Anne sütü hakkında bilmek istediğiniz her şey

Gökçe Altunay, anne sütü hakkında akla takılan bütün soruları Prof. Dr. Yıldız Perk’le konuştu… Bilinen ve bilinmeyen yönleriyle anne sütünün yararları, bir bebeğin ne kadar emzirilmesi gerektiği, anne sütü almanın hayat boyunca getirileri bu söyleşide…

Anne sütünde ne var? Nedir özel yapan anne sütünü?

Anne sütünü özel yapan şey, türe özgü maddelerden hazırlanmış olması. Türe özgü derken maymunun sütü başka, yani kendi yavrusu için, inek sütü başka yani buzağısı için, onun gereksinimleri farklı. İnsanoğlunun sütü de insan yavrusuna odaklı. Maymunlar belki bizim türümüze yakın gibi düşünülebilir ama ticari olarak da anne sütüne yakın olan ve kolay bulunanlardan inek sütü var. Yani materyali kolay elde edilenlerden, sonra da keçi sütü. Hani şimdilerde moda olan keçi sütü, mesela keçi sütü anne sütüne yakın diye mamaları çıktı piyasaya.

Ama en önemli özelliği, bebeğin gereksinimlerini karşılayacak temel besin ögelerine sahip olması. Temel besin ögeleri derken gruplandıralım: protein, karbonhidrat, yağlar gibi temel besin ögelerini alıyor içine, memeli hayvanlar için en azından. Proteinler derken anne sütünün proteinleriyle ineklerin sütünün protein yapıları çok farklı, hem kimyasal olarak farklı, hem molekül büyüklükleri, hacim olarak farklı. Dolayısıyla emilimleri de farklı olacak. Şöyle düşünelim siz bir anne olarak bunu çok iyi bilirsiniz, anne sütü ile beslenen bebeğin dışkısı ishal gibidir. Suludur, günde 8-10 kere yapar, hafif ekşimtırak kokuludur, açık renklidir ve bez tarafından emilir. Halbuki bunu hiç bilmeyen birisi ishal zannedebilir. Çok kez başıma geldi bu, üstelik anne değil, anne bilemeyebilir ama doktorlar tarafından da ishal zannedilip hatta enjeksiyon şeklinde antibiyotik verilen çocuk biliyorum.

Çocuk doktoru mu bunu yapan?

Çocuk değil pratisyen hekim daha çok, uzmanlaşmış olan değil. Hani şimdi aile hekimleri var ya onlar çok şaşırıyorlar ve hâlâ oluyor. Uzun sürecin birikimidir. Bakın ben 10 sene öncesinde bir kere gördüm de demiyorum. Sık sık görüyorum. Tabii o enjeksiyon yapılan vakalar daha eski senelerdeydi belki, ama azımsanmayacak derecede ishal sanıp ilaç veren hekimler var.

Yeri gelmişken, bu aile hekimliği mevzuu da ayrı bir konu değil mi? Çok sık duyuyorum problemler yaşandığını.

Evet, apayrı bir konu. Bu konuda her daldan bir sürü örnek verilebilir. Sadece çocuk da değil kadın doğumda da oturmamış bir durum var, çok da haklılar. Şimdi bana siz, kendinizle ilgili bir soru sorsanız onu bilemem. Her ne kadar okudukysak da zamanında, apayrı bir uzmanlık alanı hepsi. Sadece çocuğu bilirim ben ve sizle ilgili bir soruyu yanıtlayamam. Eh, aile hekimleri de çocuklarını bize getiriyorlar sonuçta ve haklılar, kendi çocukları için en iyisini almak istiyorlar. Orada sınır şu, belki de kısacık söylemek gerekirse, neyin yanlış neyin doğru olduğunu yönlendirmek için iyi bir hizmet ama haddini aşmamak lazım. Ne bilgi eksikliği olacak ne de haddini aşmak olacak, o ince çizgiyi bilmek lazım.

Şimdi demek ki anne sütü ile beslenen bebeğin kakasına dönersek bize diyor ki: Bu çok iyi sindirilmiş bir besin öğesi, çok sindirildiği için de çok güzel emilmiş, artık rafine hale gelmiş, bez tarafından da emilmiş.

Aksi de oluyor. Anne sütü almış bebeklerin bir hafta kaka yapmaması da normal. Değil mi?

Evet o da oluyor, ama onun yine kalitesi farklıdır. Yani inek sütünü ya da formül mamayı (ki onlar anne sütüne yaklaştırılıyor) alıp bir aylık bir bebeğe verdiğinizde, onun fosfat yükü çok fazla olduğundan sulandırmanız gerekir.

Böbreklerine mi ağır gelir?

Evet, molekülleri de farklı kocaman kocaman, bu yüzden iyi emilmiyor. O kaka örneği büyük çocuk kakası gibi oluyor, rengi kahverengine çalıyor, kokusu da farklılaşıyor. Bezin üstünde de kalıp gibi kalıyor. Ayrıca günde 2-3 defa yapmaya başlıyor. Oysa sizin demin söylediğiniz gibi tamamen anne sütü ile beslendiği kimi durumlarda da soruyorsunuz 7 günde bir kaka yapıyor. Benim ayda 2-3 kere kaka yapan hastalarım vardır yani 14 günde 9 günde bir.

Ama bu bir problem değil. Çocuk iyi büyüyor, sadece anne sütü ile besleniyor, kaka yaptığı zamanda kıvamı taş gibi değil macun gibi ama inek sütü kakasındaki gibi de değil. Yani sindirilmiş oluyor. Çocukta da bir sıkıntı yok, poposunda çatlama olmuyor. Dolayısıyla bu da normal, o süt bebeğin ihtiyaçlarını giderecek en ideal süt.

Protein oranı farklı bahsettiğim gibi. Whey proteini, kazein oranı diye bir oran vardır. Anne sütü Whey proteini yönünden zengindir. Whey proteini büyümeyi daha iyi sağladığı gibi beyin gelişimi açısından da önemli bir protein. Halbuki kazein daha büyük moleküller halinde olduğu gibi inek sütünde daha fazladır ve alerji yapma olasılığı daha yüksektir. Alerji derken solunum alerjisi, deri alerjisi, pişiklerin olması, kaşıntılar olması gibi.

