Yazar: Ayşe İrem Doğancı

Bir çocuk, bir köpek, bir okul…

Bu okul da cehennemin dibindeymiş yani, git git bitmiyor. Sonunda buluyorum okulu. Şehrin göbeğinde ortaçağdan kalmış gibi bir mahalle. Teneffüs zamanına denk gelmişiz, bahçedeki çocukların içinden geçerek içeri girmemiz zor gözüküyor, beklemeye karar veriyorum. Demir kapının parmaklıklarının arkasındaki çocukları izlemeye başlıyorum. Hiç oyun oynayan yok, itiş kakış, tekme, yumruk, güreş, küfür … Oyun oynayan yok, bir tane bile yok! Zil çalıyor, demir kapıyı yumruklayarak sesimi duyurup nöbetçi öğrenci ve görevli eşliğinde giriyorum içeri. Bahçede bir anda etrafımda ellerinde tespihler olan bir grup öğrenci toplanıyor. Bıçkın bıçkın Güllü’ye laf atıp ne olduğunu anlamaya çalışarak sorular sormaya başlıyorlar. – Hooop, şşşışt, alooo, K9 mu bu? – Aaa Köpek, tut, tut, tut!! – Şşıttt kışşşt, saldır oğlum!! – Abla, ne iş? – Kurt bu kurt… – Biiiiiip, ne anlarsın sen köpekten be. – Biiiip anlarım lan. – Yok ya, bam güm, yumruklar ve tekmeler… – Hadi lan!! – Biiiip!! Kendimi ve Güllü’yü tanıştırıyorum ve 4, 5, 6. sınıflarla bir söyleşi yapacağımı söylüyorum. Kahkalarla gülmeye başlıyorlar, durumu anlıyorum ve bahçedeki kırık dökük bankın ucuna ilişiyorum. Konuşmak istiyorum, içlerinden birisi sanki o grubun lideri, tespihini afili hareketlerle çevirerek yanıma oturuyor. Sorular soruyor, eğitim ne hakkında, köpek ne cins, ben kimim, neden böyle bir şey yapıyorum vs… Yüzüne bakıyorum, hayatımda gördüğüm en güzel gözlerden, bir sürü ışık yanıp sönüyor içinde. Anlatıyorum, dinliyor. Güllü’nün soyu sopu belli olmayan bir sokak köpeği olduğunu duyunca hayret ediyor. Biraz...

Devamı…

Bir TV Programı

Ahmet oğlan nerede gözünü ayırma kardeşinden demiştim.. Serdar, Serdar.. Nerede bu oğlan başına bir hal mi geldi… Parkta kaşla göz arasında kayboluverir Serdar, karakol, hastane aranır, sokaklar caddeler arşınlanır.Yok, yer yarıldı içine girdi oğlan… Ana baba yemeden içmeden kesilir, ağlamaktan gözyaşları biter, yiter, biricik evlatları ortadan yok olur.. Organ mafyası mı, kaza mı, cinayet mi, bir sapığın eline mi düştü? Ocağa ateş düştü, hayat durdu, hayat bitti. Serdar’ı kapalı havuzda yüzdürüp, çeşitli numaralar öğretip para kazanmak için ‘çocuk gösteri parkı’ işletmecisi kaçırmış. Hayvanların hoşuna gidiyormuş, suda çocuklarla yüzmek hem bazı söylentiler de varmış bu insan yavrularıyla yüzmek sağlığa da...

Devamı…

Güllü ve küçük kız

Neredeyse taş ve sopa ile kovalanmamızın eksik kaldığı, Milli Eğitim’den “izinli” ziyaretlerimiz beni üzüp hayrete düşürse de, aslında kamçıladı. Öğretmen ve öğrencilerin kaskatı düşünce kalıplarını, dayanağı olmayan korkularını, şehir efsanesi gibi yayılmış yalan yanlış bilgilerini gördükçe, duydukça, okullara gitmemizin ne kadar gerekli olduğunu iyice anladım. Kimse birşey bilmiyordu ama fikir, hem de kaskatı fikir boldu. Milli Eğitim’den izin aldığımız halde, idareciler bir köpeğin okula girmesine akıl sır erdiremiyorlardı. İki uzaylıymışız gibi davranıyorlardı… İşimiz zordu. Yaşadığımız bir kaç tatsız karşılanmaya rağmen derslerimize devam ettik. Sadece ben acaba bu sefer ne ile karşılaşacağız diye gerilmeye başladım. Güllü’ye fark etmiyordu, herkese pati...

