Eylül’ü hatırlatan acılar, çoğunda da komşunu uğruna kendini siper etmiş, onları korumuş kollamış olan büyük dostluklar. Düşünüyorum, Agos bizim mahallede olsaydı kimse...

Devamı…

Yeni yılda Üç Kedi Bir Dilek

Yeni olan her şey gibi umutla beraber geldi 2013. Kimimiz en çok sağlık diledi, kimimiz aşk, kimimiz terfi, biliyorum çoğumuz barış diledik. Roboski adalet diledi, sevdiklerinin yokluğuna alışabilmek için sabır diledi. ODTÜ’yü kınamayı dileyen “sözde üniversite” -patronları- da olmuştur muhakkak! Bana sorarsanız önümüzdeki yıl en çok Bülent Arınç’ın “vajina” diyebilmesini diledim. Piyango da bana çıkmadığına göre bu yıl ki dileklerin çoğu beklemede yine. Yavru için yeni yılda alacağınız ilk kitabın Piti, Pati ve Pus’la tanışmanızı sağlayacak olan ve YKY tarafından yayımlanan Üç Kedi Bir Dilek olmasını dilerim. Sara Şahinkanat‘ın yazıp Ayşe İnan Alican‘ın resimlediği bu sevimli ve dokunaklı öykü...

Devamı…

31.Uluslarası İstanbul Kitap Fuarı başladı

17-25 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek olan 31.Uluslarası İstanbul Kitap Fuarı başladı. Gülten Dayıoğlu’nun “Onur Yazarı” olduğu ve 600’ün üzerinde yayınevinin katıldığı fuarın bu seneki teması ise “Çocukluğum Yurdumdur-Çocuk ve Gençlik Edebiyatı” olarak belirlendi. Hollanda ise 31. Uluslarası İstanbul Kitap Fuarı’nın “Onur Konuğu”. Birbirinden renkli çocuk etkinliklerine ev sahipliği yapacak olan fuar süresince Gülten Dayıoğlu’nun katılımıyla çocuk edebiyatı üzerine panel ve söyleşiler de düzenlenecek. Gülten Dayıoğlu’nun yaşamından kesitlerin yer aldığı “Bir Yaşamış, Bir Yazmış Gülten Dayıoğlu” sergisi, yazarın 50 yıllık yazın hayatına ışık tutuyor. Resimli çocuk kitaplarından derlenmiş illüstrasyonların sunulduğu Hollanda Çocuk Kitapları Resimleri Sergisini (Fil Gelmiş) gezmeden dönmeyin… Hollandalı...

Devamı…

Bacaksız söyleşiler: "Çocuklar insanlara yardım ediyor olabilir; fakirlere, yaşlılara, başka çocuklara…"

Hanımlar, beyler hazır olun. Az sonra kısacık Uzunçorap tarihinin en tatlı röpörtajını okuyacaksınız…  Canan Alıç, dört yaşında, İstanbul’da yaşıyor. Herhangi bir okula/yuvaya gitmiyor. Genelde hemşire ve ressam olmak istediğini söylüyor. Hemşire olmayı neden istediğini annesi de bilmiyor ama resim yapmayı çok sevdiği açık. Biraz bilmiş, akıllı, uslu, hayvanları, çiçekleri, kitapları seven, çok ama çok cici bir kız. Bu röportaj için öncelikle canım Canan’a ve emekleri için sevgili annesi Fulya’ya sonsuz teşekkürler… Hazır mısınız? Canan; sizin evde kitap okunur mu? Okunuuur. Peki sizin evde en çok kitabı kim okuyor? Hımmmmm, anneem. Annenle baban sana da kitap okuyor mu? Yoksa sen kitaplarını kendi başına mı  okumayı daha...

Devamı…

Bir küçücük parçacık varmış

Dünyayı anlamak bizim için bile bu kadar zorken çocukların bununla nasıl başedeceğini düşünsenize. Yoo, tamam hepimiz o yollardan geçtik, amenna. Ama zaman ve mekân insanı nasıl başkalaştırabiliyor biliyoruz artık. Bizim, yani büyüklerin dünyası (hani daha dün o büyükler başkalarıydı) soğuk bir yer. İçinde oyunlar da var elbet, ama kaybetmeye tahammülü olmayan, kendinden küçüğü ezen, yok eden oyunlar… Gökkuşağı bir puzzle ise, eksiklerimiz var bizimde. Hayalini kurduğumuz renklerin bazıları kayboldu büyürken. Yerine yeni renkler koyduk ve işte o vakit kendimiz olduk. Çocuklar ise bir büyü ormanındalar sanki. Aramızda masumiyet adında şeffaf bir tül var. O yüzden hayal kurarken, kıskanırken, inatlaşırken,...

