Bir bebeğe uyumayı öğretmek…

Gülcemâlim uyuyor. Uykusu artık ona ait, bağımsız, özgür, kendi alanı. Hepimizin uykusu gibi.

Sallanmadan, dolandırılmadan, meme emmek zorunda kalmadan, yatağına yatırıyoruz, çoğu zaman kıçını dönüp uyuyor. Bazen vızır vızır sesler çıkarıyor, yavaş yavaş geçiyor uykuya. Ben veya babası, kenarda durup sessizce seyrediyoruz Cemo’nun kendi kendine uyumasını.

Bazen ihtiyacı var gibi gelirse, sırtına, alnına elimizi koyuyoruz, yatağında onu okşayıp severek uyutuyoruz. İhtiyacı yokken böyle “müdahale” edersek mızmızlanıyor, sanki “senin burada ne işin var, madem geldin uyumayalım, kucağına filan al bari” der gibi.

8 aylık küçücük bir bebek ve uykusu o kadar kendisine ait ki, varlığımız dikkat dağıtıyor, uyumasını zorlaştırıyor. Ama uykuya dalarken bir kocaman elin küçük sırtına dokunmasını sevdiği de oluyor, “buradayım Cemo, güzel güzel, mışıl mışıl uyu bebeğim. İyi uykular oğlum, tatlı rüyalar canım bebeğim.”

Cemal kendi kendine uyumayı öğrendiğinden beri, bebek arabasıyla uyku saatinden önce eve dönmeye çalışırken bazen bir bakıyorum, pıt diye uyumuş. “Eve gidelim de annem üstümü altımı değiştirsin öyle uyuyayım” diyecek değil ya çocuk, uykusunun geldiği anı yaşıyor. Bugünlere nasıl geldik, anlatayım. İnternette çocuğuna uyumayı “yatır-kaldır”la nasıl öğrettiğini detaylı anlatan bulamadım, dolayısıyla ben anlatırken lafı uzatacağım (yoksa, derli toplu kısa yazı yazmayı beceremediğimden değil yani!)

Hamileyken “ne yap yap, çocuğu sakın sallama, sallayarak uyumaya alışmasın” diyen birileri ille de çıkıyor. “Peki ne yapayım”ın cevabı çoğunda yok. Fakat çocukları daha en baştan, sallanmadan, arabayla gezdirmeden, emzirmeye bağımlı olmadan kendi kendine uyutmaya alıştırmanın yolları sahiden de varmış meğer. Bu yollardan biri olan yatır-kaldır yöntemini bebek hemşiresi Tracy Hogg’un Mucize Çözümler kitabında okudum. Buna göre çocuğu uyku saatinden bir süre önce odaya götürüp gevşek bir kundak yaparak sarmalıyorsunuz, bir süre kucağınızda dik tutarak sarılıp oturuyorsunuz, sessizce, veya sakin sakin konuşarak. Ayakta gezmiyorsunuz. Çocuk gevşemeye başladığında iyi uykular dileyip yatağına yatırıyorsunuz, emziğini emip uyuyor.

Uyumasına yardım etmek için onu sallamak vb. yerine, sırtını hafif hafif pışpışlamayı, “şşş şşş” diyerek sesinizle sakinleştirmeyi öneriyor kitap (şşş-pat yöntemi). Böylece çocuğa doğumundan itibaren kendi kendine uyumayı öğretiyorsunuz, ama işin diğer püf noktaları (bebeğin karnı tok mu sırtı pek mi vb.) için kitabı okumak lazım ki uyku kısmını yapmak mümkün olsun. Bebek üç aylıktan küçükken onu buna alıştırmak kolay oluyormuş, Tracy Hogg’un dediğine göre. Zaten yeni doğmuş bebeklerin gözünü açık görmek bile zor, pıt diye uyuyakalıyorlar.

Cemo’nun kendi kendine uyumayı öğrenme günlerinde ilk özgür uykulardan biri.

