Yazar: Selen Göbelez Dumas

Yaban ellerde çoluk çocuk aç kalmama kılavuzu

Fatih Altaylı’nın Küba’da yiyemediği patatesler üzerine dertlendiği yazısı bizim Küba seyahatinin ardından tam denk düştü ve bir süredir üzerine düşündüğüm yazıyı kaleme almam şart oldu. Son altı yıldır Fas’tan Sri Lanka’ya, Kamerun’dan Jamaika’ya hayli farklı topraklarda yaşıyoruz. Kendi içinde zengin bir mutfak kültürü olan memleketimin insanında sıkça gözlemlediğim, alıştığı lezzetlerin dışındaki tatlara, tarzlara kapalılık hali şansıma bende yok; merak iştahla da karışınca önüme çıkan hiçbir lezzete itirazım olmaz, olmasın da zaten. Fas’ta önünde deve kafaları dahil bilumum hayvan parçaları sallanan kasaptan etimizi alıp yan lokantadan pişirtip yediğimiz de oldu, Jamaika’da kölelik zamanlarından kalma bir yemek kültürü olan inek derisi...

Devamı…

Jamaika’daki İztuzu’nun Don Kişotları

İlk kez İztuzu’na çocuk yaşta gittiğimde, daha önce görmediğim genişlikteki kumsal, geceleri gelip yavrulayan kaplumbağaları koruma çabası, bir de sivrisineklerin bitmek bilmez saldırıları kazınmıştı zihnime. Yumurtalara zarar vermemek için kumsala güneş şemsiyesi bile koyulmadığını, hava karardıktan sonra da plaja girilmediğini hatırlıyorum. Çevreci hareketlerin pek de yaygınlaşmadığı 80’li yıllarda bu tarz bir duyarlılık öyle bir kazınmış ki zihnime, yıllarca nerede bir deniz kaplumbağası görsem korumaya kalktım desem komik olacak ama yok değil böyle enteresan anılarım. Bundan 6 yıl kadar önce Muğla Ekincik’te bir deniz kaplumbağasının denizin içinde belirivermesiyle, kocaman kocaman adamlar düşüvermişlerdi hayvancağızın peşine. Annemin arkadaşları ile kızlarından oluşan östrojen...

Devamı…

Yine, yeni, yeniden hastalık!

Başka şeyler yazacakken yine hastalık yazar buldum kendimi. Bu marazi hâlden sebep, çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür diler, derdimin sizleri bedbaht hastalık hikâyelerimle bunaltmak olmadığını baştan belirtirim. Şimdi başlayalım hikâyemize: Serena’nın görece hafif atlattığı Chikungunya (Buralarda kendisine kısaca Chick-V de denen bu virüs ile ilgili daha ayrıntılı bir yazı tıklayınız.) vakasının ardından üç elemanlı aile kümemizde iki faranjit, bir alt solunum yolları iltihabına bağlı öksürük nedeniyle tam kadro isteksiz bir antibiyotik kürü yaptık. Isının 25 derecenin altına düşmediği bir havada üşütmek de bir beceri tabii ama işte hep o terli terli yenen rüzgârlar, sağdan soldan vuran vantilatörler, biz evde...

Devamı…

Ebola korkusundan Chikungunya ile teselli bulmak…

Bir taraftan Yırca’da kesilen 6 bin zeytin ağacı, Validebağ korusunun başına gelenler ve Ermenek’te madenci cinayetlerine üzülürken, öte taraftan da iki ay aradan sonra Jamaika’ya geri dönüp de sokağımızdaki ağaçların ondan fazlasının kesildiğini gördüm. Evimizin biraz ilerisindeki otel, duvarının dışındaki en az yirmi beş yılda büyüyen o güzelim ağaçları manzarayı bozuyor, taksiciler gölgesinde park edip arabalarını temizliyor, sonra da etrafı pisletiyorlar gibi beş para etmez gerekçelerle (Hoş, duran ağacı kesmenin beş para eden gerekçesi de AVM, Topçu Kışlası, termik santral oluyor galiba) kesmişler. “Nedir bu ağaçların insanlardan çektiği!” diye serzenişte bulunan bir yazı yazmaktı asıl niyetim ama geri dönüşümüzün...