Anne sütünün üstünlükleri neler onu da söyleyelim. Anne sütü biyolojiktir yani canlıdır. İçinde bir takım hücreler vardır ki o hücreler bebeği enfeksiyona karşı korur. Sanki, aşı değil ama bir tür aşı gibi düşünün bunu, yani canlı maddeler içeriyor, bebeğe geçiyor. Lenfositler, lökositler var içinde. Enfeksiyonla boğuşmayı sağlıyor. Lizozim denen minicik minicik maddeler var sütün içinde, bunlar bağışıklığı arttırıyor. Büyüme hormonu var zekayı arttırdığını iyi bildiğimiz. Bir takım maddeler var, proteinler açısından, yağlar açısından anne sütü içinde olan maddeler . Bunlar enfeksiyondan koruyor, kanserden koruyor. Bebeklik döneminde bunları yapıyor ama ileriki yaşlarda da inme riskini düşürüyor, hipertansiyondan koruyor, diyabetten koruyor.

İnanılmaz. Yani anne sütü almış olmanın yaşlanınca da faydaları var.

Tabii, hatta size çarpıcı rakamlar vereyim. Bir tür hodgkin lenfomadan koruma olasılığı 7 kat daha fazla. Düşünürseniz ne kadar önemli. Üst solumun yolu ve kulak enfeksiyonu, hatta menenjit, zatürre 3 kat daha fazla, yani mamayla beslenen bebeğin bu enfeksiyonlara yakalanma riski 3 kat daha fazla. Diyabet 2,5 kat daha fazla, inme ve ona bağlı rahatsızlıkların oranı da keza 3 kat daha fazla.

İlk 6 ay anne sütü almış olmak mı bahsettiğimiz?

İlk 6 ayla sınırlı değil bu. İlk bir yıl önemli, ilk iki yıl boyunca beyin gelişimi çok hızlı zaten. Çok hızlı büyüyen bebek de istenmiyor artık ama eskiden hoşumuza giderdi. İlk iki yaşta hızlı büyüyen bebeklerde yine inme, diyabet, kalp hastalıkları riski hızlı büyümeyenlere göre daha fazla.

Hızlı büyümekten kastınız nedir?

Şişmanlık bizim bahsettiğimiz, obezite yani. Genetik faktörler sebebiyle daha uzun, iri olmak değil.

Dolayısıyla anne sütüyle beslemenin avantajları tartışılmaz. Erken dönem faydaları var, enfeksiyonlardan koruma başta olmak üzere. Şöyle mesela: anne bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdi, annede antikorlar gelişiyor o antikorlar da süt yolu ile bebeğe geçiyor.

Gerçekten bir aşı oluyor o zaman?

Evet bir tür aşı işte o zaman oluyor. Ama baba geçirdi, babada öyle bir avantaj olmadığından hasta olur bebek ya da kardeş geçirdi…

Şimdi bunlar anne sütünün içindekilerle ilişkili olanlar. Bir takım psikolojik çevresel faktörler de sayılabilir bunların arasında. Psikolojik olan anneyle bebeğin arasında bağlanmışlık oranı çok artıyor huzurlu, mutlu, daha az ağlayan, daha özgüveni olan bir bebek ve çocuk yetişiyor daha doğrusu. Ani bebek ölümü sendromu görülme olasılığı emmeyen bebeklerde mekanizması bilinmeyen bir sebeple 2,5 kat daha fazla.

Bu çok ilginçmiş.

Çünkü ilgilenilmiş bebek oluyor emen bebek. Anne sütü ile belki birebir ilişkili değil ama ilgilenilmiş olan bebeklerde yani annesi tarafından sevgiyle yaklaşılmış bebeklerde daha az görülüyor Ani bebek ölümü sendromu.

Bu akademik yılda öğrendim. Bir araştırmanın sonuçlarını gösterdiler. Bir takım yeni tekniklerle MRlar çekmişler, onda renk ayrımları var. İyi bakım almış emzirilmiş, desteklenmiş bebeklerdeki beyin gelişimi renklerle gösterilmiş, kırmızı olarak gözüküyor. Halbuki yetiştirme yurdunda yetişmiş, anne sütüyle beslenmemiş, ilgilenilmemiş çocuklarda o kırmızı hiç yok. Yani mavimtrak soğuk bir renk var. Sırf anne sütü ile bağdaştırmıyorum elbette ama o bağı anne sütü ile beslenen çocuklar daha kolay kuruyor. Çok yeni bir bilgi bu, Science dergisinde çıkmış bir araştırma. Klasik kitaplarda yok.

Bir diğer önemi ise: bedava ve pratik. Seyahate çıkabiliyorsunuz, 3 aylık çocuğunuzla, çok rahat. Halbuki karışık beslenen bir bebekte sterilizasyon aleti gidecek.

Gidecek mi?

Gidecek tabii. Nasıl yapacaksınız?

Her seferinde mi kaynatmak lazım biberonu? Çok sıcak suyla yıkanmış, sabunlanmış olması yeterli değil yani.

Hayır besin artıkları kalıyor illa. Bebek çok kolay enfekte oluyor, ardından ishal. O yüzden soruyorlar bazen, ‘iş seyahatine gideceğiz, ama 3 aylıkken mi 8 aylıkken mi gidelim?’ diye. 3 aylık diyorum tabii, çünkü 8 aylıkken karışık beslenme olacak, işiniz zor. 3 aylıkken kolay.

Bir diğeri çevre kirliliği tabii, dezenfektanlar kullanıyoruz. Çevreye daha çok atıklar atıyoruz. Bir de çevreyi düşünmek lazım sabun, malzeme, su, hepsi.. Halbuki anne sütüyle beslerken hiç böyle durumlar yok. Pratik, ısıtmak gerekmiyor, başka insan gerekmiyor. Mama hazırlarken belki babadan yardım alacaksınız ama emzirirken kendi kendinize yapabilirsiniz.

Peki her canlının sütü kendine göre ise kendi içimizde de böyle farklılıklar var mı? Bir başka annenin emzirmesi yani süt annelik yapmasında sakınca var mı?

