Advertisement

Yazar: Uzunçorap

Bacaksızın "Barış Dersi"

Böyleymiş işte hayat. Okullar biter, karneler alınır, sınavlar bitmezmiş… İlkokul bitince hâlâ çocuk oluruz. Ortaokulda sivilceleri ve hayatla sorunları olan bir ergen. Lise okulu kırmak demektir, hem artık başkasının içtiği su şişesinden içebilmeniz, hayatınızın tüm akışını değiştirecek o sınava çalışmak zorunda olduğunuzun sürekli hatırlatıldığı deli zamanlardır. Üniversite aşktır çoğu zaman. İsyandır, devrimdir… İnatla umut etmektir. Derken ergenliğin bitip gençliğin başladığı yerde kaldığınız süre henüz beş seneyi geçmemişken saçlarınızda beyazlar boy vermeye başlar. Bir, iki, üç derken saymalar biter. Ne zaman büyüdüğünüzü anlamadan büyütür hayat. Yaşamak tatile girmez kimi yerlerde. Hele ki eteğinin bir ucu egenin sularıyla yıkanırken diğer ucu...

Devamı…

Başrolde bir 'taş atan çocuk'

Kırık Midyeler filminde polise taş attığı için 4 ay hapis yatan 15 yaşındaki Uğur Barış Mehmetoğlu başrolü oynuyor. Milliyet gazetesinin haberine göre, yönetmen Seyfettin Tokmak’ın ilk uzun metraj filmi Kırık Midyeler, bu cuma seyirciyle buluşacak. 15 yaşındaki amcaoğulları Hakim ve Faysal’ın Almanya’daki akrabalarından gelen bir mektuba bel bağlayıp Mardin’den İstanbul’a geldikten sonra yaşadıklarını anlatan filmde, polise taş atmaktan 4 ay hapis yatan 15 yaşındaki Uğur Barış Mehmetoğlu başrol oynuyor. Yönetmen Tokmak’ın Mardin’de keşfedip hayatını değiştirdiği Mehmetoğlu, Nusaybinli kalabalık bir ailenin çocuğu… Performansı nedeniyle bir de Norveç yapımı projede rol alan Mehmetoğlu, filmde başrolü paylaştığı Seydo Çelik ile ilk kez...

Devamı…

Çocuk devlete nasıl bakar

Kürtaj tartışmasının, insanların pek de ne dediklerini bilmeksizin, adeta can havliyle tepkilerini gösterdikleri bir atmosferde alevlendiği günlerde Sağlık Bakanı Recep Akdağ tecavüz sonucu doğan çocuklara eğer anneleri bakmak istemiyorsa devletin bakabileceğini söylemişti. Aslında demek istediği, “böyle bir durumda bile kürtaj şart değil, çocuk doğarsa sorumluluğunu devlet alır”dı. İki ucu vardı meselenin. Biri “devletin merhameti” meselesi. Akdağ bir yandan “devlet, rahme düşmüş her vatandaşı ile ilgili sorumluluk alır, iş oraya gelirse endişe etmeyin” diyordu. Akdağ’ın devlet gibi bir aygıtın sahip olduğu gücü ve bu gücün deklarasyonlarının hangi anlamlara gelebileceğini fark etmeksizin aynı cümleyle söylediği bir başka şeyse şuydu: “Tecavüz eden...

Devamı…

Çocuk parkları bakteri yuvası

Yapılan bir araştırmaya göre, kum havuzlarının 2,5 santimetresinde 7 bin 440 bakteri bulunduğu belirlendi. Bu bakteriler insanların tükürüğünden, ellerinden, yiyeceklerden, kedi ve köpeklerden ve bebek bezlerinden yayılıyor. Havuzlardaki bakterilerin yanı sıra bazı parazitler de insan sağlığı için bir tehlike oluşturuyor. Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çetin Volkan Akyol, bu parazitlerin zoonoz olarak tabir edilen hayvandan insana bulaşabilen tabiatta olmasının yanında insandan insana bulaşabilen parazitler olduğunu söyledi. Çocuk ve gençlerde sıkça rastlanan bağırsak parazitinin kıl kurdu olduğunu kaydeden Akyol, zoonoz olarak ise askariyazis ya da kist hidatik hastalığının bulaşabildiğini dikkat çekti. Bağırsak kurdu yumurtalarının ağızdan mideye ve...

Devamı…

Oyun yaşta değil baştadır

Şöyle bir sahne var aklımda epeydir: İşten çıkmışım yorgun argın, evdeki işleri, yapılacak yemekleri ve ertesi günün planını düşünerek yürüyorum. Uzun süredir arayamadığım eşimi dostumu hatırlayıp içerisinde bolca “hay aksi” geçen cümle kuruyor, hemen akabinde şık bir “kentte yaşam” meşrulaştırmasıyla konuyu kapatıyorum. Bir adım bir adımı kovalıyor, günlük egzoz limitimi tamamlayıp evime varıyorum. Ayıltma, yorgunluğu alma, çarpıntı yapma gibi bir dizi tuhaf etkiye sahip olduğu salık verilen kahveden bir bardak hazırlıyorum. Yemek hazırlama seramonisinden önce şöyle bir kendime gelme niyetindeyim. Uzanıyorum üçlü koltuğa ve kahvemden büyük bir yudum alıyorum. Her şey yolunda. Derken dışarıdan bir bağrış çağrış geliyor. Gülüşmeler, koşturma...