Devamı…

Gündem dışı: Pinpon asla sadece pinpon değildir…

Demek, yıllar yıllar önceki tutkumu yeniden canlandırmam için ta Jamaika’ya gelmem gerekiyormuş: Masa tenisi, nam-ı diğer pinpon. Bu sabah yan sitede oturan Polonyalı arkadaşla çok uzun zaman sonra yeniden pinpon oynarken çok eskiden tadına baktığım bir yemeği yeniden yemiş, maziden kalma bir koku ile bir anda o ana ışınlanmış gibi yirmi küsur yıl öncesine gitti benliğim… İstanbul’un bu kadar küresel bir köy haline gelmediği yıllar, öyle AVM’ler fast food zincirleri kuşatmamış daha her bir sokağı… Kentin Anadolu yakasında oturanların en meşhur buluşma yerlerinden biri Moda’daki Bomonti Çay Bahçesi. Okul kıranlar (He ya, okul kırmak diye bir şey vardı o...

Devamı…

Miniklere Gezi’yi anlatmak: Tüm dünyada bir hayalet dolaşıyor: Gezi’nin hayaleti…

Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan, Medeni Yıldırım, Burak Can Karamanoğlu, Mehmet İstif, Elif Çermik vd. anısına… Mayıs, Jamaika’da çocuk ayı kabul edildiğinden Serena’nın okulundan isteyen velileri çocuklarla bir etkinlik yapmaya davet eden bir mektup göndermişlerdi geçenlerde. Çocuklar bahçede toplaştı mı ilk aklıma gelen oyun, “kutu kutu pense” oluyor, hem oynaması kolay, hem eğlenceli, hem de tehlikeli olmayan bir oyun. Ayrıca çocukların birbirlerinin isimlerini öğrenmeleri için de iyi bir vesile. Sonra da “yağ satarım bal satarım”ı düşündüm. Daha önceki denemelerimde 2-3 yaş grubu için ilk seferde anlaması biraz güç bir oyun ama...

Devamı…

Soma’nın ardından -2: İleri SOMA-TOMA “Demokrasi”sinden kendi demokrasimize…

“Biraz hayal kurmak tehlikeliyse, bunun çözümü daha az hayal kurmak değil, daha fazla ve her zaman hayal kurmaktır.” Marcel Proust Birileri yerin kaç kat altında nefessiz kalırken, iş cinayetlerinde daha nice işçi emekçi göz göre göre sakat kalıp ölürken, 14 yaşında çocuklar ekmek alırken, gençler meydanlarda, sokaklarda gaz kapsülleriyle öldürülürken, sınır kapılarında analar çocuklarının gözleri önünde silahlarla taranırken, bir sigara parasına kilometrelerce yol tepenlere çocuk genç demeden bombalar yağdırılırken, kadınlar tecavüz ve namus cinayeti kıskacında sıkışıp kalmışken, tüm bu olanlar karşısında diğerlerinin yavaş yavaş ruh ölümleri gerçekleşirken geçen Haziran’daki iktidara karşı mizah ve neşe gücümüzü kaybetmeye başlamışken, hayalden başka...

Devamı…

Soma'nın ardından -1: Kapitalizmin fıtratı ya da başbakanın terrible two sendromu

Birkaç ay içinde 3 yaşına basacak kızımın bir süredir beni en deli eden davranışı sinirlendiğinde nasıl ifade edeceğini bilemeyip bazen bana, babasına ya da bir arkadaşına vurmaya kalkışması, bir de eve başka çocuklar geldiğinde hele de sevdiği bir eşyasına dokunurlarsa bu benim diye bağırıp ellerinden çekip alması. Elbette etrafında üç dilin döndüğü bir yaşamı var ve şu anda aslında en hakim olduğu Türkçeyi sadece ben konuşuyorum etrafında, derdini sözsel ifade edemeyip fiziksel davranışa yönelmesinin de, anneden bağımsızlaşarak kendine ait bir benliğinin oluştuğu bir dönemde eşyalarıyla bize aşırı görünen bir özdeşlik kurmasının da gelişimsel bir aşama olduğunu kabul edip sakinlikle...

Devamı…

Ekmeğimde kan sesleri: Kara kaşlı küçük prensin ardından…

Hani bir şey ters gider hayatta, hatta gitti mi bir sürü şey birden ters gider, bir anda tepetaklak olmuş, dibe batmış hissedersin. Battıkça batarsın, ama bilirsin ki an meselesidir düştüğün dipten yeniden ayağa kalkman, en dibe batacaksın ki yerden güç alıp yeniden yükselesin. Bilirim herkesin vardır böylesi dipleri. Şimdi, bugünlerde yine yaşıyorum o dibi, ben, sen, o, her birimiz, toplum olarak, dünya denen karaya dönmüş mavi renkli gezegenin dört bir yanında… Teker teker kendi küçük dar sokaklarımızda ve hep beraber haykırarak geniş sokaklarda… Üç ağaç, beş ağaç, bir can, bir can daha, iki can etmiyor milyonların yüreği oluyor, iki...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.