Her bebeğin kendi annesinin sütü ile beslenmesini tercih ederiz. Şöyle ki sizde var olan bir takım mikroplara karşı antikor geliştiği için bebeğin savunma sistemi daha iyi gelişiyor ama süt nineleri, anneleri denen bir mekanizma da var bizim geçmişimizde. Şimdi ise sadece anne sütü bankalarından geliyorsa kabul etmemiz lazım başkasının anne sütünü. Sizinle özellikle paylaşmak istediğim bir şey var. Ben yakın dönemde iki hastamda bir şeye şahit oldum. İnternet üzerinden haberleşerek anne sütü alanlar varmış. Bu son derece tehlikeli bir şey!  Bana sürekli kusan bir bebek getirdiler, meğer böyle bir şey yapmışlar. Sütü biberonla getirip bebeğe vermişler. Bunun gerçekten anne sütü olduğu ne malum bir, satılıyor mu bilmiyorum.

Benim bildiğim bir grup var. İsimler açık sanırım, isteyen veriyor sütünü..

Ama bu tehlikeli, o anne iyi niyetli olabilir. Bizim başımıza gelenleri söyleyebilirim size. Mesela biz burada bazı hastalara rastlıyoruz ki iyi bir aile. Yenge ya da teyze sütünü vermek istiyor, ama o hanımın eşi sık sık yurt dışına gidiyor iş icabı. Sifilis (frengi) olmuş ve biz bunu bilmiyoruz anne de baba da farkında değil. Bebekteki hastalık semptomlarından yola çıkarak ailede olduğunu yakalıyoruz.

Çok feci bir durummuş hem bebek hem de aile için…

Çok feci tabii.

O zaman eğer bir süt anneye ihtiyacımız varsa ya da biri teklif ediyorsa?

İlla sütle bulaşacak diye bir şey yok ama bakın şunu demek istiyorum. Anne de bilmeyebilir, HIV taşıyabilir. Böyle olan hastalarımız oldu biz annenin enfekte olduğunu bilmiyorduk. Bebeği de izole etmiyoruz. Bazı hastalık belirtileri ortaya çıktıktan sonra farkına varılıyor ve tetkik edildiğinde ortaya çıkıyor. Personel de kendini korumamış… Biz bu annenin sütünü alıp başka bebeğe verseydik. O çocuğa da bulaştırmış olurduk. Bu yüzden bizim ünitelerde böyle bir şey olamaz.

Bunu yapmak isteyen anneye her tür testi yaptırmalı o zaman. Olmaz mı öyle?

Sadece onunla bitmiyor ki iş. Bilinmeyen hastalıklar olabilir.

İkincisi hangi koşullarda saklandığı da çok önemli, nasıl taşındığı… Yurtdışında tamam, süt bankaları var ama bunların analizleri yapılıyor, sterilizasyonu yapılıyor, pastörize ediliyor, uygun koşullarda saklanıyor, ondan sonra veriliyor bebeklere. Oysa biz komşu teyzeden aldığımızı verirsek… Günümüzde hele bilmediğimiz hastalıklar varken çok kolay bir çocuğu enfekte edebilirsiniz. Çok riskli… Özellikle de internet üzerinden yapılan bu yeni yöntem. Özellikle dikkat çekmekte fayda var sitenizden, özellikle.

Haklısınız son derece riskli. Peki teknik olarak konuşursak, menopoza girmiş bir kadın için bile geçerli sanırım süt anne olmak değil mi? İsteyerek süt gelmesi sağlanabiliyor yani..

Tabii süt nineler bile var. Olabiliyor. Hiç çocuk doğurmamış birisinin de sütü gelebiliyor. O kişi temiz diye inanıyorsunuz, hiçbir hastalığı yok diye belki düşünülebilir. Ama bu hiç tanımadığınız insanlardan alınan sütler, hele de günümüzde aldatmacanın çok kolay olduğu bu zamanda hiç güvenilir değil doğrusu. Bunu batı dünyası ancak testlerle yapıyorlar. Bizim popülasyon için bunu biraz riskli bulurum.

Kendi annesinin sütü çocuğa ayarlı diye bir terim var. Şöyle ki prematüre doğan bebeklerde yani gününden önce doğmuş dediğimiz bebeklerde gereksinimler daha farklı . Yani o çocukların daha çabuk büyümeleri için, doğa onların annelerinin sütündeki protein oranını daha fazla yapıyor, tuz oranını daha fazla yapıyor. Daha fazla onların tuzu çünkü onların kaçakları daha fazla, gereksinimleri daha fazla. Ama siz bir prematüre bebeğe, diyelim ki 32 haftalık -32 hafta ne demek, 40 haftayı biz ortalama alıyoruz 2 ay eksik oldu diyelim- 2 ay küçük bir bebeğe 40 haftalık bebeği olan bir annenin sütünü verirseniz proteini eksik almış olur, büyümesi daha geç olur. Yani o çocuğa özgü değil, ya da tam tersi prematüre bebeği olan annenin sütünü 40 haftalık, zamanında doğmuş bebeğe verirseniz fazla protein vermiş olursunuz ki gerekmiyor. Dolayısıyla haftasına göre bile değişkenlik gösteriyor. Mamalar da öyle hazırlanıyor zaten prematüre bebeler için ayrı formüller var.

İlk 6 ay başka mama… sonra başka mama….

Evet. Gününde doğan bebekler için de farklı.

Emzirmenin süresini konuşursak..

İlk 6 ay tamamen anne sütü yani D vitamini ve anne sütü.

Peki çok sıcak iklimli yerlerde su?

Hiç gerek yok, zaten anne sütü bebeğin su ihtiyacını doğallıkla karşılıyor. Yani anne sütündeki suyun oranı bebeğin ihtiyacını karşılıyor. Kaçak yoksa, ishali yoksa, başka bir şey yoksa.

Altıncı aydan sonra yetmiyor, yani yaramıyor değil yetmiyor. Onun için mineral ve demir desteğine ihtiyaç var. İşte o zaman demir sebzelerde var bir miktar ama az var. Ette, yumurtada var. Altıncı ayda ekliyoruz. ‘Benim sütüm çok güzel gidiyor ben sekizinci ayda başlayayım kaçmasın’ filan diye beklememek lazım. Hayır. Tıp dünyası bunu saptamış, biliyoruz artık. Onun için mutlaka destek besinlere geçmek gerekiyor. Yani şöyle ki, çocuk birinci sınıfta, çok güzel gidiyor, öğretmenini de çok seviyor… Bir kere daha birinci sınıfı okusun diye bir şey olmuyor. O sınıfı geçti, artık bir üst sınıfa geçmesi lazım.