Devamı…

Sessizlikle kaim

Kaan ve Mine’ye Tire’ye yaklaşırken, insan kendini mümbit tarlalarla, yamaçlardaki zeytinliklerin arasında akan, dar ama trafiği yoğun bir yolda bulur. Bu manzara, içinden geçilen köyler ve etraftaki insanlar; Tire’nin tarihi mirasına dair pek de ipucu vermez. Sabaha karşı işlerin tamamlandığı tarlalar umumiyetle boş, gölgeler kalabalık ve köy kahveleri de yorgun çiftçilerle doludur. Bazı insanlar, hasletlerini samimiyet, kabahatlerini mahcubiyet ve varlıklarını da tevazu ile örterler. Babam ise böyle biri değildi. Samimiyet, tevazu ve mahcubiyet onu tanıyanların kendisine yakıştırabileceği sıfatlar olsa da; onun örtüsü ‘endişe’ daha doğrusu ‘evham’dı. Mazisi ve hisleri hakkında konuşmaktan hiç hoşlanmayan babamın; vazgeçemediği (saklayamadığı) bir batıl i’tikadı...

Devamı…

Bir çizgi film kahramanı

Bir perşembe günü. Hep merak ettiğim gün, perşembe günü. Yataktan kalkmak, yataktan çıkmak istemeyecek olduğum gün. Bir cuma günü. En az bir perşembe günü kadar merak ettiğim gün. Boy farkıyla merakı yenen gün. Kahverengisini sevmeyeceğim gün. Kahverenginden nefret edeceğim gün. Haklı olacağım gün. Haklılığımın bir halta yaramayacağı gün. O sabah uyandığımda yanımda yoktunuz. Bedenimde bir hafiflik hissediyordum. Herkesi aynı anda görebiliyordum. Nihayet annemi de… Annemi de ne özlemiştim, kimse bilemez. Saçının tellerini öptüm. Ona doyunca, merak ettim; nesi vardı bu iki sabahın, görebildiğim herkes ağlaşıyordu. Kızım, oğlum, karım. Önce ona seslendim, duymadı. Sanki sonsuzluğa seslenmiş gibiydim. Bu dünyadaki sonsuzluğum...

Devamı…

Babalar Günü’nde A’laşıyorum

Baba-oğul niçin delice çatışır da sonra babanın gidişiyle birlikte oğul babaya benzemeye başlar? Bu ne yaman çelişkidir? Bir formülü var mıdır acaba? Babalar Günü vesilesiyle gelin deneyelim formüle etmeyi. Kimi film, yönetmeninin tercihine göre erkenden ele verir hikâyenin özünü; bazısı son ana kadar gizemini korur ve hatta yönetmeni özellikle finalde izleyiciyi şaşırtmayı sever. Az sonra anlatacağımız film, garip bir şekilde her iki özelliği de bünyesinde taşıyor. Bir yanıyla, sonu daha ilk sahneden belli; diğer yanıyla ise finalinde büyük bir sürpriz barındırıyor. Bu arada, filmin bir döngü içinde hiç bitmiyor oluşu nedeniyle, gerçek bir final de izleyemiyor izleyici; final sandığı...

Devamı…

Herkes gibisin

Günlerdir yazmaya çalışıyorum, yazıp siliyorum, karalıyorum. Kendimi anlatacak kelimeleri bulup bir cümle kuramıyorum. Sanki hiçbir harf, hiçbir kelime yetmeyecek boşluğumu anlatmaya… İçimdeki şu bomboş duyguyu anlatacak bir kelime dahi yok. Dar zamanımda sığındığım yirmi dokuz harf yetmez oldu şimdi bana. Çocukluğumdan beridir sustuklarımı hep yazdım, kimseye diyemediğimi döktüm kâğıtlara, kim bilir kaç kâğıt şahitlik etmiştir olup bitenlerime… Kaçı yırtılıp çöpü boylamıştır, kaçı yastık altında saklanmıştır kim bilir? Ama bu kez sustuğum için yazmıyorum, bu kez konuşmak için yazıyorum… Sana yazıyorum; sıfatını dudaklarıma hükmedip de dillendiremediğim sana. Bugün babalar günü. Babaların günü. Yürekli her adamın günü bugün. Ama asla senin...

Devamı…

Benim miyop-astigmat babam

Kiremit rengi çerçevesi oldu hep gözlüklerinin. Zor görür ama çok okurdu. Siyah küçücük gözleri iyice görünmezleşirdi renkli camların ardında… Bir şey oldu sonra… Gözlükleri ve okumayı bıraktı. Yok hayır ölmedi, şükür hâlâ hayatta. Birbirimizi senede bir kez yarım saatliğine görüyoruz. Onun değil benim tercihim. Önce o benden vazgeçti, sonra ben ondan. Şimdi o beni geri istiyor, ben de onu. Ama hayır, şimdiki haliyle değil, bir zamanlar onu tanıdığım haliyle istiyorum. O benden o halini sakladıkça, şimdiki zamanımı ondan sakınıyorum… Neler neler oldu biz birlikte büyürken. Doğduğumda henüz liseye gidiyormuş ama yaşı büyükmüş. Çünkü ilkokuldan sonra dört yıl boşluğu var....

Devamı…