Yazar: Gülen Kurt Öncel

İlki sezaryen, ikincisi normal

Her annenin bir doğum öyküsü vardır. Detaylarda boğularak anlattığımız, hiç unutmadığımız bir öykü. Her doğum tıbbi açıdan farklı olmakla birlikte her anne adayının da doğumdan beklentileri farklıdır. Kendi öyküm, normal doğum isteği ile başlayıp sezaryen ile sonuçlanan bir öykü. Kendi tecrübesizliğim, doktorun aceleciliği, hastanenin özensizliği gibi klasik nedenlerle sezaryene dönmüş olmak, bir bilinç kazandırmakla beraber hiç pişmanlık yaratmadı. Öyle içimde kaldı, normal doğuramadım duygusunu yaşamadım. Sağlıklıydım ve bebeğim de sağlıklıydı. Ama çevremde aynı benimki gibi bir hikâyesi olup yeniden denemek isteyen tanıdıklarım vardı. Bir kısmı ikincisini normal doğum olarak istemesine rağmen riskleri konusunda ikna olarak sezaryen ile gerçekleştirirken bir...

Devamı…

Çocuklar ve rüyalar

Bizimki kolay uyumuyor malumunuz artık. Son bir haftadır kâbuslar görüyor bir de üstüne. Her gece farklı bir rüya ile uyanıyoruz. Son iki rüya beni bile korkuttu açıkçası. İlkinde, uçak ile yolculuk yapıyormuşuz yanımıza palyaçolar geliyorlarmış Gülse’ye, “Haydi bizimle gel.” diyorlarmış; ben, “Gitme.” diyormuşum, beni dinlemeyip gidiyormuş. Palyaçolar uçaktan atlıyorlarmış, o da atlıyormuş ve ben uçakta kalıyormuşum. Benden ayrıldığını görünce ağlıyor, geri dönmek istiyormuş ama dönemiyormuş. Uyanıp ağlayarak anlatmaya başladı, neyse ki anlatıyor ve ağlıyordu. Sakinleştirmek için uyguladığım yönteme ise ilk rüyadan sonra açıkçası hâkim oldum. Ne yapmak gerektiğini araştırınca aslında en yapılmaması gereken şeyleri yapmak eğiliminde olduğumu fark ettim....

Devamı…

Satır satır iyilik: Ispanaklı Yumurta ve Itır Koşunca

Çok heyecanlıydı, gözlerinde müthiş bir pırıltı, sesinde de hayli belirgin bir telaş vardı. Hızlıca eve girdi. Montunu bir köşeye bıraktı “Merhaba” der demez avucunun içindeki kâğıt parçasını çıkardı ve “Çocuklaaar, size bir şey okuyacağım” dedi. Ekin, Gülse, Devrim ve ben o sırada oyuncaklarla oynuyorduk, yine de dikkatimizi çekmeyi başarmıştı. Çocuklar “Ne, ne?” diye atıldılar. Haydi, oturun bakalım beğenecek misiniz? Çok merak ediyorum.” dedi ve başladı okumaya… Ispanaklı Yumurta “Güzel güneşli bir günde, küçükten büyüğe Fadiş, Fadik, Fatma, Fadime, Fatoş Salı pazarından dönüyorlar evlerine.” Ispanaklı Yumurta’nın ilk satırlarıydı bunlar. Çocuklarla heyecan içinde dinliyorduk. Öykünün en can alıcı noktalarında değişen ses tonu, cümlelerdeki vurucu benzetmeler, konunun kaleme alınış biçimi ve de en önemlisi öyküye duyduğumuz yakınlık, hiç bitmesin duygusu uyandırıyordu. Beş kız kardeş, anneleri ve köpekleri Fato ile ıspanaklı yumurta hazırlamışlardı özenle ama o kadar güzel bir yemek olmuştu ki bu, ancak piknikte yemek ona layık olandı. Gidip dere kenarında yemek istiyorlardı ıspanaklı yumurtalarını, koyuldular yola ama ortada dere falan kalmamıştı. Haykırıyor Fadime: “Eyvahlar olsun, aman! Akmaz olmuş sular dağların yamacından. Yer altı sularının yolu değişmiş bir bir, kurulan üç barajla yıpranmış dereyi besleyen nehir.” Çocukların yüzündeki ifade görülmeye değerdi. Atıldılar öne, “Sonra sonra” diyerek. Öykünün kahramanlarının “Yeter ki ıspanaklı yumurtalı piknik yapmalım” isteğini bizimkiler de yaşıyor, en ufak bir engelle daha karşılaşmayı istemiyorlardı. Ama öykü bu ya, aksilikler bitmiyordu. Koru yoluna düşen kız kardeşler orada da büyük bir şaşkınlık yaşıyorlardı....