Devamı…

Suların sesini dinle şimdi…

Yazmaya ara verdiğim uzun bir aradan sonra harika bir sürprizle beraber oturdum bilgisayar başına. Geçen hafta Beyoğlu’nda dolanırken olmazsa olmaz dergilerimi yoklamak, yeğenime doğum günü hediyesi olarak Can Yayınlarının çıkardığı 3 boyutlu Charlie’nin Çikolata Fabrikası’nı almak (bu ayrı bir yazı konusu, anlatmakla olmaz, mümkünse edinin) ve biraz da soluklanmak için girdim kitapçıya. Çocuk kitapları alt katta olduğundan vaktimin çoğunu orada geçirdim. Tam işim de param da bitti, bir an önce çıkayım, bugün artık daha fazla kitaba saldırmayayım derken kasanın önünde gördüm onu. Çok bildik bir isim José Saramago selam etmekteydi kitabın kapağında. Bir de kıvrılmış kocaman bir kara balıkla...

Devamı…

Külkedisi isyanlarda

Bir zamanlar özgür kadınlar ve keklikler varmış! Bacaksız’ın Kitaplığı bu hafta annelere, ablalara, teyzelere, halalara, hatta büyükannelere bir kitap öneriyor: Vejetaryen Külkedisi… Tahmin ettiğiniz gibi sıradan bir prens-prenses masalı değil mevzu bahis olan. Bu kitap; hayattaki yanlış Leylalar için kaleme alınmış bir prens terk etme hikâyesi. Tıpkı bir çocuk kitabı gibi; renkli, resimli ve inanılmaz eğlenceli. Kitap, kadınlara yüklenen toplumsal rollerin yine kadınlar tarafından değiştirilebileceğini anlatırken çizimlerin güzelliği ve esprili anlatımıyla da övgüyü hak ediyor. Bir çocuk kitabı değil. Hayatın içinden, çok yakınımızdan bir hikâye… Baloya gitmeyi çok isteyen Külkedisi, sonunda amacına ulaşır ve baloya gider. Ama baloda ölçüyü...

Devamı…

Yokluk, yoksulluk, inat…

Dışarıda yağmur yağıyor, şimşekler çakıyor, gök gürlüyor. Ayaklarım komik ve renkli çoraplarıma kavuştu sonunda… Fincanımdaki sahlepten çıkan tarçın kokusu bütün odayı sararken, arka fonda Closer söylüyor sevgili Travis. Tam şu an, yıl 2012.. 16 Eylül, Pazar akşamı ve saat on bire beş varken oluyor tüm bunlar. Bir de bulutlar var ki Haliç’ten geçiyor ve memleketin dört bir yanına dağılıyorlar. Yaşadığımız bu anlar, o bulutların gölgesi altında yine. Her gün bitmesini umut ettiğim ama bir türlü bitmeyen, geçmeyen şeyler var. Haberleri açtığımda duyduğum tek şey ölü sayıları. Hiç bir hesaba, hiç bir kitaba sığmayan ve artık vicdanımı iyiden iyiye sızlatan...

Devamı…

Başka bir anne mümkün!

Anne profilleri giderek değişiyor ya da bana mı öyle geliyor? Kuşak değişimi yaşandığı çok net belli olan, level atlamış bir annelik müessesi var. Daha ilgili ve bilgi edinmeye açık genç anneler her yerde sanki. İnternet’in yaygın kullanımıyla birlikte sayıları da artıyor. Bundan çok mutluyum. Canım arkadaşlarım on beş yıla kalmaz bizim için yeni olan bu ebeveyn modelinin nelere kadir olduğunu göreceğiz, ki ben sizlerden çok umutluyum. Bunun yanı sıra, kimseye benzemeyen farklı kadınlar da var. Uzunçorap yazarlarının çoğu gibi. Önerdiği oyunlarla Gökçe Altunay, okumaya doyamadığımyazılarıyla Seda Tezoler, yazdığı her yazıyı özenrek okuduğum Evren Balta Paker. Neyse ki; sadece yazılarından...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.