Mersin’deki Arslanköylü Kadınlar Tiyatrosu, Anadolu kadınının şiddet hikayesini anlattıkları Yün Bebek filminin Berlin Film Festivali’nde gösterilmesi için harekete geçti. 

Tiyatro grubunun kurucusu Ümmiye Koçak, “Bu filmi tamamlayabilmek için çok çaba sarf ettik. Biz sanatçı değiliz. Filmi çok zor şartlarda, beş parasız çektik. Her şey torunlarımıza iyi bir miras bırakmak için” diyor. Koçak, Arslanköylü Kadınlar Tiyatrosu’yla hazırladığı Yün Bebek filmini tamamlamak için 30 TL yevmiyeyle tarlada çalışıyor, tiyatro sayesinde köyde cinsiyet eşitliğini sağladıklarını söylüyor.

Şimdi filmin kurgusunu tamamlamak ve festivallere yönelik altyazıları hazırlamak için desteğe ihtiyaçları var. Koçak maddi sıkıntılar nedeniyle filmi yarışmaya sokamadıklarını, amaçlarının mümkün olduğu kadar çok yerde göstererek Anadolu kadınının sesini daha geniş kitlelere duyurabilmek olduğunu anlatıyor. Filmin galası, imkanları dahilinde yapılmış kaba bir kurguyla 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleşmiş.

Yün Bebek, Toroslar’ın zirvesinde yaşayan Yörük kızı Elif’in aile baskısı, şiddet ve dağlar arasında sıkışmış öyküsünü, annesi Hatice’nin kaynanasından ve kocasından gördüğü şiddeti ve bundan hareketle kızı için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Filmde tiyatro topluluğundan 50 köylü kadın oynuyor. Oyuncu kadrosunda hiç erkek yok. Senaryodaki tek erkek olan Elif’in babası Ali’nin ise sadece karısını-çocuğunu döverken gölgesi görünüyor.

“Tiyatroyu kurmak kolay olmadı, önce kocaları ikna ettim”

Arslanköylü Kadınlar Tiyatrosu faaliyetlerine 2001’de başlamış. Koçak, “Bunun tabi ki daha öncesi var, bir şey öyle pat diye çıkmaz ortaya” diyor.

“Ben çocukluğumdan beri okumayı da dinlemeyi de çok severim. Köyde hep yaşlı teyzeleri dinleyip, gece olunca anlattıklarını kaleme dökerdim. Kocalarından, kaynanalarından şiddet gördüklerini anlatırken, utanır, başkasının başına gelmiş gibi anlatırlardı. Bir gün okulun orada çocuklara tiyatro yaptırdıklarını gördüm. O zaman karar verdim bize yapılan yanlışları tiyatro aracılığıyla anlatmaya. O günden bugüne Anadolu kadınının sesi olmaya devam ediyorum.”

Ama tiyatroyu kurmak o kadar kolay olmamış. “İlk önce yedi kişiyle başladık. Bu yedi kişiyi bulmak için 40 kapıyı çaldım. O zaman kadınların söz hakkı yoktu, kocalarını ikna etmem gerekti. Dedikodu olur, ev taşlanır, olur mu öyle şey, dediler. Sonunda başardık.”

“Bizim köyde artık kadın-erkek eşit”

Koçak, tiyatronun kuruluş hikayesini de Hasret Çiçekleri adlı oyununda anlatıyor. Sahneledikleri oyunların da amacına ulaştığını söylemek gerek. “Bizim köyümüz artık çok değişti” diyor Koçak. “Eskiden kadın dağdan gelirdi, kocası orada yatarken ona hizmet ederdi. Şimdi kadınlar çok bilinçlendi, artık herkes eşit. Sözden anlamadılar, ne zaman biz tiyatroyla kendi hayatımızı yazıp oynadık, kendilerini gördüler, o zaman kafalarına dank etti. Ama ben istiyorum ki sırf bizim köyümüzle kalmasın bu.”

Tiyatronun kısıtlı bir kesime ulaşabildiğini ve desteğin az olduğunu fark edince “neden bir sinema filmi çekmeyelim ki” diye düşünüp Yün Bebek yolculuğu böylece başlamışlar.

Filmi tamamlamak için tarlada çalışıyor

Koçak, şu anda filmi tamamlamak için tarlada çalışarak para biriktiriyor.

“Gece 2’de kalkıyorum, bazlamamı yapıyorum, çocukların yiyeceğini bırakıyorum, sonra atlayıp arabaya Mersin’den Hatay’a gidiyorum. Orada mandaline kesiyoruz günlük 30 TL yevmiyeyle. Sonra akşam 7-8 gibi evde oluyorum. 11’e kadar kitap okuyorum.”

Yorulmuyor musun, diye soruyorum. “Sen benim yaşıma bakma, enerji doluyum. Hayatı yaşamayı çok seviyorum. Yapımcım, o öyle olmaz, çok para gerekiyor, dedi ama damlaya damlaya göl olur. Filmi Berlin’e yollamak için posta parasını ve başvuru ücretini biriktirdim bile. Zaten senaryoyu yazarken de tarlada çalışırdım.”

“Şiddeti çocuğun gözünden anlatıyorum”

Koçak 10 çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu. Adana’dan Mersin’e gelin gelmiş. İlkokul mezunu olduğunu, okuyabildiği için kendini çok şanslı hissettiğini söylüyor.

“Ben çocukken seferberlik olmuştu, evden birinin okula gitmesi gerekiyordu. Diğer kardeşlerim gitmeyince ben gittim. İlkokulu bitirince bıraktım. O zaman kız çocuğu için ilkokula gitmek, üniversite mezunu olmak gibiydi. Tabuları yıkmak zordu. Bana kız kardeşlerim ‘öğretmen’ derdi, çünkü benim okul notlarımla okumayı söktüler. Çok istekliydiler ama onları okutan olmadı. Ben şanslıydım.”

Aslında filmde de çocukların durumuna vurgu yapıyor Koçak.

“Benim en çok üzerine düştüğüm konu, küçücük çocukların ezilmesi. Çocuk, büyüklerin kavgasının arasında kalıyor, annesinin şiddete maruz kaldığına şahit oluyor, okumak istiyor okuyamıyor Ama kimse o çocuğun ne hissettiğini dikkate almıyor.

“Kadınların yaşadıkları da ancak kadın öldürülünce gündeme getiriliyor. Oysa kadını öldüren erkeği de biz yetiştiriyoruz. Bu göz ardı ediliyor. Anneler-babalar da bu oyunları, filmleri izleyip yanlışlarını anlasın. Yarın o çocuklar büyüyüp anne-baba olacak.”

Yün Bebek’in kahramanı Hatice ikinci evliliğini yapıyor. İlk eşinden şiddet yüzünden ayrılmış, ama yeni kocasından da şiddet görüyor. “Hani kötü gider de iyi gelmez derler ya, öyle. Üstelik bir de kötü kaynana var” diye anlatıyor Koçak filmi.”İkinci evliliğini yapan kadınlar toplumumuzda hep aşağılanır. Hatice başka köyden gelmiş, çevreye yabancı, ezilen, hor görülen bir karakter. Bir de kızı Elif var. Ben filmi o küçük kızın gözünden anlattım.” (ÇT)

* Arslanköylü Kadınlar Tiyatrosu’na Yün Bebek filmine kurgu ve/ve ya altyazı konusunda yardım etmek istiyorsanız [email protected] adresine mail atabilirsiniz.

* Daha fazla bilgi için Ümmiye Koçak‘ın web sayfasına bakabilirsiniz.

Kaynak: Çiçek Tahaoğlu, Bianet.org