Bu huzurlu “en baştan” yöntemini ben hiç deneyemedim çünkü bunları okuduğumda Cemo 4 aylıktı. Geç kalmıştım ama daha önce bilseydim de Cemo’yla yapamazdım. Cemo hem kolikti, hem de reflüsü vardı, kusup duruyordu sürekli (reflüsü hâlâ var, sekiz aylık ve günde 2-3 kere kusmasını kusmadan saymıyoruz artık). Cemo kolikken sallamak ne kelime, kucağıma alıp hoplayıp tepinmek suretiyle uyutuyordum onu. Ali’yi yumuşak sakin şarkılar eşliğinde kucakta gezdirerek uyuturduk, Cemo’da Roman havalarıyla dans ettim.

Kolik bebekler bol hareket ve gürültüyle birazcık rahatlıyorlar ya (anne karnındaki kalp atışına, yürüyüş ritmine, içeriden duyduğu seslere benziyor çünkü), Cemo da üç ay civarında koliği geçene kadar böyle hareketli uyudu. Sonra daha hafif sallanmak ister oldu, fakat 4 aylıkken yan komşunun başlattığı, iki ay devam eden saldırgan tadilatla beraber, artık bebeğimi bizim duvarın öbür yüzünde çalışan duvar kırma makinelerinin sesleri arasında yalnız bırakamadığım için, yanında yatıp emzirerek uyumaya alıştırdım onu. Fakat tadilat bittikten sonra dahi, Cemo’cuğun uykusu derinleşeceğine hafifledi.

Söylemeyi unuttum, uyuduktan 45 dakika sonra uyanma huyu da vardı (bazı bebek böyle olurmuş), “yatır-kaldır”dan önce, uzun çabalar sonucunda gündüz uyuduğu üç uykunun hiç olmazsa birinde iki 45’lik uyumaya alıştı, o da 45 dakika sonra uyandığında yine emzirerek, sallayarak mümkün oluyordu. Sonra Cemo’nun 45 dakikaları bile kısalıp yarım saatte kalmaya başladı. Geceleri uyandığında emzirirdim, hemen geri uyurdu; zamanla bunu da kaybettik, emzirdikten sonra uyurken yatağa koyduğumda geri uyanıyor, sallıyoruz birimiz, uyuyor, yatağa koyuyorsun geri uyanıyor, bir daha, bir daha. Sonra sabah 6 uyanmaları da çıktı piyasaya…

Böylece, şu Tracy Hogg kitabında okuduğum, üç aydan büyük bebeklere kendi kendine uyumayı öğreten “yatır kaldır” yöntemine başvurmaya karar verdik. Eğer Emel, bu yöntemi bizden önce denemiş ve kızına bağımsız uyumayı öğretmiş olmasa, o küçük kızın nasıl uyuduğunu görmüş olmasam karar veremezdim buna. Çünkü yöntem çok karmaşık görünüyordu, bebeğin ağlamasını da içerdiği için istemiyordum. Ama iyi ki denemişiz. Aşağıda anlatacağım yanlış uygulamalarla beraber, altı buçuk aylık Cemo’yu kendi kendine uyumaya alıştırmak üç hafta kadar sürdü.

Şimdi Cemo uyuduktan bir süre sonra, uykusunu henüz almadan uyansa bile, hemen her zaman kendi kendine geri uyuyabiliyor. Uyuyamazsa yatağında “pşş pşş” diyip elimi sırtına koyarak geri uyutabiliyorum onu. Gece uykusundan önce emziriyorum, yatağına koyunca genelde pıt diye uyuyor, yoksa yine yatağında bir 10 dakika dönüyor kendi kendine (ağlamadan), öyle geçiyor uykuya. Geçen gün bir arkadaşım, ben Ali’yle uğraşırken Cemo’nun da uyku saati gelince “dur ben sallar uyuturum” dedi. Ama Cemo artık sallanarak uyumayı tamamen unutmuş, arkadaşıma “bana eğlenceli bir şeyler yapmak istiyorsun galiba” der gibi baktı.