Devamı…

Işık saçan kızlar…

Barınaklarda olup bitenlere burun sokmak o kadar kolay olmadı… Tehditler, mahkemeler, gözdağları ile süslenen bu süreçte öğrendiklerim, şahit olduklarım akıl alır gibi değildi. İnsan şovenizmi dehşet verici boyuttaydı. İşin kötüsü olup biteni hukuksal bir alana taşımanın imkânı yoktu. Hayvanlar görüntü olarak vardı insanoğlunun dünyasında, hepsi o… Çocuk felci yüzünden koltuk değnekleri ile yaşamını sürdüren, konuştukça güldükçe ışıklar saçan bir kızla kesişti bir gün yolumuz. Bahçelerinde bir köpekleri vardı, evleri iki katlıydı, Işık Saçan Kız kulübeyi, odasının penceresinden görebileceği şekilde yerleştirmişti. İmkânları kısıtlıydı, aşı yaptırmak için belediyeler para istiyordu. Karabaş’ın aşıları ve kısırlaştırma işlemini üstlenmiştik. Lokum gibi bir köpekti, mahallenin...

Devamı…

Yolculuk başlıyor, burnumu sokuyorum…

İlk barınak tecrübesinin yarattığı şoku atlattıktan sonra iyice merak etmeye başladım. Bir dernek üstelik neredeyse tek kişinin finanse ettiği bir dernek mucizeler yaratıyorsa, koskoca bütçeli yerel yönetimler kimbilir ne güzel işler yapıyordur diye gayet düz bir mantık yürürtüm. İnsan beklentisini düşük tutmalı, her tür duruma hazırlıklı olmalı ki karşılaşacağı kötü olaylardan daha az hasar alsın. Pislikten geçilmeyen beton ya da fayans hücreler, içinde aç susuz bırakılmış balık istifi hayvanlar, vahşetin ta kendisiymiş meğer bu işler. Bunlardan bahsedip kimsenin sinirini hoplatmayacağım, merak edenler için neredeyse her ilçede bir ölüm kampı zaten var. Bizim hikâye diğer barınakları ziyaret etmemle ivme kazandı....

Devamı…

Fitil ateşleniyor

Tanıtım yazılarının yayınlanmasından sonra eş-dost memnuniyetlerini belirten yazılar yazdılar, telefonlar ettiler. Bana çok ilginç geldi kendi hikâyemizi sanki başka birisiymiş gibi okumak. Bakalım dedim içimden neler anlatacağım daha? Aslında benim bile unuttuğum ilk ateşlenmelerin nerede, nasıl olduğunu anlatarak devam etmek istiyorum.  1990‘lı yıllardı… Hani herkesin hayatında önemli izleri olan, hayatının akışın yönlendirirken ilham aldığı insanlar vardır ya… İşte onlardan biri, o gün telefon etti , ‘’hazırlan seni almaya geliyorum’’. ‘’Yahu dur işim var’’, dedim dinlemedi bile. Eski gazete, örtü, giysi gözden çıkardığın ne varsa hazırla diye ekleyip kapattı yüzüme telefonu. Arabaya bindiğimizde “hazır ol göreceklerine” demekle yetindi. Ser verip,...

Devamı…

Güllü'nün eğitim seferberliği

İlkokuldan liseyi bitirene kadar okuluma yürüyerek gidip geldim. Haftada en az bir kez duyduğum miyavlamaların izini sürer, bulduğum kedi yavrusunu çantama tıkıştırıp okulun yemekhanesine götürürdüm. Aşçıyı da kedinin fareleri yakalamaya yardımcı olacağına aşçıyı ikna ettiğimi düşünerek onu okula böylece kaydettirdikten sonra mutlu mesut sınıfıma giderdim. Zamanla okul yemekhanesinden kedi kapasitelerini doldurdukları yanıtı almaya başlayınca karakol, büfe, bakkal aklıma gelen her yere bulduğum kedileri pazarlamaya çalıştığımı gayet net hatırlıyorum.Hepsinin bir evi olmalıydı bana göre. Evde hep bir kuş, bir balık, bir kedi olmuştu. Misafirliğe gittiğimiz evde hayvan yoksa çok şaşırır ve onlar için çok üzülür, isterlerse bu eksikliği yolda bulduğum...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.