Niye vermediğimizin gerekçesi de var. Ha şunu esnetebiliriz. Aslında  en erken dördüncü ayda ek gıdalara başlatabiliriz. Çünkü bebek belki yeterli derecede kilo alıyor anne sütü yetmiyor, yaramıyor değil, yetmiyor. Hep halk arasında yaramıyor diye bir şey vardır. Benim sütüm yaramıyor. Her anne sütü yarar. Çünkü protein oranı 1 gramdır mesela, kabaca öyledir gün içinde değişkenlik gösterir ama belki sabahleyin 1,2’dir akşam üstü 0,8 e inmiştir, ama kabaca 1 gün içerisinde verdiği protein oranı 100ml için 1 gr.dır.

Prematürenin ki ortalama 1,3 ya da 1,4’tür. İhtiyacı daha fazla ya onun belki sabah 1,5’tir. Anne dinlenmiştir filan.. Yetmiyor denen o. Kalorisi 100 ml’sinde 67 kalori vardır anne sütünde, mamalar da ona yaklaştırılmıştır, ama sabittir içerikleri.

İçeriğindekiler çok değişken değil ama toplamda sıvı olarak az olabilir yani.

Tabii yetmeyebilir, yani o zaman ne olacak. Diyelim ki günde kilo başına 100ml sıvı alması gerekiyor. Halbuki bebek bakıyorsunuz 50 ml alıyor, o zaman yetmedi diyoruz. Yaramıyor değil ama halk arasında hep yaramıyor derler. İşte bizim gelinin sütü yaramadı ya da anne der ki benim sütüm sulu yaramıyor mu? Süt sulu olabilir…

Anneye göre değişiyor hakikaten. Kiminin sapsarı yağlı, kiminin ki daha açık renkli sulu..

Tabii değişebilir o. Bir de ilk doğduğunda bebek kolostrum diye bir süt var bilirsiniz, ağız sütü deniyor halk arasında. O sütü de krema gibi düşünün çok daha konsantre protein ve yağları fazla, miktarı az ama. Çünkü bebeğin zaten ilk 1-2 gün içindeki gereksinimleri daha az. Mide kapasitesi 30 ml kadar, yani bir fincan kahve kadar hatırı var midenin. Dolayısıyla o az süt, az kalori ama onun için çok önemli. İçinde bağışıklık sistemini başlatan IgA denen bir madde var. İşte ilk beslenmenin onunla olması çok önemli bunu şöyle düşünün hani mobilyalara bir vernik atılır önce, ki bozulmasın. Bizde de öyle. İnsaoğlunun ilk verniği diyelim o. Daha sessiz sakin duran bağırsak epiteli, villuslar denen fırçamsı bir yapı var. Onlar sakin dururken salgısal IgA ile sıvanlanmaya başlayınca canlanmaya başlıyorlar ve ilk bağışıklık yanıtı oradan geliyor, yani uyanıyor oradan.

Doğa bunun hepsini iyi ayarlamış ve kolostrumda zengin bu. Yani başlangıçta mama ya da inek sütü verip öldürmemek lazım bu cevabı, başlangıcı. Anne sütünde de var elbette bu madde ama kolosturumda çok daha fazla var kolosturumun önemi burada. Süt yok mama verelim, hayır, bekleyin emzirin ondan sonra gelecektir o süt.

Hastanelerde anne sütünü öneren, ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğine dair uyarılar, posterler görmekteyiz ama hemşirelerde bile bunun tersi bir durum var. Bizim de başımıza geldi. Mama öneriyorlar, akşam ver rahat edersin diyorlar.

Pratiği yok çünkü. Maalesef hepimizin sorunu. Devlet hastanelerinde bu daha az oluyor özellere kıyasla. Bebek dostu hastane kavramında 10 tane emir var ama ana felsefesi ilk 6 ay anne sütüyle beslemektir. İlk yarım saat, bir saat içinde emzirmeye başlatmak, 6.aydan itibaren ek gıdayı söylemek gerek çünkü kansızlıkla karşımıza çıkıyorlar daha sonra. Dünya Sağlık Örgütünün önerisi 2 yaşına kadar emzirmenin sürdürülmesidir. Amerikan Pediyatri Akademisi’nin önerisi ise bir yıl mutlaka, ama 2 yıl diye bir sınır yok. Anne ve bebek kendini ne zaman rahat hissediyorsa o zamana kadar diyorlar. Benim 4,5 yaşında olup hala emen hastam oldu.

Sizce ne kadar sürmeli?

Kendilerine bırakmalı yani emiyorsa çocuk, anne mutlu çocuk mutlu, çocuğun hiçbir sıkıntısı yok, nerede ne zaman emeceğinin farkında, çocuk büyük artık ama olmadık yerde emmiyor. Ondan faydalanıyor uygun koşullarda. Eh, emsin o zaman.

Bu bir bağımlılık değil mi peki bir yerden sonra?

Bağımlılık yaratmıyor. Yani çocuk okula gidiyor mesela, ben emicem diye okula gitmemezlik etmiyor. Ama eve gelince annesinden bir lokma emiyor, keyif yapıyorlar. Bağımlılık değil bu, bağın devamı. Yapacağını yapmamazlık etmiyor, o zaman bağımlılık olur.

Bazen 4-5 aylıkken bebek yemek yemeye özeniyor ama 6. ay bekleniyor. Sonra da yemek yemeyince anneler şikayet ediyorlar küstürdük keşke başlatsaydık diye. Bir doğruluk payı olabilir mi?

Süt yetersizse onu dördüncü ayda sebze meyve ile tanıştırıyoruz, altıncı ayda kahvaltı, yumurta veriyoruz ve et. Yani olgunlaşmasını bekliyoruz. Ama çocuk gayet iyi besleniyor. Dört aylık 7 kilo, o çocuğa illa özeniyor diye tutup da sofradaki yiyeceklerden, yemek sularından vermek doğru değil. Çünkü ilk altı ay tamamen anne sütünü kullanırsak, araya başka bir yiyecek girmezse, o zaman emilim çok daha iyi oluyor. Çünkü anne sütünün arasına başka bir şey koyarsanız sütün özelliğini bozuyorsunuz ya da mide ve bağırsak ona göre çalışıyor. Konuşmanın başında söylemiştim mamayla beslenen çocuğun kakası farklı anne sütüyle beslenen çocuğun kakası farklı işte o zaman araya diğerleri girince bozuluyor. Ne kadar maksimum emilimle yararı alabilirsek o kadar iyi bebek için. Diyelim ki o canlı maddeler azalıyor köreliyor. Yani bağışıklık maddelerini siz öldürüyorsunuz. Bu etki azalmış oluyor. Kıvamı bozmayacaksınız.