Devamı…

Disney’in Tutsakları: Küresel ekonomide kazananlardan mıyız, kaybedenlerden mi?

Bizim kız üç yaşında sinemaya gitmeye başladı, tabii ki benim sayemde (ya da yüzümden)! İlk gittiği film Uçaklar filminin ilkiydi. Çok çok beğendi, haftalarca dilinden düşürmedi, olağanüstü bir tecrübeydi onun için ve müthiş zevk almıştı. Bunun üzerine ne zaman “Ne yapmak istersin bugün?” sorusunu sorsam, “Yine sinemaya gidelim anne.” cevabını aldım. Acaba iyi mi yapmıştım? Çevremdeki çocuklu arkadaşlarıma “Gülse çok seviyor, siz de gidin, deneyin” gibi önerilerde bulundum. Her çocuk aynı tepkiyi vermiyordu tabii, bazısı sevdi, bazısı korktu, bazısı sıkıldı ama bizimkinin tutumu hiç değişmedi. Sinemayı çok seviyordu. Ardından Disney filmlerini, içeriklerini, vizyona giriş tarihlerini takip etmeye, eski filmlerin DVD’lerini...

Devamı…

Uyumayan çocuk

Uykusuzum. Altı saat ders anlatıp döndüğüm ofisimdeyim, lise yıllarında hani kafasını sıraya gömüp uyuyan öğrenciler olur ya, o haldeydim. Yine bir sürü “Uyumayan çocuk, çocuklar gece niye uyanır? Uyku sorununa çözüm” gibi yazıları bir çırpıda okudum. Uyku ile ilgili kitapları atmıştım sabah çantama, bu kaçıncı kez yine baktım ilgili bölümlere. Oturdum düşünüyorum, başladım yazmaya ama çok uykum var, bu yazıyı tamamlayabildiysem okuyorsunuz demektir. 4,5 senedir uykusuzum. Yemeyen çocuk, konuşmayan çocuk, yürümeyen çocuk problemleri bir gün elbet düzeliyor ama bu uyumayan çocuk hep aynı kalıyor. Bildiğim, okuduğum öğrendiğim her şeyi en doğru şekilde yaptım. Uzmanlara da danıştım ama yok, uyumuyor....

Devamı…

Medyada hak’sız çocuk

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları günü. Çocuk hakları, uluslararası sözleşmelerle korunan, insan haklarının içinde yer alan evrensel bir kavramdır. Toplumun bir parçası olan, bir ülkenin yurttaşı olan çocuk, yaşama, büyüme, eğitilme, eğlenme, saygı görme haklarına sahip olmalıdır. Kültürel farklılıklar nedeniyle uluslararası normları uygulamakta zorlansak, tanımlamaları içselleştiremesek de farkında olmamız gereken çok önemli eksiklerimiz, hatalarımız ve geri dönüşü olmayan verdiğimiz zararlar var çocuktan bahsederken. Medyada yapılan çocuk odaklı haberler hak ihlalleri ve etik ihlaller ile dolu. Bunun en önemli nedeni kültürel yapı. Kadınların birey olarak, yurttaş olarak ikinci sınıf olarak kabul edildiği bu ülkede çocuk henüz herhangi bir yer dahi...

