Yazar: Tuğçe Tuğ

Şaşı bakıp şaşıracağız

Evvel zaman içinde, uzun zaman önce, zamanın birinde, bir ana söyleniyor, dinleyin! “Çok değil, birkaç  zaman sonra; kendimize dönmeyi bilemeyenler olacağız. Bilemeyenler! Kendi kuyruğumuzu kovalayacağız. Nefes almayı unutacağız. Şehirli olacağız. Ha bu burunlar, şehirli burunlar olacak. Öyle kolay mı şehirli burun olmak? Burunlarımız birer kara delik! Kara delikte bir devlet. Burnumuzun ucunda, burnumuzun içinde.” İçimizdeki ilahi bir ses, ses verecek: ‘TOKİ TOKİ TOKİ’ diye kapımızı çalacak. Kapıyı açacağız. Severiz insan sevmeyi. Anadolulu, kendi gibi sanıp sevecek bu sesi. O ses, kendine inandırıp, sel felaketine sürükleyecek giriş katlarını… Can vereceğiz. Bugün 5, yarın 15! Her eve düşen 3 çocuk kurtaracak...

Devamı…

Beyhude çabalarım

Emrah Serbes diyor; “Babamın öldüğü gün birine aşık olmuştum, bazen öyle olur, her şey üstüste gelir.” Benim öyle olmadı ki… Hiç olmadı hem de! Tam bir sene sonra olanlar oldu… Senin öldüğün gün, kışa yakışmayan bir sıcaklık vardı havada. Farkında olmuşsundur sen de. Ben o tuhaf sıcaklığın peşine düşmüştüm. Sanki yanlış yolda yürüyordum. Yanlış bir izin peşine düşmüş, yanlış sesleri, yanlış sözcüklerde duyuyordum. Dolayısıyla, bütün bu saçma sapan yanlışlıklar içerisinde, bir ton insanla çarpışıyordum. Sonra bir gün birine çarptım. Anlamadım. İnan hiç mi hiç anlamadım. Ne ara görmüştüm de, ne ara sevmiştim, ne ara aşık olmuştum? Ama oldu işte…...

Devamı…

Pal Sokağı Çocukları

Budapeşte’nin yoksul Józsefváros semti… Macun Derneği üyeleri, Pal Sokağı Çocukları bir ordunun neferleri… Bir ‘arsa’ ne kadar değerli olabilir ki? Ya da bu değer uğruna neler yapılabilir ki? Söylesenize, peki ya sizin hiç arsanız, mahalleniz, sokağınız ya da bir vatanınız oldu mu? Vatan algısı sıfıra yakın bir insan olarak bu algımın gün yüzüne çıktığı tek yer ‘bizim mahalle’. Çünkü benim de tıpkı Pal Sokağı Çocukları gibi bir zamanlar üzerinde oyunlar oynadığımız arsa için siperlerde yerimi almışlığım, boyumdan büyük çocuklara efelenmişliğim var. Öyle ya, orası bizim sahiden vatanımız. 7/24 onunlaydık. Çift kale maç yaptığımız, ilk defa birine âşık olduğumuz, evden...

Devamı…

Bir çizgi film kahramanı

Bir perşembe günü. Hep merak ettiğim gün, perşembe günü. Yataktan kalkmak, yataktan çıkmak istemeyecek olduğum gün. Bir cuma günü. En az bir perşembe günü kadar merak ettiğim gün. Boy farkıyla merakı yenen gün. Kahverengisini sevmeyeceğim gün. Kahverenginden nefret edeceğim gün. Haklı olacağım gün. Haklılığımın bir halta yaramayacağı gün. O sabah uyandığımda yanımda yoktunuz. Bedenimde bir hafiflik hissediyordum. Herkesi aynı anda görebiliyordum. Nihayet annemi de… Annemi de ne özlemiştim, kimse bilemez. Saçının tellerini öptüm. Ona doyunca, merak ettim; nesi vardı bu iki sabahın, görebildiğim herkes ağlaşıyordu. Kızım, oğlum, karım. Önce ona seslendim, duymadı. Sanki sonsuzluğa seslenmiş gibiydim. Bu dünyadaki sonsuzluğum...

Devamı…

Kanatlı Kediler Masalı

‘Fantastik’ kelimesinin sözlük anlamına eşlik etmeyi seven Ursula K. Leguin, kalbinden yola çıkarak yazmaya başladığı “Kanatlı Kediler Masalı”nı (1. Dört Yavru, 2. Yuvaya Dönüş, 3. Yeni Arkadaş, 4. Kentte Tek Başına) dört kitaplık bir seri halinde, önce çocuklar için sonra da yaşamak isteyen tüm insanlar için kaleme almış. Akıllarına, fikirlerine kanat takıp uçmak isteyen tüm çocukların severek okuyacağı serinin ilk kitabı “Dört Yavru” ile kahramanlarımızla tanışıyoruz: Bayan Tekir ve Bayan Tekir’in dört küçük kanatlı kedisi; Robin, Ceymi, Hena ve Telma. Bayan Tekir, kahramanlarımızın annesi. Kedi eşrafları, bu dört kedinin kendileri ve diğer kediler gibi olmadıklarının gayet farkında. Ve elbette...

Devamı…

Kuku meselesi

Kim öğretti bana ‘kuku’ demeyi inanın hiç hatırlamıyorum. Sadece annelerin ya da teyzelerin, küçük kızlarına kendilerinin ve kızlarının cinsel organları ile ilgili ‘kuku’ diye bahsettiklerini hatırlıyorum. Sanki sevimlileştirmeye çalışırlardı böylece bahsi geçen organı. Uzunca bir süre kimse yanımda ismini söylememiş olmalı ki az daha unutuyormuşum ismini zavallının… Kim bilir, hatırlarsam da terlik yiyeceğimden de korkmuş olabilirim? Bilemedim. Onun hakkında fark ettiğim ikinci şey, bir sebeple kızan erkeklerin bir kadına en zevkle söyledikleri küfürlerin baş kahramanı olduğuydu. Misalen; “A… koduğumun kızı!” O küfürlerin üstüne nice kadınlar, kaç kamyon dayak cefası sürmüştür bilen bilir. Üstelik onun adına katlanılan bunca cefa bir...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.