Ondan sonra zor alışabilir mi çocuk 6 aydan sonra?

Alışabilir ama nasıl olsa alışacaktır yani iştahlı olan çocuk elbet alışacaktır. Bir sorun olmayacaktır.

Peki bazen hiç süt gelmemesi gibi durumlar oluyor. Nedir sebepleri?

Nadiren olabiliyor. Şimdi emzirmede başarılı olma kurallarından bir tanesi, ilk bebek doğup ağlar ya.. sonra uyur. O ilk ağlamayla canlı aktif yaşamdan uyuma dönemine girmeden emzirmeyi başlatmak gerekir. Bu çok önemli, gidiyorsunuz hastaneye çocuk ayrı yerde anne ayrı yerde, biberonu dayayıveriyorlar ne oluyor? Çocuk emiyor mamayı lok lok uyuyor, sonra e ne oldu? Annenin sütü sağılmış oluyor mu uyarılmış oluyor mu? Hayır, hiç başlamamış oluyor emzirme, araya bir zaman giriyor o zaman emzirmedeki başarı şansınız azalıyor. Yani uyanıklık anında 3-4 kere çekse anne uyarılacak ve süt gelmeye başlayacak. Çünkü emzirme mekanizması şöyle, ne kadar çok süt sağarsanız bir sonra ki öğüne o kadar çok süt gelir. Sağmadığınız da dursun, akşama vereyim, beklesin bankada gibi yok öyle bir şey. O köreltiyor. Çektikçe gelecek.

İkincisi anneye dedik ki emzir hanım verdik bebeği çıktık odadan. O kadıncağızın ilk çocuğu nasıl emzireceğini biliyor mu? Doğru bir emzirme danışmanlığı vermek lazım. Maalesef hemşire ya da doktor arkadaşlarımın buna ya zamanı yok veya deneyimleri olmadığı için onlar da bilmiyorlar nasıl olduğunu. Bilmeyen çok arkadaş var. Veya bilen ekip yenileniyor çok sıklıkla bilmeyenler egemen olmaya başlıyor. Yani bir eğitim alınıyor, bebek dostu hastane oluyor bir yer ondan sonra siz oldu zannediyorsunuz ama personel değişiyor. Sonra o hastanede hep emzirmenin bilinmediği bir hastane haline geliyor. Duvarlardaki afişlere filan bakılırsa bebek dostu hastane ama…

Emzirme danışmanlığına, bebek dostu kavramına Türkiye ilk katılan ülkelerdendir. 89 senesinde ilk başlatılmış bu yaklaşım sonra 93-94’lerde bizde bu faaliyete geçmeye başlandı ve Unicef tarafından bizlere eğitim verildi. Unicef Sağlık Bakanlığı emzirme danışmanlığı sertifikası aldık bir grup insan. Ondan sonraki aşamalarda da biz eğitimci olup başka arkadaşlarımızı Türkiye’nin değişik yerlerinde bu bebek dostu hastaneler zinciri adı altında eğitimler yaptırdık. Ama onların yenilenmesi lazım çünkü o ünvanı aldılar ama devam ediyor mu diye tekrar tekrar denetlemesi lazım.

Ya emmeyen bebek?

Emmiyor, inatla emmiyor. Bir doğru tekniği öğrenmiş olmak lazım, doğru zamanda başlatılmış olması lazım, sütün geliyor olması lazım. Çünkü bazen anne çok niyetli, her türlü şart uygun, her türlü koşul var. Yani iyi yardım almış. Uygun pozisyon var, odanın imkanları iyi. İşte gürültü olmayacak, TV olmayacak… Her türlü şey var ama anne o kadar takıntılı hale geliyor ki sütü çıkmıyor kadının. Özellikle fazla okumuş annelerde bir inhibisyon- engelleme mekanizması gelişiyor. Çok şiddetle istiyorsa inhibe oluyor bir şekilde. Hiç yoksa ya da işte yarım yamalak varsa o zaman tabii formül mamalardan birisiyle besleyeceğiz bebeği.

O zaman bir bebeğin emmemesi için bu saydığınız koşulların eksikliği lazım yani bebek emmiyor diye bir şey yok?

Yani bebek hasta değilse, sağlıklı bebekler için konuşuyorum. Hatta bazen damak yarığı olan bebeklerde bile emen oluyor. Zor olmasına karşın onda bile emmek istiyor çocuk. Emmeyle olmuyor sağmayı deniyoruz pompayla. Sağmayla da hiçbir şey çıkmıyor. Ancak o zaman biraz da doğal seyrine bırakıyoruz işi . Yani anneyi rahat ettiriyoruz. Çünkü bazen anneler lohusalık psikozu denen bir sürece giriyorlar ki doğal bir süreç bu. Eğer öyle bir şey de yoksa hiçbir şey yok anne aktif canlı kendini iyi hissediyor süt yok. Bırakın diyoruz, beslenmenizi düzgün yapın. Yani ne demek? Gebelikte gösterdiği özeni anne lohusalıkta göstermiyor. Çünkü bölünüyor. Evin işi oluyor, bebeğin işleri oluyor. Kendime hiç zaman ayıramıyorum yemek yiyemiyorum diyor. Halbuki bebek için yiyin diyoruz. Onda da hiç aşırı beslenme yok. Bizim halkımız çok meraklıdır ya tahin helvası, şeker ye, şerbet iç derler. Tatlı ağırlıklı beslenmeye hiç gerek yok. Normal 4 ana öğün beslenme. Sabah, öğlen, ikindi, akşam. Günde 3 litre sıvı o kadar .

Süt yapan şey düzgün beslenmek ve bol su içmek. Gizli formüller, özel gıdalar yok yani.