Uykudan yana dertli bebekleri yatır kaldır yöntemiyle uyumayı öğretmeye başlarken, bebeğin uykusu geldiği saatte onu yatağına yatırıyoruz. Haliyle ağlıyor. Yanında durup onu sevip okşayarak sakinleştirmeye çalışıyoruz, ağlarsa kucağa alıyoruz ama uzun süre tutmak yok, yatağa geri koyuyoruz. Yine ağlarsa yine kucağa alıyoruz, ama kucakta uyutmuyoruz. Bebeğin okşamayı, kemirmeyi, sarılmayı sevdiği bir oyuncağı, uyku arkadaşı varsa işi daha kolay, yoksa benimsemesi için öyle bir oyuncak veriyoruz (ki bizim oğlan pek benimsemedi). Cemo’ya uyumayı öğretmeye başladığımız gün, ilk uykusuna dalması 55 dakika sürdü. İkincide 45 dakika. En zor ilk iki günde babası Kerem yanındaydı (ikimiz birden içeri girersek dikkati dağılır).

Bahsettiğim süreler tamamen ağlayarak geçmiyor. Sakinleşince keyiflenip güldüğü bile oluyor. Sonra gözler yavaş yavaş kapanıyor… Amaç böylece kendi kendine, yatağında uyumayı öğrenen bebeğin artık yatağa yatırınca hiç kaldırmadan uyuması. Bu noktaya varmış bulunuyoruz biz, ama Leyla bebek gibi yatağa koyar koymaz uyuduğu pek ender, bizimki genelde bir 5 dakika döneniyor. Ona uyumayı öğretirken bir mucizeye tanık olduğumu hissettiğim zamanlar oldu gerçekten. Bazen, sanki küçücük bir bebeğin kafasının içine girmek gibiydi. Anlatması çok zor! Yorucu ve yıpratıcıydı ama çok özel ve çok güzel tarafları olan bir süreçti, hiç konuşmadan ve hiç bakışmadan anlaşmak, hem de altı aylık bir bebekle. Bir bebeğin uyumayı öğrenmek gibi tuhaf bir şeyi anlamasına elimizle dokunuyorduk sanki…

Kitapta yazdığı gibi disiplinli davrandık, “yatır kaldır”la uyumayı öğrettiğimiz dönem boyunca Cemo’yu hiç sallamadık ki kafası karışmasın, uyku saatinde bizden ne bekleyeceğini bilsin ve öğrensin. Asıl hatamız, katı davranmayalım, çocuğu fazla yıpratmayalım diye yöntemi bebeğimize göre esnetelim, yumuşatalım derken, emzirerek uykuya dalmasına izin vermek oldu. Böylece emzirerek uykuya dalan Cemo, 45 dakika sonra uyandığında onu yeniden emzirmek yerine neden yatağında uyutmaya çalıştığımı anlayamayıp her seferinde aynı hayal kırıklığına uğradı.

İşin özünü birkaç günde kapmış, yatırdıktan 10-15 dakika sonra, bazen hiç “yatır-kaldır”a gerek olmadan sadece yatırılarak uyur olmuştu ama başlangıçtan iki hafta sonra hâlâ uyurken ağlıyordu bu hayal kırıklığıyla. Meselenin bu olduğunu anlayınca Tracy Hogg’un dediğine tam olarak uymaya, onu emzirerek uyutmamaya, uyandıktan sonra emzirmeye başladım.

Belirsizlik ortadan kalkınca Cemo çok daha rahat etti, o zamandan beri uyku saatinde küçük bir rutinin ardından kendi kendine uyuyor. Artık öğrenmiş olduğu için ben de gerektiği zaman yatarken emziriyorum onu yeniden: Cemo’yu hıçıkırık tuttuğu zaman, hava çok sıcak ve ona su içirmeyi becerememişsek, bir önceki uykusundan kalktığında meme emmek istememiş ve susuz kalmışsa, ya da benim süt kanallarım tıkanıyorsa, uykudan önce emziriyorum, emerek uyuyakalmasına izin veriyorum – Tracy Hogg buna kesinlikle karşı. Neden karşı olduğunu da anlıyorum; çocuğun kendi kendine uyumak yerine meme emmek isteyerek yine ağlaması için birkaç defa emzirerek uyutmak yetecek.

