Yazar: Gülçin Kocabuğa

Örümcek Ağı'na takılanlar

“Ölmek istemiyorum!’ diye inledi. ‘Yaşamak istiyorum. Burada, rahat gübre yığınımda bütün arkadaşlarımla birlikte yaşamak istiyorum. Şu güzel havayı solumak istiyorum. Şu güzel güneşin altında yan gelip yatmak istiyorum.” Amerikalı çocuk kitapları yazarı E. B. White’ın tüm zamanların en iyi çocuk kitapları arasında gösterilen “Charlotte’s Web/ Örümcek Ağı*” kitabının baş karakteri Wilbur’un ağzından dökülüyor bu cümleler… Wilbur, diğer yavrulardan daha küçük doğduğu için çiftlik sahibi Bay Arable’ın bir an önce kesip yemek istediği bir domuz yavrusu. Kitapta, Bay Arable’ın küçük kızı Fern’in babasının niyetini öğrenip “Ben çok küçük doğsam beni de öldürecek miydiniz?” isyanıyla çiftlikte bir süre daha büyümeye bırakılan...

Devamı…

Bisikletini satan adam: Pedro Luis Raota

20. yüzyılın en etkileyici fotoğrafçılarından biri olan Pedro Luis Raota’dan bahsetmeden önce, gözümün yaşını silip “benim hiç bisikletim olmadı ki…” cümlesini kurmam gerekiyor… Bisikletim olmadı ama bisikletin özellikle çocukluk anılarındaki yerini iyice belledim. Kulaktan kulağa yayılan hikâyelerden anladığım kadarıyla bisiklet sürmek çok acayip bir şeymiş, her çocuğun hayalini bir bisiklet, dilini ise “bir tur versene” cümlesi süslermiş… Yeni bir “bianchi” için zamanında ne harçlıklar biriktirilmiş, en önemlisi de bisiklet sürmeyi bir kere öğrenince öldür allah unutmazmışsın… (Bir de bisiklet sürmeyi öğrenirken hiç arkana bakmayacakmışsın ki babanın annenin seni bıraktığını görmeyecekmişsin hikayesi var ki bence bu hadisenin çocuk yüreklerde açtığı...

Devamı…

Belki şehre bir “fil” gelir…

Gümüşsuyu’nda bulunan Atatürk Kitaplığı gerek zengin arşivi, gerekse muhteşem manzarasıyla (bir tarafı güzelim Boğaz’ı, diğer tarafı canım Gezi Parkı’nı görmektedir) İstanbul’un en güzel kütüphanelerinden biridir. Atatürk Kitaplığı’na yolu düşenler, özellikle eski çocuk dergileri açısından oldukça zengin olan arşive, eski harfli-yeni harfli demeden şöyle bir göz atmak isteyebilir, o zenginlikle gözleri kamaşanlar kendilerini “Pardon, kaçta kapanıyordu?” derken bile bulabilirler… Arşivde eline geçen ilk Doğan Kardeş cildinde, dünyanın en güzel hikâyelerinden biriyle karşılaşan benim gibiler “Ben bunun filmini çekeyim de gidip Cannes’da ödül alayım” diyerek rüyalar âlemine dalabilir; araştırmacı-yazar- diş hekimi Yalçın Ergir gibiler ise bu güzel hikâyeyi gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla belgeler toplayıp, masallar yazıp, şarkılar besteleyebilir… İşte ikimizin de peşine düştüğü hikâye Türkiye’nin ilk fili Mohini Birtanem’in hikâyesi… 1950 yılında Doğan Kardeş okurlarının, dönemin Hindistan Başbakanı Pandit Nehru Amca’ya “… Biz Türk çocukları ömrümüzde daha canlı bir fil görmedik. Onun için biz de senden bir fil yavrusu istesek, acaba büyük bir ayıp işlemiş olur muyuz? Eğer ayıpsa, Doğan Kardeş mektubumuzun bu parçasını basmasın…” diyerek mektup yazmasıyla hikâyemiz başlıyor. Çok geçmeden de Hindistan Başbakanı Nehru’nun Türk çocuklarının ricasını memnuniyetle kabul ettiği, beş yaşındaki ve bir ton ağırlığındaki yavru fil Mohini’nin bakıcısı ile Hindistan’dan gemi ile yola çıktığı ve yakında İstanbul’da olacağı Başbakan Adnan Menderes’e gönderilen bir mektupla bildiriliyor… Nihayet yavru filimiz 25 Aralık 1950 tarihinde İstanbul’a ayak basıyor. İstanbul’a gelişi büyük bir coşkuyla karşılanan yavru fil Mohini için resmi törenler...

Devamı…

7. Beyoğlu Sahaf Festivali’ne Giriş: İşte bunlar hep yaşanmışlık…

Bu yıl yedincisi düzenlenecek olan Beyoğlu Sahaf Festivali yaklaşırken, ucuz, eski ve mis kokulu kitaplara kavuşma hayali ile yanıp tutuşan okurlar için de heyecanlı bekleyiş sürüyor. Bugün 6. Beyoğlu Sahaf Festivali’nin üzerinden tam bir yıl geçmiş… Kitap dedik, sahaf dedik, tabii ki maziden söz etmemek olmaz, ama biz önce yakın maziden söze girelim: Geçen sene sahaftan aldığımız kitaplarla soluğu Beşiktaş’taki Kambur’un Bahçesi’nde almıştık, bu sene Kambur’un Bahçesi’nin yerinde yeller esiyor. Yine geçen sene sevdiğimize sahaftan kitaplar hediye etmiştik, bu sene ise sevdiğimize küstük… Yani zaman geçmekle kalmıyor, geçerken de bir şeyleri değiştiriyor. Her şeye rağmen zamana direnen kitaplar ise yeni okurlarını ve koleksiyonerlerini bekliyor… Söz konusu sahaflar olunca, çocuk edebiyatının en eski, en güzel ve bazen en acayip örnekleriyle yollarımızın kesişmesi de kaçınılmaz oluyor. Eski çocuk kitaplarına baktığımızda hem Türkiye’deki hem de dünyanın farklı ülkelerindeki çocukların kütüphanelerini ve hayallerini hangi kitapların süslediğini görüyor, bazen o kitaplardaki küçük bir notun peşine düşüyor, bazen karşımıza çıkan bir çocuk şiiriyle dehşete düşüyor, bilhassa kitapların çocukluğuna inmek istiyoruz… Mesela, geçen yılki Sahaf Festivali dönüşü kütüphanemize misafir olan Mark Twain’in Doğan Kardeş Yayınları’ndan çıkmış 1955 basımı “Çalınan Taç” kitabı, ilk sayfasına yazılmış notuyla, başka bir hikâyenin kapılarını aralıyor: “Mirella, bugünkü muvaffakiyetinin ömrünce devamını temenni ederim. – Meral Berkay, 29.06.1957” Twain’in, o zamanlar “Samuel Clemens” takma adıyla yazdığı da gözümüzden kaçmasın. Bu arada anneannesinin adı Mirella olan ve Özel Kalamış İlkokulu’nda okumuş olan gençlere de...

Devamı…

Uzunçorap'a e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.