Tabii. Günde 5 litre su içiyorum. Hayır ona da gerek yok hatta fazla bile. Aşırı olmamak kaydıyla çay kahve de içebilir. Sigara yok, alkol haftada 2 kadeh şaraba izin veriyor genellikle tıp dünyası ama bana sorarlarsa alkol aynen geçiyor. Bu yüzden alkol ve sigara olmamasını tercih ederim.

Uyutmak dışında alkolün nasıl etkileri oluyor?

Hepatotoksik. Yani karaciğerinize sizin nasıl zararlıysa bebeğin de karaciğerine bir miktar alkol gidiyor sonuçta.

Dolayısıyla yediğimiz içtiğimiz her şey anne sütünde midir?

Aşağı yukarı öyle tabii. Ama denir ki anne kuru fasulye, portakal yemesin gaz yapar. Gaz yapmıyor aslında sadece kokulu bir şey yediniz mesela pastırma… Pastırma nasıl idrarla, terle koku halinde çıkar sütle de çıkıyor kokusu ama içindeki bir madde çocuğa illa gaz yapsın filan yok böyle bir şey ama koku olunca çocuk onu almaktan çekinebiliyor.

Yani kuru fasulye yesin anneler?

Tabii öyle bir yasak yok. Yeter ki anneye dokunmasın. Yani siz deseniz ki ben yiyemiyorum çok rahatsız oluyorum. Eh yemeyin o zaman önemli olan annenin rahatı. Rahatsız olursanız bebek de rahat edemez çünkü. Her şey serbest.

İçki ve sigara dışında…

Tabii nikotin kardiyak hastalıklara, ölümlere, alerjik hastalıklara, solunum sistemi hastalıklarının artmasına sebep olabiliyor. Sütle geçtiği gibi annenin solunumuyla da geçiyor ya da üzerinde kalan partiküllerle. Asılı kalıyor çünkü. Hani sigara içilen yerde bulununca üzerinize siner ya…

Bu yüzden ben artık evde sigara içen var mı diye sormuyorum. Sizde sigara içen var mı diyorum. Evde değil sadece. Çünkü balkonu saymıyorlar mesela. Veya baba ofiste içiyor, arabadan inip eve gelirken…

Sadece emzirme süresince mi zararı var sigaranın yoksa ileriki yaşlarda da çıkabilir mi zararları?

Onun ne kadar zarar vereceğini bilemeyiz. Nörolojik açıdan beyin sapını etkilediğini biliyoruz. Beyin sapı çocuk büyürken kötü etkileniyorsa o zaman onu ileride nasıl bir etkisi olacağını bilmiyorsunuz. Ama mesela ani bebek ölümü sendromunda annenin yada evden birinin sigara içmesinin büyük etkisi olduğunu biliyoruz.

Biraz bu konudan bahsedebilir miyiz? Nedir ani bebek ölümü sendromu?

Tabii. Ani bebek ölümü sendromu, dışlanmayla tanı konan bir sendrom aslında. Bir yaşın altında tamamen sağlıklı olduğu bilinen bir bebeğin açık otopsi dahil her türlü tetkik yapıldıktan sonra açıklanamayan ölümü şeklinde tanımlanıyor. Yani şu nedenle değil de bunlar bunlar yok, hiçbir tanı konamıyor işte, ani bebek ölümü sendromu deniyor ama çok iyi ilişkide bulunduğu 2 tane parametre var. Bir tanesi evden birinin sigara içmesi, diğeri yüzükoyun yatış pozisyonu.

Biz başından beri oğlumuzu yüzükoyun yatırıyoruz. Çünkü farkettik ki böyle mutlu ve huzurlu uyuyor.

Uyuması daha iyi olabilir elbette ama işte risk faktörü. Dikkat etmek lazım, yatağı yumuşak olmayacak, etrafta solunumu engelleyecek bir şey olmayacak. Mesela ufak tefek solunum yolu enfeksiyonu var çocuğun yüzükoyun yatarsa ölme riski artıyor çünkü bakteriler daha kolay ürüyor. Ve solunum yolu kapanıyor kafasını kaldıramıyor çocuk.

Evet hepsine dikkat ettik biz de. Serin yerde, sert zeminde yattı. Yatağında gereksiz şeyler yoktu. Burnu tıkanmazdı ve kusan bir bebek değildi.

Gelişimi iyiyse gece uzun uyuyorsa pek ellemiyoruz çocuğu. Ama şunun da bilinmesi lazım Ani bebek ölümü sendromunda, 1 ay ile 4 ay arası beyin sapı gelişiminin hızlı olduğu bir süreç, oradaki bir aksaklık belki de çocuklarda öyle bir şeye sebep oluyor ki kafasını kaldırıp diğer tarafa dönemiyor, solunumu sağlayamıyor öyle olunca.. ama birçok neden suçlu bulunuyor bunda.

Oran nedir peki?

Türkiye’de bilinmiyor yani bizde böyle bir istatistik yok.

Nasıl yani?

Aşağı yukarı bayağı bir yıldır bu konuyla ilgileniyorum. Türkiye’deki birkaç toplantıyı biz yaptık ama maalesef 92’de başladı farkındalık. Biz 98’de Türkiye’de bir toplantı yaptık konuyla ilgili ve böyle bir ölüm varsa bildirin dedik. Sadece tek tük geri dönüşler oldu. Ama istatistik yok. Dünyadaki seyri ise, bir yaşın altındaki ölümlerin en sık nedenlerinden bu, yeni doğan dönemi dışında yani bir ay bir yaş arası olan. Dünya’da değişiyor İngiltere’de, Amerika’da, İrlanda’da yüksek, Avustralya’nın bir bölgesinde yüksek. Çin Hong Kong’da yerel halkta daha düşük ama karışık evlilik çocukları…

İngilizler..

Evet onlarda daha yüksek..

Coğrafi olarak farklılıklar gösteriyor yani..

Şimdi bu da tartışılıyor neden olduğu ama binde 0.35 tabii düşük gibi geliyor bu rakamlar aslında ama düşük değil ölüm oranı çünkü bunlar. 0.35 ile 0.7 arasında değişiyor. Tabii azaldı. Sebebi de 92 senesinde Amerikan Pediatri Akademisi çocukların sırtüstü yatırılmasını önerdiler ki klasik türk adeti o idi eskiden. Ama bir dönem Avrupa yüzükoyun yatırıyor diye biz de öyle yatırmaya başlamıştık burada.

