Yazar: Dinçer Aslan

Çocuğunuz başbakan olsun ister misiniz?

Herkesin çocuğu pek zeki. Anlaşılmaz şey değil. İki gün önce “abu gubu” diyen çocuk iki gün sonra konuşup, bir de anlamlı cümleler kurmaya başlayınca “zeki” oluyor. Ha bir gerçeği de yadsımıyorum. Tanıdığım bildiğim çocukların çoğu gerçekten zeki. Ama neden çocukları tanımlarken kullanılan en olumlu sıfat “zeki” oluyor ki? Ben bugüne kadar çocuğunun “dürüst” olmasıyla övünen bir anne baba görmedim, duymadım. Ya da şefkatli olmakla, iyi kalpli olmakla, düşünceli olmakla takdir edilen bir çocuk, sümme haşa duymadım görmedim! Bu zekâ meselesi biraz karışık. Tartışmasız dünyayı zeki insanlar yönetiyor. Ama bilanço ortada. Birkaç araştırma sonucu diyor ki dünyada 18 milyar insanı...

Devamı…

Eşşek kadar adamsınız, utanmıyosunuz da…

Gece geç saatlere kadar oturmak gibi bir alışkanlığınız varsa, Emniyet Müdürlüğü’nün yeni icadı “Sokakta Çalıştırılan ve Dilendirilen Çocuklar” kamu spotlarına mutlaka denk gelmişsinizdir. Eğer izlemediyseniz yazıyı okumaya başlamadan önce en az bir tanesini (sinirleriniz sonuna kadar dayanabilirse) aşağıdaki linklerden izleyin mutlaka. İzlediyseniz başlayalım: Filmde olaylar özetle şöyle gelişiyor: Bir tane sokakta çalışan çocuk işçi (küçük, hattâ küçücük esnaf desek daha mı doğru olur bilemedim) bir (sanırım) ünlüye selpak satmaya, öteki bir başka (sanırım) ünlüyü tartmaya, bir diğeri de bir (sanırım) ünlünün camını silmeye çalışıyor (gerçekten diğer oyuncuları bilmiyorum, Google aramalarımda da çıkmadı. Burada alttan laf sokma gibi bir gayret yok...

Devamı…

Kokular, gürültüler, görüntüler ve bizi bizden eden tahammülsüzlüğümüz

Şehirlerarası otobüste bir bebek ağlaması ya da bebekten yükselip ince ince insanın burnuna dokunan naif bir b.k kokusu ya da ortalık yere kusan bir bebecik… Sonra otobüsten gelen “off pufff” sesleri. En nihayeti, “kadın sustursana çocuğunu uyumaya çalışıyoruz” diyen birileri. Anneden gelen başka bir ses: – Napıyım çocuk uyumuyor! – O zaman otobüse binme sen de çocukla! Bir belediye otobüsü, ve otobüse binmiş bir gurup liseli, ergen tip. Borozan gibi çirkin sesler ve bir türlü bitmek bilmeyen kahkahalar… Gürültü dediğin böyle çıkartılır işte! Peşinden yine aynı “off”, “pufff” ve “gençler sessiz olun”… Birkaç gün önce Uzun Çorap’ta 13 yaşındaki...

Devamı…

77 yıl öncesinden bir kapışma: 'Medeniyet', 'kör itikad'a karşı!

Tarih 5 Mayıs 1935. Avrupa yavaş yavaş 2. Dünya Savaşı’na hazırlanıyor. Cumhuriyet gazetesinin iç sayfalarında 1 Mayıs’ta Türkiye’den Almanya’ya giden bir gazeteci heyetinin Nazi “yavruları” tarafından nasıl coşkuyla karşılandığı huşu içerisinde anlatılıyor ve ekleniyor: “Geçen sene Fransa’ya gittiğimizde bize, bu nerenin bayrağı, diye soruyorlardı”. 1 Mayıs’ta Kars’ta yaşanan ve 200 kişinin yaşamını yitirdiği Digor depreminin yankıları halen sürüyor. O gün Yugoslavya’da seçimler var, Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Amerikalı mütehassıs, şehirci ve mimar Mr. James Gardner uyarıyor, “Dünyanın en güzel kentlerinden biri İstanbul mahfoluyor!”. Gazetede küçük bir haber, “kokain ve eroin kullanımı giderek yaygınlaşıyor”. Ha bu arada eroin kullanmak yasak değil...

Devamı…

Sizin çocuklarınız güzeller ama tinerciler de öyleydiler

Geçtiğimiz günlerde Dumlupınar İlköğretim Okulu Müdürü Mustafa Aydın, bir konferansta “Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin” deyince ortalık ayağa kalkmıştı. Sonra Aydın görevden alındı, bütün sorun çözüldü ve toplum olarak vicdanımız rahatladı. Aydın’ın sözleri arasında bir de “Arjantin ya da Brezilya’da emniyette, suçlu çocuklara ‘nasıl bir şiddet uygulayalım diye tartışılıyor” diye bir cümle vardı. Onu atladık ya da dikkatimizi çekmedi diyelim. Arjantin’i çok bilmiyorum ama Brezilya’yla ilgili bildiğim bir şey var. O da sokak çocuklarından kurtulmak için 1993’le 1996 yılları arasında yaşları 11-17 arasında değişen 3 bin sokak çocuğunun öldürüldüğü. Öldürenlerin genellikle...

Devamı…

Özür dilerim ufaklık, "counter terrorists win!"

Ben hiçbir çocuğun oyun konusunda takdir edildiğini sanmıyorum. Kendi kısa çocukluk deneyimimde de hatırlamam böyle bir şey. Yani sokaktan kan ter içinde top oynadıktan sonra akşam ezanı okurken (tabii biraz daha geç, tam saatinde gidilmez, dalga geçer çocuklar) eve gittiğimde annemin hiç “afferim oğlum, ne kadar sağlıklı ve güzel bir şey yapmışsın yarın gene böyle üstün başın çamur içinde ve terli terli terli eve gel” dediğini hatırlamam mesela. Takdir edilmeyi bir yana bırakın, genelde şamarı yiyip oturduğum da olmuştur. O zamanlar evde oturmak daha bir takdir ediliyordu anne baba tarafından. Hatta işte “ders çalışacam” diye aldırılan o bilgisayarlar var...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.