Yazar: Ayça Örer

Devlet dersinde küme düşen Roboskî Spor

Alancık Köyü-Roboskî maçının 3-0’lık skorunu 8-4 yapmayı başaran takımın 6 oyuncusu birden 28 Aralık’ta öldürüldü. Kalan iki kişinin de bir daha futbol oynayası yok. “Şervan Encü, Selman Encü, Selahattin Encü, Cemal Encü, Serhat Encü, Cevat Encü… Sekiz kişiydi kaldık iki kişi. Ben Faruk ve fazıl. Takımdık, bir de kardeştik. Hayatta birbirimizin kalbini kırmazdık. İlk defa onlardan ayrıldım. Bir daha hiç kavuşamadım.” 28 Aralık’ta Roboskî’de hayatını kaybeden 34 kişiden 6’sı Faruk Encü’nün hem en yakın dostları, hem takım arkadaşı. 27 Aralık’ta Şırnak’a kadar giden Faruk Encü’nün sabah telefonu çalıyor, diğer ucundaki babası “Arkadaşların öldü” diyor. “Neredeyse bir yıl oldu. Köyde...

Devamı…

Nazsız ve güzel: Buhurumeryem

Çiçek bakmak için termometreyle hareket etmeye gerek yok. Bahar elbette bir panayır, o zamanki çeşitliliği yılın diğer zamanlarında bulmak kolay değil ama bir siklamen, bir kasımpatı, bir erica kışın olmazsa olmazları. İlerleyen zamanlarda lale, sümbül, nergis, çiğdem de listeye eklenecek. Şimdi konumuz tavşan kulaklı buhurumeryem, diğer ismiyle siklamen. Ankaralıysanız çiçekçide mazeretlerden kaçamazsınız. Ne zaman bir şeye elim gitse, önümde kapı gibi bahane “Soğukta olmaz.” Sanki yeşilin saati var, sanki o saat ille bahara ayarlı. Aslında öyle bir kaide yok. Nasıl ki yazın sebzesi ayrı meyvesi ayrıysa, çiçeği de ayrı… Nasıl ki biz yağmurda şeker gibi eriyip gitmiyor, kendimizi değişen havalara...

Devamı…

Winter is coming: Kasımpatı

Eylülden sonra, kasımdan sonra. İkisi arasında sıkışıp kalan Ekim yaz çiçeklerinin giderek solduğu, kış çiçeklerinin yavaştan yüzünü göstermeye başladığı ay. “Winter is coming” alametlerinin birincisi yaprakların yer çekimiyle yere dökülmesi, ikincisi kasımpatıların sahneye çıkması. Kasım ayına yakıştırılan kasımpatı, gerçekten adına uygun olarak özellikle kasım ayında “patlasa da” aslında bir sonbahar çiçeği. Sonbaharın yüzünü gösterdiği ilk günlerden itibaren hem çiçekçiler de, hem seralarda sık sık karşımıza çıkan bu güzel çiçek, yalnız birbiri üzerine düşen taç yapraklarıyla gösterişli değil…. Güzel bir kokusu da var görünümüne eşlik eden. Tüm bunlara rağmen, cenazelerde görmeye alıştığımızdan mı bilinmez, bir türlü sınıf atlayamıyor, bahçelere balkonlara...

Devamı…

Kızıl karanfiller, solan güller

Bugün 12 Eylül. Bugünde hayatı bir daha eskisi gibi olmayan yüz binlerce insan kadar kurdun kuşun çiçeğin böceğin de hakkı var. Biraz kasvetli olmak pahasına, unutmayalım için, işte çiçeklerin faşizmle imtihan tarihi… “Dimdikti başları yiğit yoldaşların/ Gülen kızıl karanfiller içinde…” Türkiye’de yaşayan herkes bilir, çiçek ideolojiktir. 12 Eylül önce memlekete sonra cezaevine gelmiş. Baskı üstüne baskı, nihayetinde “Yeter” dedirtecek, ölüm oruçları başlayacak. Şarkı o günlerden. Türkiye’de bir siyasi tarih yazılsa ve çiçekler dışında kalsa, büyük haksızlık olur. Kızıl karanfillerin cenazelere eşlik ettiği, Kürtçe’nin ilk şarkılarının “Gulasor” namesiyle aklımıza kazındığı bir siyasi tarihten söz ediyoruz. İlk söz Can Yücel’de. Koğuşta...

Devamı…

Zor bir denklem: Çiçek ve çocuk

Bir anı: Çocuk da değilim aslında, niyeyse evin önündeki hanımelinden alıp atıyorum ağzıma. “Kıh kah kıh” derken gözümü açtığımda hastanedeyim. Çiçek güzel ama gerçekten dalında güzel, midede değil… Üstelik bazı çiçekler var ki çocuk olan eve girecek türden değil… Hayatta bazı denklemler var: Çiçek, çocuk, kedi. Üç bilinmeyenli denklem mesela. Bir evde çiçek, çocuk ve kedi bulundurmak aslında bir yerde hem pastam dursun hem karnım doysun demek. Ama buna da talipseniz, yapılması gereken şeyler var… Birincisi, çiçeklere erişilmesini engellemek. Kediler için kapı bir çözüm ama çocukları bunun durdurması beklenemez. Özellikle yolda gördüğü her şeyi ağzına atmaya merak saldıkları yaştan...