Evet ben de o dönemdenim.

Doğrudur, o zaman öyleydi. Sonra 1992’den sonra biz de değiştirmeye başladık, ama o dalgalanma yavaş oluyor…

Şimdi herkes sırtüstü ya da yan diyorlar, yan da riskli, önermiyoruz. Yan yatırılan çocuklarda görülmüş ki yüzükoyuna daha rahat dönebiliyorlar. Ne kadar risk var? İşte 1 ayla 4 ay arasında var. 4 aydan sonra çocuk kendisi dönüyor zaten. Onun için 4 aydan sonra yüzükoyun yatarsa yatsın da denebilir.

Peki süte dönersek, anne sütü kullanım oranlarına biz şöyle bir baktık feci durumda. Hiç ummuyordum ki bu kadar az olsun. Nedir bunun sebebi?

Toplum bilincinin gelişmemesinden kaynaklanıyor bu. Toplum bilincinin gelişmesi sadece anneler babalar değil bunun içinde herkes var. Anneden başlamak lazım, daha gebeyken diyecek ki anne kendine ben bebeğimi anne sütüyle besleyeceğim bu bir. Bu yetmiyor bazen baba gece yorgun oluyor, bu çocuk ağlıyor hanım şuna bir mama ver diyiveriyor. Gece yarısı bize telefon geliyor. 4,5 aylık çok ağlıyor, ne yapalım diye? Yani, onun derdi mama, mama verelim mi demek istiyor aslında. Haklı insanlar, yorucu bir şehirde yaşıyoruz ama… Anne emzirdiği zaman prolaktin ve oksitosin ona rahatlık veriyor. Serotonin benzeri bir etkisi var. Yani nasıl çikolata yediğimizde geçici bir mutluluk duyuyoruz bu da öyle. Anne emzirdiği zaman rahatlıyor, mutlu oluyor ve yorgunluk hissetmiyor ama baba üç kere kalkarsa acayip yorgun oluyor çünkü onda o hormonlar salgılanmıyor. Ayıplamıyorum. Mekanizmayı anlarsak neden böyle olduğunu anlamak daha kolay olur ve ona göre davranabiliriz.

Fakat sadece şehirde böyle değil tüm Türkiye ortalaması çok düşük öyle değil mi?

Tabii çünkü onda birçok şeyin etkisi var, toplum bilinci bu. İkincisi etraftan onu duyuyor, kahvede bu konuşuluyor belki. Mama verdik siz niye vermiyorsunuz diye. Mamalar çok kolay ulaşılır, markette satılıyor, mama reklamları var televizyonlarda…

Olmamalı mı?

Bence olmamalı. Yani Dünya Sağlık Örgütü’ne göre de olmamalı aslında.

Eczanede satılan ve reklamsız bir ürün mü olmalı?

Yani. Şimdi onların da gerekçeleri var, biz anne sütünü öneriyoruz diyorlar.

Etrafta ek gıdaları destekleyen çok veri var. Bizim gelinin sütü yetmiyor. Endişe var, yaramıyor meselesi var. Diyor ki hanım, arkadaşına: Ne olacak bir gece de mama ver dünyanın sonu gelmez ki gece rahat uyursun. Kendine vakit kalır, rahat yemek yersin diyor. Çevrenin desteklemesi var bunu, artı sağlıkçıların bunu desteklemesi emek vermesi lazım. Şimdi sağlıkçılar da daha hastaneden başlayarak mamayı destekliyorsa. Aklına sokmaya başlıyorlarsa…

Mesela hastanelerdeki reklamlar… Bebek dostu hastanelerde mama reklamı olmaması lazım. Promosyon ürünleri olmaması lazım. Belki bu odada bile var. Bir zaman dikkat ediyorsunuz sonra çıkıyor bir şekilde bir yerden. Muayenehane daha tehlikeli hastaneden, orada birebir anneyle berabersiniz.

Çocuğun muayenesi sırasında bizim görevimiz bir hastayı muayene etmek olmalı, iki emzirmenin kontrol edilmesi olması. Bunu yapmıyor hiçbir hekim. İyi mi,emiyor mu aman hadi annesi devam…

Emiyor ama nasıl emiyor? Emiyor mu, mış gibi mi yapıyor? Ben her yeni aldığım bebeği emzirtirim. Tabii uzun sürüyor ilk muayeneler ,bu danışman olmaktan edindiğim bir alışkanlık, oturup uğraşırım. Çünkü öyle gerekiyor. Pozisyon doğru mu? Bebek nasıl emiyor? Memeyi red mi ediyor?

Memeyi reddetmek, nerede olur? İyi gider bebek 4 aylık olur bir bakarsınız öyle bakıyor etrafa siz emzirmeye devam edersiniz gene bırakır etrafı seyreder. Bu memeyi reddetmenin sebepleri vardır.

Merak giriyor devreye o aylarda…

Bebek büyüyor, annenin sabrı azalıyor. Bir sürü nedeni var, bir ders o. Bir ders boyunca biz bunu anlatıyoruz kurslarda, 50 dakika. Bir sürü özel nedenleri var anlatmakla bitmez. Bir anneyle konuşmanız, iki gözlemlemeniz lazım.

Kabaca şöyle bir şey söyleyebiliriz o zaman. İyi gözlemleyin durumu. Neydi? Ne oluyor? Ne değişti?

Anne doğru yaptığı yanlışlar mı var, bilemeyebilir, onun işi değil çünkü o. Emzirmeyi kitaptan öğrenemeyiz. Gözlemleyeceksiniz, çok iyi bir hikaye alacaksınız. İşte, oda sıcak olmayacak, etrafta dikkat çekici bir şey olmayacak, sessiz sakin olacaksınız. Aklınız işte olmayacak. Emzirmenin uygun sürede yapılması lazım.

Nedir uygun süre?

Bir emzirmenin süresi kabaca, bebek 3-5 dakikada yüzde 90’ını alıyor. 5 dakika minimum sürebilir. 20-25 dakika maksimum sürmeli. 1,5 saat memede duruyor, bu olmaz. Hem memeyi zedeler hem de bebeğin emme keyfini alt üst eder, kusmaya başlar. Sınır koymak lazım.

Formül mamadan önce ne vardı?

İnek sütü.