Cemo’ya yatır-kaldır yaptığımıza hiç pişman değilim ama yöntemin beni korkutan taraflarıyla aynen karşılaştım. Hogg çok açık yazmaya çalışmış ama “yatır-kaldır” yönteminin her seferinde yine belirsizlikler var uygulayan bakımından. İlk günlerde karar vermek çok zor oldu bazen, uyumaya çalışıyor ve ağlıyor bebek; yanında sakinleştirmeye, uyutmaya çalışmak mı iyi olacak, yoksa bu uyku bu kadarla kalsın mı? Varlığım dikkatini mi dağıtıyor? Bazen onu kucağıma aldıktan sonra yatağa geri koyduğumda daha çok bozuluyordu, ağlıyordu; hiç yataktan almadan başını okşasam daha mı iyi olurdu? 45 dakikada uyanıp ağlamadan mızırdanırken odaya hiç girmesem belki daha iyi olacaktı… yoksa da bu kadar beklemeden yanına gitsem uykusu açılmadan hemen geri dalar mıydı? Uyumak için benim elimi, parmağımı emmesine izin vereyim mi, yoksa o zaman buna bağımlı mı olur, oyuncağını kemirsin diye ısrar mı etsem?

Çocuk kendi kendine uyumayı öğrendikten çok sonra bile bu sorular gündemden tamamen düşmüyor: bugün yatağına yatırdım, hiç mızıldanmadan tam dalmak üzereyken, içeriden ayak sesleri duyup gözünü açtı Gülcemâlim. Sonra rüzgar esti, kapı gıcırdadı vs. uyuyamayınca huysuzlanıp ağlamaya başladı, ben de elimle, sesimle sakinleştirmeye çalıştım onu. Bu noktada “kendisi uyusun”lar otobüs beklemek gibi oluyor: onu hemen kucağına alma, yatağa bıraktığında daha çok ağlayabilir, dur bakalım daha iki dakika oldu, biraz daha beklesem belki de kendisi dalacak. Ağlaması artıyor, yanından ayrılmıyorum elbette ama üzülüyorum.

Biliyorum ki alıp emzirsem uyuyacak. Fakat o zaman işe belirsizlik katmış olacağım, ona, “beni yatağıma koyarlar ağlarım, ağlayınca annem beni emzirir, ben işte böyle uyurum”u öğretmiş olacağım, sonra uyutmak daha da zor olacak diye, dayanmaya, onu sevip sakinleştirmeye çalışıyorum. Sonra, “otobüsü bu kadar zamandır bekliyoruz, biraz daha bekleyelim şimdi gelir” der gibi, çocuk bu kadar zamandır kendi kendine uğraşıyor, madem sonunda emzirecektim boş yere mi ağladı, diyerek, biraz daha dayanıyorum. Ve sonunda dayanamayıp emzirdiğimde, çocuk 10 dakika boş yere çırpınmış, vermek istemediğim o mesajı almış oluyor. Acaba diyorum, dişi çıkıyor da ondan mı bana ihtiyaç duydu, yoksa karnı tam doymamış mıydı, vesaire.

Yine de kendi adıma kesin söyleyebilirim ki, yatır-kaldır yerine emzirme-sallama karması yöntemlerle uyutmaya çalışıyor olsaydık yine ağlayacaktı hem de daha çok ağlayacaktı. Şimdi Cemo’nun oldukça rahat ettiği güzel bir uyku düzeni var. Kolay bir yolculuk değil, vardığımız yerin de eksiği gediği var ama, yine de geldiğimize değdi. Bizim için bundan iyisi can sağlığı.