37 yaşında anne oldum. Başım göğe erdi. Bugüne kadar beni çokbilmiş, ukala, çocuğu olmadan çok konuşan vs. kişi ilan etmiş herkesten intikamımı alacaktım. Hem de iki kere. Zira 45cm ve 46cm doğan Bade ve Barış nihayet kucağımdaydı. Üstelik hiç prova yapmamıştım. Yakınımda ne bir bebek ne bir çocuk vardı. Aslında bir yeğenim vardı ama benim aklım 5 karış havada olduğundan herhalde onun büyüyüşüne tanıklık edemedim. Kendisi şu anda 17 yaşında, ama o bizim pavuryaların büyüyüşüne fena halde tanık oluyor.

Hayatımın çocuk doktoru ve bebek hemşiresi ile tanıştım. İstanbul Cerrahi Hastanesi’nin şahane bebek hemşiresi Selime hayatımın cümlesini kurdu bana: ‘’Ferhan Hanım, unutmayın onlar sizin hayatınıza geliyor, siz onların hayatına gitmiyorsunuz. Dolayısıyla hayatınız boyunca yapamayacağınız hiçbir şeyi çocuklarınıza yapmayın!’’ O kadar benim gibi düşünüyordu ki, ne söylediyse ‘’Evet evet’’ diyor gönülden onaylıyordum. Bu şu demekti:

1- Çocuklarımı asla içme suyuyla yıkamayacaktım. Onları musluktan akan su ile yıkayacaktım ki, 4 ay lavaboda yıkamak suretiyle nefis zaman kazancımız oldu. Baktık sığmıyorlar 4 ay sonra artık onları kucakta yıkayama başladık. Ben ya da eşim fark etmiyordu kimin yıkadığı.

2- Blander çok sık kullandığım mutfak aletleri arasında yoktu ve olmayacaktı. “Asla” dedi doktor Fatma Kırcı ve Selime Hemşire ‘’blander yok. Çatalla ezeceksiniz, pütürlü olacak yoksa 6 yaşında blanderdan geçirilmiş o saçma bulamaçları yedirmek zorunda kalırsınız.’’ Hiç kullanmadım. Çatal şahane bir dost benim için.

3- Israr yok!!! Hiç ısrar etmedim. Ne uyutmak için ne yedirmek için. Bebekken kafa çevirdiklerinde, biraz büyüdüklerinde de istemediklerini gösterdiklerinde hemen kaldırdım her ne yedirmeye çalışıyorsam. Sonuç, kocaman bir başarı benim için. Artık hiç yemek seçmiyorlar ve sorunsuz uyuyorlar (Uykuyu öğretme hikâyemi de yazacağım. Hayat bence çocuklar sorunsuz uyumaya başlayınca başlıyor anne ve baba için.)

4- Kabul ettim. İkisi de farklı insan! Önce idrak edemedim, ikizler ya, aynı anda acıkıp, aynı anda uyumaları ya da aynı miktarda çiş ve kaka yapmaları gerekiyordu benim için. Ne zaman Barış günde 4 – 5 kere kaka yapıp, Bade 3 – 4 gün kaka yapmadı, o zaman da doktorumuz Fatma Hanım: “Ferhan Hanım onlar iki ayrı insan, metabolizmaları farklı, aynı şekilde yaşayamazlar ki anlayın lütfen.” dedi. Böylece ben de hayata döndüm. Evet öyleydi işte, onları tanımaya başladım ve anne olmanın zevkine bundan sonra vardım.

5- Hiç emzik kullanmadık. İstemediler. Ama biberon kullandık ve halen kullanıyoruz akşamları… En çok beni deli eden konuşmalar “Ayyy Ferhan biberon yere düştü ve Bade alıp sütü tekrar içti!” “Eeee? İçsin…” Allah aşkına var mı bunun sonu sorarım size ya da bir gerçekliği? Her seferinde dezenfekte ederek mikropsuz bir gelecek mi hazırlayacaksınız çocuklarınıza? Yok böyle bir şey.

6- 1 yaşından beri kendileri yemek yiyor ve kendileri giyinip soyunabiliyor. Bunları yapmalarına izin verdiğimiz için oldu bence. Dökecekler, saçacaklar ne olur ki? Dedim ki en fazla “bitleniriz!”. Bitlenmedik Allah’tan. Onlar son derece büyük bir ciddiyetle ilk olarak bulgur pilavı yediler. Görmeliydiniz… O günden beri hep kendileri yiyorlar. Kendileri giyinip soyunuyorlar ve o kadar zevk alıyorlar ki bu işten. Bırakın ters giysinler. Pantolon üzerine şort giysinler. Kabanın üzerine yelek giysinler. Sabırsız olmayın. Geçen hafta sıcak bir günde yün bere ile çıktık sokağa, Bade bir de üstüne güneş gözlüğü taktı ve dünyanın en cool insanı olarak Ihlamur’dan Beşiktaş’a yürüdü. Eeee hayat onlara güzel şimdi. Keyfini çıkarmalılar değil mi?

Sonuç:
Bade ve Barış şimdi tam 33 aylıklar. Konuşma çabaları komik ama şahane. İkizler hep geç konuşurmuş. Doktorumuz 3 yaşını devirirsiniz, demişti.  Sanırım öyle olacak. Bunun için sıkılan dostlar boş verin. Ne de olsa bir gün konuşacaklar. Ben dert etmiyorum, siz de etmeyin. Her şeyi anlıyorlar ya, bence en güzeli o. Gerisi hikâye! Her şeyi yiyorlar, rahat uyuyorlar ve bence Bade ve Barış mutlu çocuklar. Mis gibi!!!

Not: “Yaptım, ettim, yıkadım, yedirdim” dedim, ama aslında babayı da es geçemem. Hepsini o da yaptı. Neredeyse bir tek emzirmedi. Belki, belki değil de gerçekten Serdar, kişiliği ve babalıktan anladığı durum gereği diyorum ki, o böyle olmasaydı ben bunları gerçekleştiremezdim. Babaya da bin teşekkür.