Eskiden direkt süt mü veriyorlardı yani?

Bizim çocukluğumuzda formül mama yoktu. Kapıdan sütçü geçerdi. Yani 1 aylık bebek anne sütü alamıyorsa, süt anne de yok…Hiç biri yok o zaman, inek sütünü ilk 1 ay birebir sulandıracak, içine 1 çay kaşığı şeker koyacak. Çünkü kalorisini arttırmamız lazım ama sulandırmanın amacı fosfat yükünü böbreklerden azaltmak. İkinci ay ikiye bir sulandırılacak. Altıncı ayda tam süt veriyoruz.

Ama şeker yemeyin derken tüm doktorlar bu eklenen şeker ne olacak?

Şimdi, anne sütünde karbonhidrat var, onsuz olmaz. Ama karbonhidratın ne tür olduğu önemli. Sütün içine elma suyu katmak değil, mesela fruktoz da bir tür şeker çünkü.

Pekmez gibi daha doğal şekerler?

Tabii o olabilir.

Çok süt üretimi olduğu zaman memede tıkanıklık, sertleşmeler oluyor. O durumda ne önerirsiniz?

O durumda, emzirmeden önce annenin dayanabileceği kadar sıcak havlularla memenin üstüne kompres yapmalı. O kanalları genişletir ve pompayla çekebilir, daha sonra bebeği emzirebilir. Daha sonra aynı işlemi buz gibi sularla yapacak. Memedeki kanallar çalışıyor böylelikle.

Peki bu göğüs tıkanıklığı kompreslerle de geçmiyorsa?

Eğer sadece ağrısı varsa ağrı kesiciler, parasetamol gibi ama apse oluştuysa antibiyotik verilebilir. Apse de olabilir, çözülür ama beklemek lazım. Hormon baskılayan ilaçlar var. Özellikle lohusa döneminde, ilk zamanlarda almamak lazım bu tarz ilaçları, beklemek lazım.

Sağılan sütü saklama koşulları nedir?

Oda ısısında 4 saat, buzdolabı rafında 2 gün, erin dondurucuda da 3 ay kalır.

Sonra çöp mü?

Sonrasında değeri azalıyor tabii. Yani 3,5 aylık süt var atayım mı? Atmayın, kahvaltıda sulandırıp kullanın ama değeri az bilin.

Ama normal süt gibi kesilip, bozulduğu anlaşılıyor değil mi?

Tabii mesela gece elektrikler kesildi. Farkında değilsiniz. Kokusu, rengi değişir. Anlarsınız. O internetten bulunan süt annelerden gelen sütler içinde aynı şeyi düşünmek lazım. Kaç günlük, nasıl taşındı, nasıl saklandı, saatlerce sokakta mı kaldı, hatta aslında anne sütü mü?..

Peki son zamanlarda ilk bir sene inek sütüne hayır diye bir söylem var. Buna ne diyorsunuz?

İdeali anne sütü, yoksa formül mama.

Fakat benim anladığım 6. ayda katı gıdaya başlayınca bile hayır.

Ama işte inek sütüne hayır, olmuyor…

Neden?

Çünkü demir emilimini azaltıyor diye söyleniyor bu, evet azaltabilir belki ama formül mamalarda 6. aydan sonra kullanılanlarda demir ilavesi var işte anne sütüne yaklaştırılmış oluyorlar, söyleniyor. Ama mantıken düşünürseniz o da süt sonuçta yani inek sütünden yapılıyor. Tamamen karşı çıkmak doğru değil dolayısıyla, ama insanların imkanları var bunu yapmak istiyorlarsa da her iki durumu da söylemek lazım.

Gece beslenmesi ne kadar gerekli?

Eğer bebek gelişimi iyi gidiyorsa annede de süt baskısı olmuyorsa ve bebek gece 6-8 saat uyuyorsa sakın kimseye söylemeyin bebeği de ellemeyin diyoruz. Ama geçenlerde başıma geldi. Bebeğin beslenmesi istediğiniz gibi olmamış mesela 300 gr almış gece de annesi güzel uyuyor ellemiyorum diyor. O zaman diyorum ki bir kere uyandırın ya da uyandırmadan emzirin. Çünkü süt arttırımını da destekleyecek bu durum. Mama alsa böyle bir etkisi olmayacak.

Bir korku da var. Huyu bozulur da gece kalkmaya başlar mı diye.

O zaman anneye bırakıyorum durumu. Hangisini istersiniz? Burada gece uyanmadan rahat etmek mi istediğimiz yoksa çocuğun gelişimi için anne sütünü desteklemek mi? Siz karar verin diyorum.

Peki 3 yaşında, gece 3 kere kalkıp süüüüüt diye bağıran çocuklar?

Onda da 3 yaşına geldi artık gerekmiyor diyorum ama gene ailenin karar vermesi lazım.

Bebek sürekli ağlıyor, susmuyorsa depresyonda olabilir mi?

Küsen bebek sendromu var mesela. Ananeye bırakılıyor, gezmek için ya da işe başlandığı için. O zaman küsüyor bebek 2 gün annenin yüzüne bakmıyor ya da çok ağlıyor. Annenin bırakmasıyla başlayan bir şey bebek depresyonu.

Bebek annenin aynasıdır diye bir tabir kullanırım ben. Yani annenin yediği fasülye bebekte gaz yapmıyor ama anne stresliyse bebek de öyle oluyor. Anne rahatsızsa o da oluyor.

İyi bir öykü almak lazım dediğim bu, işte. Anneye evin içinde çok karışan var mesela. O anne sıkıntıda, depresyonda, eh o çocuk da depresyona giriyor. Bazen anneye antidepresan ilaç veriyoruz.

Sütle bebeğe geçmiyor mu?

Geçsin ne yapalım.

Ama değer öyle mi?

Tabii. Koşullar bebeği mutsuz hale getiriyor. Biz göz göze göbek göbeğe diyoruz. Bakışarak, sarılarak emzirmek lazım.

Bir yandan Tv seyretmek yok yani?

Olmaz. Ona kıymet vereceksiniz. Ben şimdi sizinle konuşurken bir yandan da oraya buraya bakayım. Olur mu hiç? Ne dersiniz? Yahu, benimle hiç ilgilenmedi. Olmaz. Ona değer vereceksiniz, o zaman o da mutlu olur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir