Yazar: Ayşe Çavdar

Duyarlı ebeveynin hukuk rehberi: Ceylan Önkol

Hatırlar mısınız? Diyarbakır’ın Lice ilçesinde, 28 Eylül 2009’da açık arazide bir patlama meydana gelmiş, 12 yaşındaki Ceylan Önkol oracıkta ölüvermişti. Onun kimbilir hangi nedenle -belki okula kayıt yaptırmak için- çektirilen fotoğrafındaki bakışlar içimize işledi. Ceylan, dehşetli bir merakla bakıyordu vizöre. Sonra o bakış, Ceylan’ın yaşam hakkına karşı işlenen suçun faillerinin ve tanıklarının, yani bizlerin, hepimizin üzerine asılı kaldı. Derken, yüce adalet bu bakışları üzerinden silkeleme girişiminde bulundu. Hem adaleti yücelten de üzerinde bu türden zerrelerin barınamayacağı kayganlıkta bir dile ve duruşa sahip olması değil midir? Ne mi oldu? Hatırlar mısınız? Ceylan’ın öldüğü patlamayla ilgili delillerin bulunduğu alana savcının girmesine...

Devamı…

Öfkeli bir genç yazarın baba olarak portresi: Onur Caymaz'la "kansız edebiyat"

Onur Caymaz’ı kitaplarından, değilse sosyal medyada dahil olduğu tartışma ve polemiklerden tanıyan tanır. Öfkeli, inatçı, sözünü sakınmayan biridir. Eskiden gününün büyük bölümünü bir beyaz yakalı olarak geçirir, geriye kalan zamanda da asıl işi olan edebiyat uğraşına dönerdi. Bir zaman önce baba oldu. İlk öykü kitaplarındaki iki uzun öyküyü Gökyüzü Sineması adıyla yeniden yayınladı. Gökyüzü Sineması’nı bahane edip, Onur Caymaz’ı biraz daha yakından tanıyalım istedik. Muhabbetin orta yerine Nar’ı koyup, edebiyata, hayata, siyasete oradan baktık… Nar’la işler yolunda gidiyor mu? Neler öğreniyorsun ondan? Ofiste bir arkadaşla çocuklardan konuşuyorduk. Çocuk sürekli şikâyet ediyor, itiraz ediyor, hatta bazen kendi davranışlarının sonuçlarına itiraz...

Devamı…

Sontag'ın oğlu

Henüz genç bir kadınken tehlikeli bir meme kanserinden, yine tehlikeli ve radikal bir ameliyatla kurtulan Sontag, yaklaşık 30 yıl boyunca her an yeniden bu illete tutulma riskiyle yaşadı. Onca sene hastalığından, bedeninden, hastanelerden, doktorlardan öğrenmeye devam etti, çünkü öğrenmek onun için temel bir insan tecrübesiydi. Her tedavinin bir sonraki hastalığı hazırladığı uzun bir zaman… Pek çok insanı hayattan bezdirebilecek bu uzun mücadele sürecinin, Sontag’ı hayata bağlayan şeylerden biri olduğunu öğrenmek o kadar da şaşırtıcı değil. Sontag’ın oğlu David Rieff, son aylarını anlattığı hatıratında annesinin hangi vesilelerle hayata bu kadar tutunabildiğini anlatıyor. Kitabın adı Ölüm Denizinde Yüzmek (Agora, çev: Pınar...

Devamı…

Bu aile bildiğiniz aile değil: Benim Çocuğum!

“Bu koca dünyaya bir benim çocuğum mu sığmadı?” Bursa’da Mesut olmak yerine İrem olmayı seçtiği için öldürülen genç bir insanın annesi, Melek Okan, çocuğunun ardından ağlarken böyle sitem etmişti. Ne olurdu ki İrem, arzu ettiği insan olsa? Kimse onaylamak zorunda değildi İrem’i, onunla dost-arkadaş olmak mecburiyeti de yoktu kimsenin. O zaten kendi yolunu bulurdu. Onu kendi bildikleri kalıplara uymadığı için öldürenlerin aksine, kimseyi kendine mahkum etmek değildi derdi.  Yalnızca bu ülkede değil, dünyanın her yerinde LGBT  bireyler tehdit altında. Yaşam hakları, çalışma hakları, cinsel kimliklerini dillendirme hakları ellerinden alınıyor. Çünkü toplumun vazettiği kalıplara uymuyorlar. Hemen her toplum onların varlığını...

Devamı…

Gündem Çocuk Derneği: Çocuklara karşı işlenen suçlar cezasız kalıyor

Gündem Çocuk, yaklaşık 7 yıldır çocuk hakları alanında çalışmalar yapan bir dernek. Amacı çocuğun bir politik varlık olarak tanınmasını; yetişkinlerin yasalara, şehirlere, hayatın her alanına dair düzenlemelerinde, etkinliklerinde çocuk odaklı bir bakış açısı geliştirebilmelerini sağlamak. Gündem Çocuk bundan böyle Uzunçorap’ın yazarlarından biri olacak. Dernekten arkadaşlar Gündem Çocuk yazar kimliği altında bize bu alanda yaptıkları çalışmaları anlatacak, birlikte dert edinmemiz gereken meselelerden haberdar olmamızı sağlayacaklar. Bunun öncesinde onları sizlerle tanıştırmak için minik bir söyleşi yaptık. Bu kısacık söyleşide bile, gündem çocuk olduğunda sandığımızdan çok daha fazla meseleyle karşı karşıya olduğumuzu anladık…  Önce sizi kişisel olarak tanıyalım, sonra da Gündem Çocuk’u...

Devamı…

İktidarın kanatları ve Adem Esen

Sabahattin Zaim Üniversitesi adına ilk kez geçen yılın Ekim ayında rast geldim. Üniversite açılış seremonisi ve düzenlediği Mehmet Akif’i anma günü için Beşiktaş’taki billboardlara reklam astırmıştı. Mehmet Akif adına bir sempozyum hazırlamış başlığını da “Uluslararası Milli Birlik ve Beraberlik Sempozyumu” koymuşlardı. Üç arkadaş gecenin bir vakti bir yandan yürüyor, bir yandan sohbet ediyor, yazdan kalma bir gecenin tadını çıkartıyorduk. Sohbetin konusu hayal ettiğimiz Dubai yolculuğuydu. Ne de olsa İstanbul Dubai olacaktı, gidip önceden vaziyeti bir kolaçan edelim istemiştik. Billboard’u okudum, okuduğumu anlamayıp başımı yere eğdim. Sonra şaşkın şaşkın bir daha baktım… Arkadaşlarımı durdurup “Ya kızlar bu işte bir yanlışlık...

Devamı…

Çocukluk, şehir ve denge

Alain de Botton Mutluluğun Mimarisi (Çev: Banu Tellioğlu Altuğ, Sel Yayıncılık, II. Bs. 2007) adlı kitabında ne türden şehirlerde ve evlerde kendimizi neden mutlu hissettiğimizi anlatıyor. Geçmişten bugüne, kürenin her kültüründe ve dininde mutluluğun ve ev denilen hadisenin nasıl tarif edildiğini, bu tariflerin mimariye nasıl yansıdığını özetliyor kitabında. Bir bölümdeyse Wilhelm Worringer adlı bir Alman sanat tarihçiye gönderme yaparak mimari anlamda neyi, neden güzel bulduğumuzu sorguluyor. Aşağıya paragrafı alıntılıyorum. Evinize ve şehirde olup bitenlere bir de bu gözle bakın. Şahsen ben şu ara İstanbul’u sarmalamakta olan mimari üslubun en çok İstanbul’dan kurtulmak istediği kanaatine kapıldım. “Kişisel olarak bizde, daha...

Devamı…

Çılgın bir şehirde yaşıyoruz, ne güzel!

Tarlabaşı mağdurları arasında bir söylenti çıkmış. Meğer Çalık Holding Tarlabaşı’nın üçte birini toprağın üstündekiler değil, altındakiler için almışmış. Çünkü gayrimüslimlerin 6-7 Eylül olaylarından sonra memleketlerini bırakıp kaçarlarken bıraktıkları altınlara el koymak istemiş. Bu yüzden aldığı parsellerin etrafını çevirmiş, harıl harıl hazine arıyormuş. Bu dedikoduyu yapan mağdurlar kendilerini Tarlabaşı’ndaki evlerinden ve açık konuşalım pek azımızın dahil olmak isteyebileceği gündelik hayat koşullarından değil, o altınlardan mahrum bırakıldıkları için mağdur hissediyorlar gibi görünüyor. Çünkü yıllarca devlet sırf onlar o altınları alamasınlar diye izin vermemiş evleri yıkmalarına. Tayyip Erdoğan da akrabalarına peşkeş çekmişmiş sonunda. Hikayede doğruluk payı olmaz mı, elbette var. Ama bu...

Devamı…

Şehir yükseldikçe…

İstanbul’da artık kimse Muhammed’in bir kanatsız atın sırtında göğe yükseldiğine inanmıyor. İsa’nın göğe çekildiğine inanmayı ise çok daha önce bırakmışlardı. Bu iki inanç kaybının en önemli göstergeleri ise şehirde nüfusu giderek kalabalıklaşan yükseltiler. İstanbul İsa’dan vazgeçerken bir yüzünü düşürüp, diğerini yükseltmişti. Muhammed’den vazgeçmeye koyulduğunda ise aslını kaybedip suretini yükseltmeye koyuldu. Malumunuz olduğu üzere İstanbul, küresel dünyanın yükselen değerlerinden biri, ya da şöyle demekte fayda var, içinde bulunduğumuz zaman diliminde İstanbul küresel dünyada yapılmakta olan bir kısım alışverişte rantsal değeri giderek yükselmekte olan şehirlerimizden biri. Bu yükselişin bedelini ise gerçek ve görünür anlamda bir yükselmeyle ödüyor. Kendine özgü silueti ve...

Devamı…

4+4+4 ve bizim naçiz mevcudiyetimiz

Kamuoyunda kısaca 4+4+4 yasası olarak bilinen ve kabaca 1997 yılında gerçekleştirilen 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimi, teoride 12 yıl zorunlu ama kesintili eğitim uygulamasıyla sonlandıran kanun, AKP hükümetinin eğitime yaptığı en doğrudan müdahale olarak tarihteki yerini aldı. Sorgulama ve müzakere sürecini engellemek için yasada “hükümet isterse bu kanununun uygulamasını bir yıl geciktirebilir” şeklindeki imkândan da yararlanılmadı. Mart 2012’de birkaç hafta gündemde kaldıktan sonra kabul edilen kanun, alabildiğine radikal bir reform olarak sunulmasına karşın neredeyse 6 ay gibi bir süre zarfında, üstelik eğitim kurumlarının altyapı sorunları göz önünde bulundurulmaksızın uygulamaya geçildi. Yasa şu noktalarda değişim öngörüyordu. 1. Okula başlama yaşı 6’ya çekildi. 2. İlköğretim...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.