Yazar: Jînda Zekioğlu

"Su satmasın da polis mi olsun çocuğum?"

Yaklaşık bir yıl önce buz gibi bir aralık gecesi bomboş bir meyhanenin iskemleleri üzerinde, ağırdan sohbete dalmıştık Ahmet ile. Pek tanımıyordum o vakitler Ahmet’i. Sahici bir tanışmaya vesile olan bu sohbeti ve yaşamından kesitleri, neşeyle, hüzünle, sevgiyle anlatmıştı bana. Hayatımızın neşesi, hüznü, sevgisi çoğalmıştı sayesinde. Bu linkteki sohbetimizi okumadan, bir satır altına ineyim demeyin. Zira pek bir şey anlamaz, üstelik filmlere konu olacak bu yaşam öyküsünü de kaçırmış olacaksınız. Peki şimdi tekrar ne için, ne konuştuk? Azad ve Rojhat… 10 yaşındalar. Bildiğiniz üzere ikizler. Mütemadiyen eğleniyorlar. Üstelik çalışırken. Hem yerleri süpürüp hem elindeki süpürge ile dans eden bir velet...

Devamı…

"DNA sonucunu beklerken, doğumhane önündeki baba gibiydim"

Hepimizin hayatında böyle bir iki kişi vardır, var olur. Onların enerjisine yenik düşer, gülümsemesi karşısında şaşkınlıkla donakalırsınız. Öyle biri benim için Ahmet… Arkadaşlığımızın başlangıcından bu yana, onu daima bir yerlere koştururken, kahkahalar atarken, heyecanla bir hikâye anlatırken, bulunduğu ortamdaki herkesin bakışlarını üzerine çekebilecek kadar güzel dans ederken görüyor ve ‘bildiğim yaşam öyküsü’ne dair soruları çoğaltıyordum kafamda. Barda oturmuş içkinizi içerken, elinizden tutup dansa kaldırdığı gibi, elinizden tutup hayatının ortasına alır sizi. O koca öykünün bir parçası yapar. Hiç çaktırmadan, bir meyhane masasında içinizde çoğalttığınız onlarca soruya cevap ararken bulursunuz kendinizi. Öyle bir akşamdı. Sordum anlattı. “Hatalarımdı bana en büyük...

Devamı…

"4 çocuğu büyütene kadar bin kez öldüm."

İnsan bilmiyor çoğunlukla hikâyesinin kim için, hangi dünya için daha kıymetli olduğunu. Öyküsü başkasına dokununca anlıyor, yaşadığının yıllardır mahrem kaldığını. Cümleye dökerken bile zorlanıyor. Hattâ, kendi için onca önemli hikâyeyle dolu mazisinin, şaşkınlıkla dinleniyor olmasına anlam veremiyor. Öyle kadınlardan birini, Hazo’yu dinledim, uzun uzun. 1970’lerin başında, Siirtli bir ailenin kızı olarak çocuk denecek yaşta, Şırnak’a gelin olmasıyla başlıyor Hazo’nun büyümek zorunluluğu. Hali vakti yerinde bir ailenin oğluyla evlendiriliyor. O yıllarda, malum coğrafyanın kadınlarına göre bir hayli cesur ve cevval bir genç kadın Hazo. Bölgeden hem Avrupa’ya, hem İstanbul’a, hem de büyükşehirlere göçün en yoğun olduğu dönemde, erkeklerin lafının üstüne...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.