Devamı…

Parmaklılar ardında kalan bir baba-oğul hikâyesi

Türkiye’nin en uzun süre cezaevinde kalan kişisi olarak tanınan Tahir Canan tahliye edildi. Cezaevinde kaldığı süre boyunca ailesinin yalnız bırakmadığı Tahir Canan’ın üç çocuğu var. Canan ailesinin hikâyesini 33 yaşında babasından 30 yıl ayrı kalan İlhan Canan’dan dinleyelim.  Tahir Canan ve İlhan Canan’ın baba oğul hikâyesi maç öncesi heyecanlar ya da askerlik öncesi hüzünler gibi alışılmış kalıpların çok dışında. Tahir Canan 30 yıl 9 aydır cezaevinde, İlhan Canan 33 yaşında. 30 yıldır ayda 45 dakika görebildiği babasının hasretini çekiyor, yıllardır onun dışarı çıkması için hukuk mücadelesi veriyor. Babalar Günü İlhan Canan’ın not defterine düşmemiş. Babanızın bu uzun tutukluluk hikâyesi nasıl başladı?...

Devamı…

Şehirli sarmaşık 5: İdeal formunda TBMM… 4 serada binlerce çiçek

Biri bana gelip de “Hayatının sürprizlerinden birini TBMM’de bulacaksın” dese, “Meclis’te vişneli tayfırdan* fazla ne bulabilirim?” diye sorar, burun kıvırırdım. Dört serası, yüzlerce çeşit çiçeği ve binlerce karanfiliyle Meclis benim harikalar diyarımmış meğer… 2012 Kasım’ına ışınlanalım. Açlık grevleri sürmekte, durum pek iç açıcı değil. Meclis’i çözüm isteyen kadınlardan oluşan bir heyetle ziyaret ediyoruz. Toplantılar, konuşmalar, “tabii durum kritik”ler. Gözleri tavana, kulakları havaya diken bir takım lakırtılar. Neyse açlık grevleri bitti de ricalle mesaiye gerek kalmadı. Girizgâh şundan; ben o kadar sıkılmışlığımla; Rifat’la koridorda gezerken bir saksının önünde durdum kaldım. Devasa bir kauçuk ağacı. Kısa bir es, derin bir “Hiiii”...

Devamı…

Şehirli Sarmaşık 4: Orkide bakmak… Ya da bakmamak…

Bizim büyük çaresizliğimiz, çocuk yetiştirme kitapları olmaksızın büyüyen çocuklar gibi, çiçek bakım kitapları olmaksızın serpilen çiçeklerden ayrı düşmemiz. Bir zamanlar harcı alem olan çiçekler, şimdi yanında bir bakım kılavuzu olmaksızın satılmıyor. Bu bir köşede solmalarına mani değil yine de… Bir erkek arkadaşım iş değiştirmiş, “hayırlı olsun” ziyaretindeyim. Odasına gelen çiçekler arasında bembeyaz başını uzatmış orkideyi gösteriyor. Çaresiz. Orkide o kadar ihtişamlı ki, “Giderken götürsene yanında, solar bu şimdi” diyor. Pasta yerine orkide gönderirsen, ilk seferde birine ihale edilmesine razı olacaksın. Çiçek meselesinde bir karmaşa var. Kolay zorlaştı, zor kolaylaştı. Çok uzak değil, daha 1990’lara kadar astronomik rakamlara satılan orkidelerin...

Devamı…

Şehirli sarmaşık 3: Bi kuplecik kavanoz

Kavanoz, kavanoz değil de Ayşe, Mehmet gibi insan olsaydı, herhalde kendine edilen laflardan küslük çekişirdi. Kavanoz dipli dünya, kavanoz içi kadar, bi küçücük kavanoz … Allah’tan değil ve alınganlık etmiyor. Bu çiçeklere bir dünya sağlayan kavanozlara iade-i itibar yazısıdır. Şimdi adını söyleyince siz de hak vereceksiniz, çok havalı: Terrarium. Manası da şu; kavanoza çiçek koyuyorsunuz büyüyor. “Benim evimde en güzel çiçek bile iki günde solar” diyenler için ideal bir çiçek bakma yöntemi. Öncesinde iyi bir hazırlık yaparsanız, kendi kendine bir sistem tutturacak terrariumları uzun süre (mesela 1 yıl) dokunmadan öylece bırakabilirsiniz. Gerekli olan malzemeler, bir cam kavanoz. Kapaklı, kapaksız,...

Devamı…

Şehirli sarmaşık 2: Bir küçük mucize tarifi… Sümbül vazosu

Eğer mucize beklentiniz çok yukarda değilse, -bir anda çakan şimşeğin ardından aydınlanan hayatlar gibi-, küçük mucize formülleri bulmak mümkün. Bunlardan birini sümbülle gerçekleştirebilirsiniz. Hiç “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” polemiğine girmeyeceğim. Daha yeni 1700’lü yıllarda İstanbul’un nüfusunun 800 binlerde olduğunu, yarısının vebadan kırıldığını, kalan yarısının da korkudan evden bile çıkmadığını öğrendim, buradan pay biçin, buyrun. İşte İstanbul’un hastalıktan kırım kırım kırıldığı o günlerden bir gelenek anlatacağım bugün; Sümbül vazosu. Şu zamanda sümbül vazosu diye özel bir şey satılmıyor olsa da karaf alıp yine de anlatacağım tarifi uygulayabilirsiniz. Önemli olan sümbül soğanını oturtabilecek kadar geniş ağızlı ve boğumlu bir vazo...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.