Devamı…

İnleyen nağmeler

Şimdi uyudu. İnliyor, inliyor ama iyi olacak biliyorum. İki senedir süren kulak enfeksiyonu sorununu ameliyat ile çözmeye karar verdik. Bundan tam iki yıl önce bir gece yine böyle inliyordu, “kulağım ağrıyor” diyerek. Gittiğimiz doktorların hepsi kulağına tüp takılması ve geniz etinin alınması gerektiğini söylediler. Bu süreçte defalarca tekrarlayan kulak sıvısı birikimi antibiyotik tedavisi ile geçirilmeye çalışıldı. 15 günde bir hasta oluyordu. Zaten alerjik astımı olduğu için rahatsızlığının kulaktan mı alerjiden mi olduğunu ayırt edemiyor; her defasında hem çocuk doktoruna hem de kulak burun boğaz doktoruna gösteriyorduk. Bu sene Ekim ayının gelmesi ve hastalıkların başlamasıyla biz yine antibiyotiğe başladık. Doktorumuz...

Devamı…

Validebağ, bizim korumuz!

Daha önce uzunçorap’a yazdığım “Validebağ Korusu’na Dokunma!” başlıklı yazımda bizim için ne kadar önemli bir yer olduğundan bahsetmiştim. Kızımın küçük ormanı. Yaz kış vakit geçirmekten büyük zevk aldığımız, nefes aldığımız korumuz. Üsküdar Belediyesi’nin Çılgın Projesi ile değiştirilmek istenen koru, bir park alanına dönüşmesin, betonlaşmasın, rant için doğal olan kaybolmasın diye Validebağ Gönüllüleri sıkı bir çalışma içindeler. İmzalar toplanıyor, insanlar bilgilendiriliyor ve bu çılgın projenin engellenmesi için sosyal medya üzerinden çağrılar yapılıyor. 15 Ağustos günü otopark alanı yapılması için yapılan hazırlık, halkın katılımıyla engellendi. Koru gönüllüleri imza toplayıp dilekçeler sunarak korunun halka ait olarak aynen bu haliyle kalması için uğraş verdiler....

Devamı…

Kız çocuğu…

Bizim kız oyuncaklarıyla oynuyor odasında, dinliyorum bir köşede. Hiç susmuyor, durmadan konuşuyor. Oyunlarda hep anne oluyor ve bebeklerini yedirip içiriyor. “Kızım” diyerek seviyor, saçlarını tarıyor. Erkek bebekleri de var ama onlarla ilgilenmiyor. Sonra kendi çocukluğum canlanıyor kafamda. Ben hep bir oğlum olsun istemiştim çocukken. Az sayıda olan bebeklerim zaten kel bebeklerdi. Öyle saçları falan yoktu tarayıp okşayacak. Günlerden bir gün annem bana bir barbie bebek aldı. Çok şaşırmıştım. Saçları, makyajı, ağzı burnu, göğüsleri, giysileri, gerçeküstü gibiydi bu nedenle de çok değerliydi. Büyüyünce Barbie bebek gibi mi olacağım acaba? diyerek merak ederdim. Öyle olmadı tabii. Ama değişmeyen, bir erkek çocuk...

Devamı…

Bizim park dünyalar kadar…

Akşam olur, işten eve dönerim. Sinyalimi verip otoparka döndüğüm noktada beni karşılayan mürdüm eriği ağacına selam çakarım, hızımı yavaşlatarak ilerlerim ve camımı açarım.  İşte o ses. Bizim parktan geliyor, çocukların sesi. Biliyorum bizim kız da orada. Semih onu okuldan almış ve kısa bir pazarlıkla eve götürmeye çalışmıştır ama nafile. Hızla parka doğru ilerleyen Gülse’nin yanında dolanmaktadır ama günün yorgunluğundan eser yoktur kendisinde. Bir sevgiliye kavuşma heyecanıyla beklediğim günün o anında Gülse’ye koşarım. Arabayı nasıl park ettim, nasıl indim, çantam nerede, telefonumu aldım mı bilmeden, kalbimin sesi kulaklarımda kızıma kavuşurum. Çok mutlu olurum çünkü o çok mutludur. “Anne parkta duralım...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.